Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/29729 E. 2020/6162 K.
Yargıtay 22. HD | 2017/29729 E. | 2020/6162 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/29729 |
| Karar No | 2020/6162 |
| Karar Tarihi | 09.06.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- KHK ile kapatılan kurumlara doğrudan dava açılamaz.
- Olağanüstü hâl kararnameleri dava şartlarını doğrudan etkiler.
- Kapatılan kurumlarda idari başvuru yolu zorunludur.
- Dava şartı yokluğu davanın usulden reddini gerektirir.
Bu karar, hukuken olağanüstü hâl (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatılan kurum ve kuruluşlara karşı adli yargıda açılan veya açılacak olan işçilik alacağı davalarının usul hukuku yönünden nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair son derece önemli bir çerçeve çizmektedir. Yüksek Mahkeme, KHK ile devlet tarafından kapatılmış olan bir eğitim kurumuna karşı yöneltilen uyuşmazlıkta, mahkemelerce işin esasına girilerek maddi vakıaların incelenmesinin hukuken mümkün olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Kararın temel anlamı, devletin olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında el koyduğu veya tamamen faaliyetine son verdiği tüzel kişiliklere karşı husumet yöneltilmesinin kanun koyucu tarafından özel usul kurallarına bağlandığı ve bu kurallara uyulmamasının doğrudan dava şartı yokluğu sonucunu doğuracağıdır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat ilk derece mahkemeleri ve bu alanda faaliyet gösteren hukukçular için kesin bir yol haritası sunmaktadır. Uygulamadaki kritik önemi, kapatılan özel kurumlarda geçmişte çalışmış olan işçilerin kıdem tazminatı, ücret veya manevi tazminat gibi alacak talepleri için adli yargıda doğrudan dava açmak yerine, öncelikle yasal düzenlemelerle oluşturulan usullere uygun biçimde ilgili idari makamlara başvurmaları gerektiğinin altını çizmesidir. Bu yönüyle karar, hem mahkemelerin KHK kapsamındaki dosyalarda gereksiz iş yükü ile karşılaşmasını önlemekte hem de uyuşmazlığın taraflarının yanlış hukuki yollara başvurarak hak kaybına uğramalarının önüne geçmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, bir özel eğitim kurumunda yaklaşık on bir yıl boyunca fen ve teknoloji öğretmeni olarak görev yapmıştır. Çalışma süresi boyunca kendisine okul yönetimi tarafından kasıtlı olarak psikolojik baskı ve yıldırma (mobbing) politikası uygulandığını, ayrıca hak ettiği ek ders ücretlerinin tam olarak ödenmediğini iddia etmiştir. Bu iddialara dayanarak, uğradığı manevi zararların tazmini ve ödenmeyen işçilik alacaklarının, kıdem tazminatı da dâhil olmak üzere tahsili amacıyla çalıştığı okula karşı dava açmıştır. İşveren tarafı ise davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın esastan reddedilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlığın temelinde her ne kadar davacının mobbinge uğrayıp uğramadığı ve ücret alacaklarının bulunup bulunmadığı iddiaları yatsa da dava sürecinde davalı okulun olağanüstü hâl kararnameleri kapsamında devlet tarafından kapatılmış olması, olayın hukuki seyrini ve incelenme usulünü tamamen değiştirmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay'ın bu tür uyuşmazlıkları çözerken dayandığı temel kurallar, olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan özel yasal düzenlemelere ve Kanun Hükmünde Kararnamelere dayanmaktadır. Kararın yasal zeminini oluşturan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m.2 hükmü uyarınca, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu belirlenen özel eğitim kurumları ve şirketler tamamen kapatılmıştır.
Bu şekilde kapatılan kurumlara karşı açılacak olan işçilik alacağı ve tazminat davaları ise 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m.16 hükmü ile özel bir yargılama usulüne bağlanmıştır. İlgili kanun maddesi uyarınca, kararname gereğince kapatılan kurum, kuruluş, şirketler ve bunların sahibi tüzel kişiler aleyhine 17.08.2016 tarihinden önce açılan davalarda mahkemelerce, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.5 uyarınca esasa girilmeksizin dava şartı yokluğu sebebiyle doğrudan ret kararı verilmesi emredilmektedir.
Aynı kanun maddesinin devam eden fıkralarında, 17.08.2016 tarihi dâhil olmak üzere bu tarihten sonra kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davalar hakkında da aynı şekilde dava şartı bulunmaması sebebiyle davanın usulden reddine karar verileceği katı bir kural olarak belirtilmektedir. Kanun koyucu, bu kararlarda davacıların tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde yetkili idari makamlara başvuru hakkı bulunduğunu ve ilgili idari mercinin kararına karşı yalnızca idari yargıda dava açılabileceğini, bu konuda uyuşmazlığın adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamayacağını açıkça hüküm altına almıştır. İş hukuku doktrininde ve Yargıtay uygulamasında bu durum, adli yargı yolunun bu uyuşmazlıklar için tamamen kapatılması ve mutlak bir dava şartı eksikliği olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut uyuşmazlıkta davacı, davalıya ait özel okulda uzun yıllar boyunca öğretmen olarak çalışmış ve çalışma süresi boyunca kendisine mobbing uygulandığı, ek ders ücretlerinin de tarafına eksik ödendiği iddiasıyla mahkemeye başvurarak kıdem tazminatı, manevi tazminat ve alacak talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, olayların maddi boyutuna girilerek iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmiş ve bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı detaylı incelemede, uyuşmazlığın esasına girilmeden önce usul hukuku bakımından çözülmesi gereken çok temel bir mesele olduğunu tespit etmiştir. Dosya kapsamındaki bilgilere göre davalı işyerinin, ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile doğrudan devlet tarafından kapatılan eğitim kurumlarından biri olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Yüksek Mahkeme, bu tespitten hareketle ilk derece mahkemesinin davanın esasına girerek mobbing veya işçilik alacağı açısından maddi bir inceleme yapmasının ve esastan ret kararı kurmasının hukuken hatalı olduğunu belirtmiştir.
Mevcut yasal düzenlemeler ışığında, KHK ile faaliyeti durdurulan ve kapatılan kurumlara karşı yürütülecek yargısal süreçler 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında özel dava şartlarına tabi tutulmuştur. Mahkemenin, yargılamanın esası hakkında ret kararı vermek yerine, davalı eğitim kurumunun KHK ile kapatılmış olması temel olgusunu dikkate alarak, kanunun emredici hükümleri çerçevesinde dava şartı yokluğu incelemesi yapması gerekmektedir. KHK hükümleri uyarınca, davanın esasına girilmeksizin dava veya takip şartının bulunmaması sebebiyle davanın doğrudan reddine karar verilmeli ve ayrıca davacı tarafın kanunda belirtilen süreler dâhilinde ilgili idari mercilere başvuru hakkı bulunduğu da gerekçeli kararda açıkça gösterilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, davalı işyerinin KHK ile kapatılmış olması karşısında ilgili kanun hükümleri uyarınca dava şartı değerlendirmesi yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.