Karar Bülteni
AYM Berkay Güntepe ve Gökçe Şentürk BN. 2022/60808
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/60808 |
| Karar Tarihi | 16.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İzinsiz afiş asma cezası orantılı olmalıdır.
- Üst hadden idari yaptırım gerekçelendirilmelidir.
- Görüntü kirliliğini önleme meşru bir amaçtır.
- İfade özgürlüğüne müdahale ölçülü olmalıdır.
Bu karar, izinsiz afiş asma eylemi nedeniyle uygulanan idari yaptırımların ve idari para cezalarının, anayasal güvence altında olan ifade özgürlüğü bağlamındaki sınırlarını netleştirmesi açısından büyük ve emsal bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kamuya açık alanlarda izinsiz afiş asılmasının çevre ve görüntü kirliliği yaratması sebebiyle idari yaptırıma tabi tutulmasını kural olarak meşru ve gerekli bir müdahale olarak kabul etmektedir. Ancak bu meşruiyetin, cezanın yasal sınırların en üst haddinden, orantısız ve eksik gerekçeyle uygulanmasını hukuka uygun hâle getirmeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında, idareye tanınan yaptırım yetkisinin keyfî şekilde, özellikle de en ağır hâliyle uygulanması hukuk devleti ilkelerine aykırı bulunmuştur.
Benzer uyuşmazlıklar ve idari yaptırım kararları açısından bu karar, idarenin ve derece mahkemelerinin takdir yetkilerini kullanırken ölçülülük ilkesine titizlikle uymaları gerektiğine dair oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Sulh Ceza Hâkimlikleri ve idari merciler, eylemin ağırlığı ile uygulanan cezanın boyutu arasında adil bir denge kurmak ve üst hadden ceza verilirken bunu somut, tatmin edici ve denetlenebilir gerekçelerle açıklamak zorundadır. Özellikle birden fazla kabahatin iç içe geçtiği durumlarda cezanın kişiselleştirilmesi ve orantılılığın sağlanması, temel haklara yönelik ihlallerin önlenmesi bakımından zorunlu bir hukuki kriter olarak uygulayıcıların karşısına çıkmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, siyasi bir partinin üyesi ve kurucusu olan başvurucuların, Aydın ilinde çeşitli otobüs durakları ve trafolar üzerine siyasi içerikli afişler asmaları neticesinde haklarında idari para cezası uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, izin almadan söz konusu afişleri asmalarının ardından kolluk kuvvetlerinin tespiti üzerine en üst hadden hesaplanarak ayrı ayrı idari para cezası ödemekle yükümlü tutulmuşlardır.
Başvurucular, söz konusu eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, afişlerin suç unsuru barındırmadığını ve siyasi kimlikleri nedeniyle en üst hadden cezalandırılmalarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek cezaya itiraz etmişlerdir. İdare ve derece mahkemeleri ise birden fazla kabahatin işlenmesi ve idari kurallara aykırılık gerekçesiyle üst hadden ceza kesilmesinin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Başvurucular, bu cezaların iptali talebiyle başvurdukları hukuki yolların sonuçsuz kalması üzerine Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken özellikle ifade özgürlüğü ve idari yaptırımların sınırları çerçevesinde temel hukuk kurallarına dayanmıştır. İfade özgürlüğü, Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında güvence altına alınmış olup, herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu ifade eder. Bu temel hak, yalnızca kanunla ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ile ölçülülük ilkesine aykırı olmayacak şekilde sınırlandırılabilir.
Uyuşmazlığın idari ve kanuni dayanağını oluşturan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.42 uyarınca, kamuya ait alanlara veya özel mülklere izinsiz afiş asılması idari para cezası gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un içtima hükümlerini detaylandıran 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.15 ise, bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi hâlinde idari para cezalarından sadece en ağır olanının verileceğini öngörmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kamuya açık alanlarda izinsiz afiş asılmasının önlenmesi, idare açısından sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve görüntü kirliliğinin engellenmesi gibi kamu yararı güden oldukça meşru bir amaca dayanmaktadır. İnternet, sosyal medya ve diğer dijital iletişim gibi sayısız alternatif kanalın bulunduğu günümüz modern şartlarında, fikirleri yaymak için çevreyi kirletecek şekilde fiziksel alanlara izinsiz müdahalede bulunmak ifade özgürlüğünün mutlak ve zorunlu bir unsuru olarak görülemez. Ancak doktrin ve Anayasa Mahkemesi yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, idari yaptırımların ulaşılmak istenen meşru amaçla makul bir orantı içinde olması şarttır. Bu durum; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerini barındıran anayasal ölçülülük ilkesinin mutlak bir gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların üyesi oldukları siyasi partinin etkinliklerini duyurmak amacıyla gerçekleştirdikleri izinsiz afiş asma eylemlerine karşılık idari para cezası uygulanmasının, anayasal güvence altındaki ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğunu açıkça tespit etmiştir. Bu müdahalenin 5326 sayılı Kanun çerçevesinde kanuni bir dayanağının bulunduğu ve genel anlamda görüntü kirliliğini önlemeye yönelik meşru bir amaç taşıdığı kabul edilmiştir. Mahkeme, sağlıklı ve düzenli bir çevrede yaşama hakkının korunması bağlamında idari tedbirlerin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğini de ayrıca vurgulamıştır.
Ancak müdahalenin anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığına yönelik yapılan ölçülülük incelemesinde, idarenin uyguladığı yaptırımın orantılılık alt ilkesiyle bağdaşmadığı net bir biçimde görülmüştür. Olay tarihinde idari para cezasının kanuni alt sınırı 581 TL iken, başvuruculara en üst sınır olan 18.028 TL tutarında ceza kesilmiştir. İdari makamlar, bu en üst hadden cezayı başvurucuların geçmişteki başka kabahatleri ve haklarında yürütülen adli tahkikatları gerekçe göstererek uygulamışlardır. Sulh Ceza Hâkimlikleri de itirazları incelerken, bir fiille birden fazla kabahat işlendiği değerlendirmesiyle bu üst hadden ceza verilmesini hukuka uygun bulmuştur.
Buna karşın, idare ve yargı mercilerinin vermiş olduğu kararlarda, başvurucuların farklı zamanlarda işledikleri iddia edilen eylemlerinin nasıl olup da tek bir fiil olarak kabul edildiğine dair tatmin edici bir hukuki açıklama yapılmamıştır. Ayrıca, hangi kabahatin cezasının diğerinden ağır olduğu yönünde ikna edici hiçbir gerekçe ortaya konulmadığı saptanmıştır. Teşdit (artırım) uygulanması için gösterilen hususların, cezanın alt sınırından uzaklaşılmasını haklı çıkarsa bile, mutlak surette en üst hadden yaptırım uygulanması için yeterli bir hukuki dayanak sunmadığı belirlenmiştir. Yeterli inceleme yapılmaksızın gerçekleştirilen gerekçesiz ve en üst hadden ceza uygulaması, başvurucuların temel haklarına yönelik orantısız ve ölçüsüz bir müdahale oluşturmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uygulanan idari yaptırımın orantısız olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.