Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2010/9663 E. 2011/12406 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2010/9663 |
| Karar No | 2011/12406 |
| Karar Tarihi | 24.11.2011 |
| Dava Türü | Maddi ve Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kamu görevlisine şahsen tazminat davası açılamaz.
- Görev sırasındaki eylemler hizmet kusuru sayılır.
- Hizmet kusurunda husumet idareye yöneltilmelidir.
- Kişisel kusur ve hizmet kusuru ayrımı şarttır.
Bu karar, kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevler sırasında işledikleri iddia edilen kusurlara dayalı tazminat davalarında husumetin kime yöneltileceği hususunu netleştirmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, memurların görev kapsamındaki eylemlerinden doğan zararların, kamu görevlisinin doğrudan şahsına karşı adli yargıda açılacak bir dava ile talep edilemeyeceğini vurgulamaktadır. İlgili mevzuat uyarınca, kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında ortaya çıkan kusur kişisel değil, bir "hizmet kusuru" niteliğindedir. Bu nedenle, Anayasal güvence gereği, zarar gören kişilerin ancak ilgili kamu kurumu aleyhine dava açabileceği hüküm altına alınmıştır.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisine bakıldığında, bu içtihat özellikle amir konumundaki kamu görevlilerinin maiyetindeki memurlara yönelik idari işlem ve eylemleri sebebiyle adli yargıda açılan mobbing veya haksız fiil davalarında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Zarar görenlerin doğrudan şahıslara yönelerek husumet hatasına düşmelerini engelleyen bu karar, idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idare hukuku prensipleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini göstermektedir. Böylece, kamu görevlilerinin kanuni sınırları içindeki görevlerini yerine getirirken şahsi malvarlıklarıyla doğrudan tehdit edilmelerinin önüne geçilmiş ve yargılamalarda husumet kurallarının doğru uygulanması teminat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı taraf, olay tarihinde vali olarak görev yapan davalının kendisine yönelik haksız eylemlerde bulunduğu ve mobbing uyguladığı iddiasıyla makam sahibinin şahsına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, davalı valinin Başbakanlık genelgelerine aykırı olmasına rağmen isimsiz, imzasız, adres ve belge içermeyen bir şikayet dilekçesini işleme koyarak davacının mağduriyetine yol açtığı iddiası yatmaktadır. Ayrıca davacının, kendisinden daha alt kademede bulunan memurların idari inceleme adı altında görevlendirilmesi suretiyle psikolojik baskıya maruz bırakıldığı ileri sürülmüştür. Davacı, yaşadığı bu süreç nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini belirterek valinin şahsından tazminat talep etmiş; yerel mahkemenin davayı esastan reddetmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay'a taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 hükmü, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceğini emredici bir şekilde düzenlemektedir. Bu anayasal kural, idari işleyişin sürekliliğini sağlayan ve kamu görevlilerini koruyan temel bir teminattır.
Buna paralel olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13 hükmünde de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açmaları gerektiği açıkça belirtilmektedir. Her ne kadar haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.41 genel bir hüküm olarak kusurlu davranışla zarar veren kişinin zararı tazminle yükümlü olduğunu belirtse de, hukuk sistemimizde özel hükümlerin genel hükümlere üstünlüğü prensibi geçerlidir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, kamu tüzel kişileri hizmetleri bizzat değil gerçek kişi konumundaki kamu görevlileri aracılığıyla yürütür. Bu sebeple, personelin görev sırasındaki ihmal ve kusurları kamu kurumunun "hizmet kusuru" sayılır. Hizmetten ayrılabilen kişisel kusur ise ancak kamu göreviyle hiçbir ilgisi olmayan, memurun tamamen özel hayatı ve kişisel tutumlarından kaynaklanan eylemlerde söz konusu olabilir. Somut uyuşmazlıktaki gibi makamın yetkileri kullanılarak tesis edilen idari nitelikteki eylemler şahsi kusur değil, hizmet kusuru çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki olguları ve mahkemenin esastan verdiği ret kararını usul hukuku kuralları yönünden inceleyerek çok önemli tespitlerde bulunmuştur. Olayda, davacı tarafın iddialarının tamamı, davalı valinin yürütmekte olduğu kamu görevi kapsamındaki işlemlere ve yetki kullanımına dayanmaktadır. İsimsiz bir şikayet dilekçesinin idarece işleme konulması veya hiyerarşik olarak alt kademedeki memurların inceleme yapmak üzere görevlendirilmesi gibi eylemler, kamu görevinin ifası sırasında ortaya çıkan idari işlemler ve eylemler bütünüdür.
Yargıtay incelemesinde, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken verdikleri zararların, eylemi gerçekleştiren makam sahibinin kişisel kastı veya kusuru iddia edilse dahi, idarenin hizmet kusurundan bağımsız düşünülemeyeceği vurgulanmıştır. İdarenin tüzel kişiliği soyut olduğundan, tüm kamu hizmetleri memurlar eliyle yürütülmektedir. Davalı valinin görevi başında ve makamının verdiği resmi yetkileri kullanarak gerçekleştirdiği idari eylemlerin, hizmetten ayrılabilen tamamen kişisel bir kusur olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir.
Hal böyle olunca, iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) ve haksız eylemler neticesinde doğduğu ileri sürülen zararların tazmini için kamu görevlisinin doğrudan şahsına karşı adli yargıda dava açılması, anayasal ve yasal düzenlemelere açıkça aykırıdır. Anayasa ve kanunların emredici hükümleri gereğince, davacının bu tazminat talebini ilgili kamu idaresine yöneltmesi gerekmektedir. Yerel mahkemenin kamu görevlisi hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermesi gerekirken, davalının eylemlerini şahsi kusur kapsamında değerlendirip işin esasına girerek esastan ret kararı vermesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiği tespitiyle, yerel mahkemenin işin esasına girerek verdiği kararı usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.