Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2010/5813 E. 2011/5727 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2010/5813 |
| Karar No | 2011/5727 |
| Karar Tarihi | 23.05.2011 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Haksız tahrik manevi tazminat miktarını doğrudan etkiler.
- Manevi tazminat miktarı her zaman adalete uygun olmalıdır.
- Zarar görenin olaydaki kışkırtması tazminattan kesin indirim sebebidir.
- Tazminat bir ceza veya zenginleşme aracı olarak kullanılamaz.
- Manevi tazminat sadece elde edilmek istenen doyum duygusunu sağlamalıdır.
Bu Yargıtay kararı, haksız eylem neticesinde hükmedilecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin kışkırtıcı davranışlarının (haksız tahrik) önemini ve tazminat miktarına olan doğrudan etkisini hukuken net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karara göre, haksız eylemin bizzat davacının tahriki ve kışkırtması altında işlenmesi halinde, takdir edilecek manevi tazminat miktarından hakkaniyete uygun bir indirim yapılması yasal bir zorunluluktur. Davacının olaydaki kusuru, husumeti veya kışkırtması dikkate alınmadan, sadece neticeye bakılarak yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmesi hukuka, hakkaniyete ve tazminatın temel ruhuna aykırı bulunmuştur. Mahkemenin tazminat miktarını tayin ederken objektif bir değerlendirme yapması gerektiği vurgulanmıştır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, manevi tazminatın bir zenginleşme veya cezalandırma aracı olamayacağı yönündeki yerleşik ilkeyi çok güçlü bir şekilde pekiştirmektedir. İlk derece mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken olayın gelişim biçimini, tarafların olay öncesindeki kusur durumlarını ve özellikle kışkırtma (tahrik) olgusunu karar yerinde objektif ölçülerle tartışması gerektiği kesin bir dille ifade edilmiştir. Ayrıca, karara eklenen ve karşı oy yazısında yer alan tespitler, kamu kurumlarında yöneticiler tarafından astlara uygulanan psikolojik taciz (mobbing) ve sistematik zorluk çıkarma iddialarının, hukuken bir kışkırtma ve haksız tahrik bağlamında nasıl ele alınabileceğine dair uygulamaya yön verecek nitelikte çok önemli hukuki argümanlar sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Dava, bir kamu kurumunda çalışan taraflar arasında meydana gelen olay neticesinde, yönetici konumundaki davacı ile astı konumundaki davalı arasında yaşanan etkili eylem (fiziksel müdahale/yaralama) sonrasında açılan manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalının kendisine yönelik gerçekleştirdiği fiziksel eylemi nedeniyle büyük bir elem ve üzüntü duyduğunu, kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek uğradığı manevi zararların yüklü bir tazminat ile karşılanmasını talep etmiştir.
Davalı taraf ise söz konusu eylemi durduk yere gerçekleştirmediğini, olay öncesinde davacının kendisine karşı sürekli ve sistematik bir biçimde zorluk çıkardığını, kasten kışkırtıcı tutumlar sergilediğini savunmuştur. Davalı, eşinin doğumu için hastane randevusu almış ancak yönetici olan davacı, sevk evrakı konusunda zorluk çıkararak devletin sağlaması gereken sağlık hakkını engellemiş ve kişisel hasımlığını doğacak çocuğa kadar yaygınlaştırmıştır. Bu ağır psikolojik baskı ortamında kışkırtılan davalı, bahsi geçen etkili eylemi gerçekleştirmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay incelemesinde, uyuşmazlığın çözümü için temel alınan ve yorumlanan en temel hukuki kural, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu m. 47 hükmüdür. İlgili kanun maddesi uyarınca, hakimin özel durumları ve somut olayın tüm koşullarını göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarının mutlaka adalete ve hakkaniyete uygun olması emredilmektedir. Manevi tazminat, zarara uğrayan kişide sadece manevi huzuru yeniden doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer bir hukuki işlevi olan tamamen özgün bir nitelik taşımaktadır.
Kararda ayrıca, manevi tazminatın sınırlarının belirlenmesinde yol gösterici olan 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçelerine ve ilkelerine atıf yapılmıştır. Bu içtihadı birleştirme kararına göre, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını doğrudan etkileyecek olan özel durum ve koşullar mahkeme tarafından son derece titizlikle değerlendirilmelidir. Manevi tazminatın temel felsefesi bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin maddi bir zararın eksiksiz karşılanmasını da kesinlikle amaç edinmemiştir. O halde hükmedilecek bu tazminatın üst sınırı, onun hukuki amacına göre özenle belirlenmelidir.
Takdir edilecek tutar, var olan fiili durumda elde edilmek istenilen manevi doyum duygusunun etkisine ulaşmak için sadece gerekli olan kadar olmalıdır. Hakim, bu konuda kendisine tanınan takdir hakkını kullanırken, bu miktara etki eden nedenleri de karar yerinde nesnel ölçülere göre isabetli bir biçimde açıkça göstermelidir. Tarafların olay içindeki kusur durumu ve özellikle zarar gören kişinin haksız tahrik oluşturan, olayları tırmandıran kışkırtıcı eylemleri tazminat miktarında mutlak surette ciddi bir indirimi gerektiren hukuki sebeplerin başında gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dosya içeriğini ve taraflar arasında geçen olayların gelişimini incelediğinde, etkili eylem nedeniyle daha önce cezalandırılmasına karar verilen davalının, dava konusu edilen şiddet eylemini tamamen durduk yere yapmadığını, eylemi davacının açık kışkırtması (haksız tahriki) sonucunda gerçekleştirdiğini hukuken tespit etmiştir. Yargıtay'ın değerlendirmesine göre, dava konusu olayın gelişim biçimi ayrıntılı olarak incelendiğinde, davacının kışkırtma eyleminin olayın bu boyuta ulaşmasında ve meydana gelmesinde son derece etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu husus, taraflar arasındaki uyuşmazlığın salt bir eylem-zarar ilişkisinden ibaret olmadığını göstermektedir.
Yargıtay Dairesi, manevi tazminatın belirlenmesine yönelik yerleşik esaslara detaylıca değinerek, somut olaydaki kışkırtma unsurunun tazminat miktarına doğrudan ve güçlü bir şekilde etki etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daire çoğunluğu, yerel mahkeme tarafından davacı yararına hükmedilen manevi tazminat tutarının, davacının olayı başlatan ve tırmandıran kışkırtıcı tavırları ile somut olayın tüm özellikleri dikkate alındığında adalete aykırı biçimde fazla olduğuna kanaat getirmiştir.
Öte yandan, karara şerh düşülen karşı oy yazısında, uyuşmazlığa konu olayın aslında çok boyutlu bir psikolojik taciz (mobbing) vakası olduğu son derece çarpıcı ifadelerle dile getirilmiştir. Karşı oy yazısında, yönetici konumundaki davacının sahip olduğu kamusal yetkileri kötüye kullanarak, sağlık sorunu olan astına ve hatta doğacak çocuğuna dahi zarar verecek düzeyde düşmanca bir tutum sergilediği, sevk evrakı uygulamasını bir baskı aracına dönüştürdüğü ifade edilmiştir. Bu görüşe göre, davacının bu derece kasıtlı ve yoğun kusurlu hareketleri karşısında, yaşanan tepkisel eylemden dolayı kendisine manevi tazminat ödenmesinin hiçbir şekilde düşünülemeyeceği, davanın esastan ve tamamen reddedilmesi gerektiği savunulmuştur.
Ancak Daire çoğunluğu, eylemin niteliği itibarıyla tazminat talebinin tamamen reddedilmesi gerektiği görüşüne iştirak etmemiştir. Bunun yerine, eylemin davacının ağır kışkırtması altında işlendiği gerçeğini gözeterek, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması ve hükmedilecek bedelden ciddi bir hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği prensibini benimsemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, olayın gelişim biçimi ve davacının kışkırtma eylemi gözetilerek davacı yararına daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği yönünde karar vererek yerel mahkeme kararını davalı yararına bozmuştur.