Karar Bülteni
AYM Ertan Yavuz Aslan ve Diğerleri BN. 2023/107549
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/107549 |
| Karar Tarihi | 22.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırma bedeli enflasyona karşı korunmalıdır.
- Değer kaybı mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Bireye olağan dışı külfet yüklenemez.
- İhlalin giderimi için yeniden yargılama şarttır.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, mülkiyet hakkının kamu gücü karşısında korunması ve kamulaştırma süreçlerinde vatandaşların enflasyonist ekonomik koşullar altında zarara uğratılmaması adına son derece kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Devletin kamu yararı amacıyla özel mülkiyete müdahale etme yetkisi bulunmakla birlikte, bu yetkinin kullanımı sırasında mülk sahibine ödenmesi gereken bedelin gerçek ve güncel değerini yansıtması anayasal bir zorunluluktur. Bu karar, kamulaştırma bedelinin tespit edildiği tarih ile fiilen ödendiği tarih arasında geçen sürede yaşanan enflasyonun, paranın alım gücünü düşürmesi durumunda, bu değer kaybının mülkiyet hakkına yönelik ağır ve orantısız bir müdahale teşkil ettiğini hukuken tescil etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, derece mahkemelerine ve idarelere kesin bir mesaj vermektedir. Kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma davalarında, hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında erimesine göz yumulamayacağı, uzun süren yargılama veya ödeme süreçlerinde paranın satın alma gücünün korunmasının adil dengenin ve hukuk devletinin bir gereği olduğu içtihat altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, benzer mağduriyetleri yaşayan binlerce vatandaş için güçlü bir emsal oluşturmakta, idarelerin tazminat ödemelerinde ekonomik gerçeklikleri dikkate alarak gecikmeksizin hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, enflasyon farklarını ve değer kayıplarını hesaplayarak mülkiyet hakkını koruyan kararlar vermesi gerektiği bu kararla bir kez daha pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlık, başvurucu Ertan Yavuz Aslan ve diğer mülk sahiplerinin taşınmazlarına idare tarafından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atılması veya yürütülen süreçlerde belirlenen kamulaştırma bedellerinin ödenmesi aşamasında yaşanan değer kayıplarından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, kendilerine ait olan taşınmazların idarece devralınması karşılığında takdir edilen bedellerin, ödeme anına kadar geçen süre zarfında ülkedeki enflasyon oranları karşısında ciddi anlamda eridiğini ve alım gücünü yitirdiğini belirtmişlerdir.
Sürecin uzaması ve paranın değer kaybetmesi nedeniyle kendilerine ödenen meblağın taşınmazın gerçek karşılığını ifade etmediğini öne süren vatandaşlar, bu durumun mülkiyet haklarını zedelediği gerekçesiyle yargı yoluna başvurmuşlardır. Derece mahkemelerinde yürütülen süreçlerde değer kaybının telafi edilmemesi ve zararlarının giderilmemesi üzerine başvurucular, bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasının kendilerine şahsi ve olağan dışı bir külfet yarattığını iddia ederek, mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa m. 46 kapsamında düzenlenen kamulaştırma ilkelerine dayanmıştır. Anayasa'nın 46. maddesi, devletin kamu yararı gerektirdiği hâllerde özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırabileceğini, ancak bu işlemin mutlak surette taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartına bağlı olduğunu amir hüküm altına almıştır.
Bu anayasal kuralların yanı sıra Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde orantılılık ve adil denge ilkelerini temel alan yerleşik içtihat prensiplerini uygulamıştır. Doktrinde ve yerleşik yargı kararlarında da vurgulandığı üzere, kamulaştırma bedelinin tespit edildiği tarih ile mülk sahibine fiilen ödendiği tarih arasında geçen sürede enflasyon gibi ekonomik etkenler nedeniyle paranın değer kaybetmesi, mülk sahibine kamu yararı uğruna aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmesi anlamına gelmektedir.
Anayasa Mahkemesinin geçmiş yıllarda verdiği istikrarlı kararlar, bu alandaki temel referans noktalarını oluşturmaktadır. Bu kararlardaki yerleşik içtihada göre, kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma bedellerinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Mülkiyet hakkının dokunulmazlığı esası çerçevesinde, bireylerin idarenin yavaş işlemesi veya yargı süreçlerinin uzaması sebebiyle maruz kaldıkları bu tür ekonomik erimelerin telafi edilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve hakkaniyetin vazgeçilmez bir gereği olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarını incelediğinde, uyuşmazlığın özünün kamulaştırma bedelinin zaman içinde enflasyon nedeniyle erimesine dayandığını saptamıştır. Mahkeme, dosya kapsamındaki olay ve olguların, daha önce karara bağlanan ve mülkiyet hakkı ihlali tespiti yapılan pilot ve emsal nitelikteki kararlarla birebir benzerlik gösterdiğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda, idare tarafından gerçekleştirilen kamulaştırma eylemleri sonrasında başvuruculara ödenmesi öngörülen bedellerin, ödeme tarihine kadar geçen süredeki enflasyonist etkiler hesaba katılmadan, sadece nominal değeri üzerinden değerlendirildiği tespit edilmiştir.
Yapılan detaylı incelemede, kamulaştırma bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının, kamu yararı ile bireyin temel hakları arasında bulunması gereken adil dengeyi başvurucular aleyhine bozduğu açıkça ifade edilmiştir. Başvurucuların kendi kusurlarından kaynaklanmayan nedenlerle, sırf yargısal veya idari prosedürlerin uzaması ve ekonomik dalgalanmalar sebebiyle taşınmazlarının gerçek değerinden mahrum bırakılmaları, onlara şahsi, olağan dışı ve katlanılamaz bir külfet yüklemiştir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunması güvencesinin kâğıt üzerinde kalmaması ve fiili bir anlam ifade etmesi için, kamulaştırma bedellerinin paranın satın alma gücündeki düşüşe karşı korunmasının zorunlu olduğunun altını çizmiştir.
Somut başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, derece mahkemelerinin ve idari süreçlerin söz konusu değer kaybını telafi edecek yeterli güvenceleri ve mekanizmaları sağlamadığı, mevcut içtihatlardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir farklı ve istisnai durumun bulunmadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, ortaya çıkan zararın giderilmesi ve ihlalin sonuçlarının tümüyle ortadan kaldırılması için davanın yeniden görülmesinin anayasal bir zorunluluk olduğu değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.