Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Şevket Akduman | BN. 2021/29216

Karar Bülteni

AYM Şevket Akduman BN. 2021/29216

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 2021/29216
Karar Tarihi 17.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kanun değişikliğiyle tahsil imkânının kaldırılması mülkiyet hakkını zedeler.
  • Yargılama sırasındaki yasal düzenlemeler hak arama hürriyetini engellememelidir.
  • Mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı güvence altındadır.
  • Kazanılmış hakların sonradan çıkarılan kanunla ihlali anayasaya aykırıdır.

Bu karar, devam eden bir yargılama sürecinde kanun koyucu tarafından yapılan yeni bir yasal düzenlemenin, kişilerin mevcut alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmasının anayasal haklar üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkisini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Mahkemeye başvuran ve alacağını tahsil etmek amacıyla uygun hukuki yolları usulüne uygun şekilde tüketen bir vatandaşın, yargılama esnasında yürürlüğe giren kanun değişiklikleri gerekçe gösterilerek aniden hukuki korumadan mahrum bırakılması, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının açık ve ağır bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Hukuk devletinde yasa koyucunun elbette kamu yararını gözeterek yeni yasal düzenlemeler yapma yetkisi bulunmaktadır; ancak bu geniş takdir yetkisi, halihazırda yargı mercileri önünde hakkını arayan kişilerin meşru beklentilerini boşa çıkaracak, kazanılmış haklara zarar verecek ve hukuki güvenlik ilkesini zedeleyecek boyuta kesinlikle ulaşmamalıdır.

Emsal niteliğindeki bu Anayasa Mahkemesi kararı, özellikle çeşitli şirketlerden alacaklı olan yatırımcılar veya ortaklar tarafından açılan iade, alacak ve tazminat davalarında, süreç içerisinde torba kanunlar veya özel yasal düzenlemelerle getirilen kısıtlamaların anayasal sınırını net bir biçimde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, benzer uyuşmazlıklarda derece mahkemelerinin sadece yeni yürürlüğe giren yasayı katı bir lafzi yorumla ve geriye yürütmek suretiyle uygulamakla yetinmemesi gerektiğini, aynı zamanda bireyin mülkiyet hakkına ve bu hakkı korumak için başvurduğu hukuki yolların etkililiğine de anayasal düzeyde dikkat etmesi gerektiğini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Uygulamadaki hâkimler ve meslektaşlarımız açısından bu karar, kanun değişikliklerinin derdest davalara uygulanmasında temel hakların korunması perspektifinin terk edilmemesi gerektiği yönünde çok önemli bir yol gösterici metin niteliğine sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, geçmişte bir şirkete yatırım amacı güderek yatırmış olduğu paranın tarafına iade edilmesi talebiyle yetkili ve görevli Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak davası açmıştır. Başvurucu, davayı açarken mevzuatta öngörülen tüm usul ve esas şartlarını yerine getirerek alacağına kavuşmayı beklemekteyken, yargılama süreci devam ettiği esnada kanun koyucu tarafından doğrudan bu tür davaları etkileyen yeni bir yasal düzenleme yapılarak yürürlüğe konulmuştur.

İlgili yeni yasal düzenleme sonrasında, başvurucunun muhatap şirket nezdindeki alacağını mevcut hukuki mekanizmalar üzerinden tahsil etme imkânı fiilen ve hukuken ortadan kalkmıştır. Yargılama mercileri, yeni yürürlüğe giren bu kanuni düzenlemeyi uyuşmazlığa uygulayarak başvurucunun davası hakkında ret yönünde karar vermiş ve alacağın tahsiline giden hukuki yolu kapatmıştır. Başvurucu, tamamen kendi iradesi dışında gerçekleşen bu kanuni düzenleme nedeniyle davasının sonuçsuz kalması ve alacağını hiçbir şekilde tahsil edememesi üzerine, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak mülkiyet hakkı ve bu hakla sıkı sıkıya bağlantılı olan etkili başvuru hakkına ilişkin anayasal prensipleri, ulusal normları ve yerleşik içtihatlarını temel bir referans noktası olarak almıştır. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan en temel norm, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu güvence altına alan ve ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceğini öngören Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 hükmüdür. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları ekonomik değerler ve meşru alacak beklentileri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma yetkisi verirken, aynı zamanda bu değerlerin devletin veya üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı korunmasını da kesin bir biçimde güvence altına alır.

Bununla birlikte, modern hukuk sistemlerinde sadece maddi bir hakkın soyut olarak tanınması yeterli olmayıp, bu hakkın herhangi bir şekilde ihlali durumunda kişilerin gecikmeksizin başvurabileceği etkin hukuki yolların da bulunması mutlak bir şarttır. Bu noktada devreye giren en önemli anayasal kural, temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makamlara gecikmeden başvurma imkânının sağlanmasını emreden Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.40 hükmüdür. Etkili başvuru hakkı, kişinin hakkını arayabilmesi için sadece teorik bir imkânın ötesinde, fiilen işleyen, erişilebilir, sonuç alıcı ve ihlali giderme kapasitesine sahip bir yargısal mekanizmanın varlığını zorunlu kılar.

Anayasa Mahkemesinin eldeki uyuşmazlığa uyguladığı temel yerleşik içtihat prensibi ise daha önce benzer konularda verilen emsal nitelikteki kararlarda açıkça ortaya konulan hukuki ilkelerdir. Bu ilkelere göre, bireylerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla kanunların öngördüğü uygun hukuki yollara zamanında başvurmalarının ardından, bizzat yasa koyucu tarafından yargılama sırasında yapılan yeni kanuni düzenlemelerle bu mekanizmaların işletilmesinin tamamen engellenmesi açık bir hak ihlali oluşturur. Kişinin hukuki yolları işletme imkânından sonradan çıkarılan ve geriye yürüyen bir yasa ile aniden mahrum bırakılması, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleyi orantısız şekilde ağırlaştırmakta ve hakkın korunmasını sağlayan etkili başvuru güvencesini bütünüyle anlamsız hâle getirmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından yapılan derinlemesine incelemede, somut olayın kendine özgü koşulları, uyuşmazlığın kronolojik arka planı ve yargılama süreci mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı bağlamında detaylı bir biçimde değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, başvurucunun ilgili şirket nezdindeki meşru alacağını tahsil edebilmek amacıyla yürürlükteki mevzuata tam olarak uygun bir biçimde hukuki yollara başvurduğunu, gerekli harç ve masrafları yatırarak davasını açtığını ve yargılamanın olağan akışı içinde hakkına kavuşmayı beklediğini tespit etmiştir.

Başvurucunun dava açtığı tarihte yürürlükte olan hukuki durum uyarınca söz konusu alacağın tahsili yönünde oldukça güçlü ve meşru bir beklentisi bulunmakta olup, bu meşru beklenti anayasal anlamda mülkiyet hakkı kapsamında koruma altında olan bir değerdir. Ancak uyuşmazlığa konu yargılama süreci henüz devam ederken kanun koyucu tarafından olaya doğrudan etki eden yeni bir yasal düzenleme ihdas edilmiştir. Bu yeni yasal düzenleme, derece mahkemeleri tarafından başvurucunun devam eden davasında derhâl uygulanmış ve neticesinde başvurucunun alacağını mevcut yargısal mekanizmalar üzerinden tahsil etme ihtimalini tamamen ortadan kaldırarak davanın reddedilmesine neden olmuştur.

Yüksek Mahkeme, emsal içtihatlarına atıfta bulunarak, bireylerin Anayasa'dan kaynaklanan hak arama hürriyetlerini aktif bir biçimde kullanarak yargı mercileri önüne taşıdıkları uyuşmazlıklarda, sonradan yapılan kanuni düzenlemelerle ellerindeki hukuki mekanizmaları işletme imkânından tümüyle mahrum bırakılmalarının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını ve asla kabul edilemez olduğunu kuvvetle vurgulamıştır. Yargılama esnasında yürürlüğe giren ve sürmekte olan davalara geçmişe etkili olarak müdahale eden bu tür yasal değişikliklerin, mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunmasını sağlayan etkili başvuru hakkının temel özünü zedelediği kanaatine varılmıştır. Başvurucunun, davanın açılmasından sonra tamamen kendi iradesi ve kusuru dışında gelişen bir kanun değişikliği sebebiyle hakkına ulaşamaması, devlete ve yargı sistemine olan güven ilkesini sarsıcı nitelikte bulunmuştur.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi, oluşan bu hak ihlalinin sadece tespiti ile yetinilemeyeceğini, ihlalin tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir zorunluluk ve yarar bulunduğuna bilhassa dikkat çekmiştir. Yargılamanın yenilenmesi suretiyle başvurucunun hukuki korumadan yeniden faydalandırılması ve davasının anayasal ilkelere uygun olarak tekrar görülmesi gerektiği tespit edilmiştir. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının başvurucu açısından yeterli ve en uygun giderim yöntemini sağlayacağı anlaşıldığından, başvurucunun bununla birlikte ayrıca talep ettiği tazminat istemleri bu aşamada yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu alacağın tahsili imkânının ortadan kaldırılması suretiyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: