Karar Bülteni
AYM Selda Tatar ve Diğerleri BN. 2021/28240
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/28240 |
| Karar Tarihi | 17.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal (Gerekçeli Karar Hakkı) |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esasa etkili iddialar kararda gerekçelendirilmek zorundadır.
- Kamera kayıtlarının incelenmemesi gerekçeli karar hakkını ihlal eder.
- Yaşam hakkı şikayetleri yasal süresi içinde yapılmalıdır.
- Hizmet kusuru araştırılırken kritik deliller titizlikle değerlendirilmelidir.
Bu karar, idari yargı makamlarının, mahpusların cezaevinde vefat etmesi üzerine idareye karşı açılan tam yargı davalarında ileri sürülen esasa etkili iddiaları ve toplanan kritik delilleri kararlarında mutlaka tartışması ve gerekçelendirmesi gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Derece mahkemesinin, olayın aydınlatılması ve gerçeğin ortaya çıkması bakımından hayati önem taşıyan kamera kayıtları gibi somut delilleri değerlendirmeden ve başvurucuların idareye atfettikleri hizmet kusuruna yönelik gecikme iddialarını mantıksal bir çerçevede karşılamadan davanın reddine karar vermesi, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Benzer idari uyuşmazlıklarda ve tam yargı davalarında bu karar, derece mahkemelerinin delil toplama ve değerlendirme süreçlerindeki özen yükümlülüğünü doğrudan artırıcı nitelikte güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle ceza infaz kurumlarında meydana gelen şüpheli veya ani ölüm olaylarına ilişkin açılan tazminat davalarında, idarenin tıbbi müdahalede gecikip gecikmediği yönündeki ağır iddiaların soyut ve genel geçer ifadelerle değil, bizzat kamera kayıtları, olay tutanakları ve tanık beyanları gibi somut deliller üzerinden derinlemesine tartışılarak karara bağlanması gerektiği net bir biçimde tescillenmiştir. Öte yandan söz konusu karar, yaşam hakkının ihlali bağlamında bireysel başvuru yollarının yasal otuz günlük hak düşürücü süresi içinde kullanılmasının zorunlu olduğunu, aksi takdirde başvuruların esasına girilmeden süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunacağını hukuk uygulayıcılarına ve vatandaşlara bir kez daha kesin bir dille hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların eşi ve babası olan A.T., silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklu olarak bulunduğu Osmaniye 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Başvurucular; cezaevi yönetiminin ve sağlık görevlilerinin A.T.'nin önceden bilinen kronik kalp ve tansiyon rahatsızlıklarına rağmen acil duruma müdahalede ve ambulans çağırmada geç kaldıklarını, bu nedenle idarenin olayın meydana gelmesinde ağır hizmet kusuru bulunduğunu iddia ederek ilgili idareye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, yargılama aşamasında cezaevinden olaya ait kamera kayıtlarını getirtmiş ancak bu kayıtlara yönelik dosyada hiçbir inceleme yapmadan ve tanık beyanlarındaki açık çelişkileri gidermeden davayı reddetmiştir. İstinaf başvurusunun da reddedilerek kararın kesinleşmesi üzerine başvurucular, hem etkili soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının hem de esasa etkili iddiaların mahkemece karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak gerekçeli karar hakkı ilkelerine ve Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkına ilişkin usul ve esas kurallarına dayanmıştır.
Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan açık hüküm gereğince, bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü bulunmaktadır. Mahkemelerin yargılamada ileri sürülen tüm iddialara tek tek ve uzun uzadıya yanıt verme zorunluluğu bulunmasa da, davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazları ilgili ve yeterli bir gerekçe ile mutlaka karşılaması zorunludur. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin uyuşmazlığa dair temel hukuki ve maddi sorunları titizlikle incelediğinin, değerlendirmelerin ve ulaşılan sonuçların karardan açıkça anlaşılmasını gerektirir. Aksi bir tutum, mahkemenin keyfi hareket ettiği izlenimini doğurarak yargılamanın hakkaniyetini zedeler.
Ceza infaz kurumlarında meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri ve devletin yaşam hakkını koruma bağlamındaki anayasal pozitif yükümlülükleri, mahpusların yaşamı üzerindeki olası tehditlerin engellenmesini ve tıbbi tedavilerine en üst düzeyde özen gösterilmesini zorunlu kılar. Devletin gözetimi altındayken meydana gelen şüpheli ölümlerde, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının adli ve idari yargı yollarıyla şeffaf bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak, tüm bu anayasal hak ihlalleri iddialarının Anayasa Mahkemesi önüne taşınabilmesi için usul kurallarına, özellikle de bireysel başvuru süresine (nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gün) titizlikle uyulması esastır. Süre şartı, Anayasa Mahkemesi yargılamasının kamu düzenine ilişkin en temel usul kurallarından biri olup, uyulmaması hâlinde iddiaların esasına girilmesini kesin surette engellemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, öncelikle başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddialarını süre yönünden değerlendirmiştir. Başvurucuların yakınının ölümüne dair yürütülen adli ceza soruşturmasında verilen takipsizlik kararına yapılan itirazın reddine dair kararın, başvurucu vekiline 25 Aralık 2017 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği tespit edilmiştir. Buna karşılık, bireysel başvurunun yasal olarak öngörülen otuz günlük hak düşürücü süre geçtikten çok uzun bir zaman sonra, 21 Mayıs 2021 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkına yönelik şikayeti süre aşımı sebebiyle kabul edilemez bulmuştur.
Adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaline yönelik iddialar bakımından ise İdare Mahkemesinde idareye karşı açılan tam yargı davasının süreci derinlemesine incelenmiştir. Başvurucular, ceza infaz kurumuna girdiği andan itibaren kalp hastası olduğu bilinen ve dört ay boyunca kurumda tedavisi aralıksız süren yakınlarına kalp krizi geçirdiği gün makul sürede acil tıbbi müdahale edilmediğini savunmuştur. Nitekim dosyada yer alan tanık beyanlarında da görevlilerin geç kaldığının açıkça belirtildiği görülmüştür. Bu ağır iddiaların aydınlatılması ve idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti açısından olayın gerçekleştiği ana ait cezaevi kamera kayıtları şüphesiz en kritik delil niteliğindedir. İlk derece mahkemesi bu kayıtları ceza infaz kurumundan dosyaya getirtmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararında bu kayıtlara dair hiçbir inceleme, döküm ve değerlendirmeye yer vermeksizin doğrudan idarenin kusuru olmadığı kanaatine vararak davayı reddetmiştir.
Buna ek olarak, başvurucuların mülkiyet hakkı şikayeti bağlamında ileri sürdükleri, vefat eden kişinin kadrosuzluk tazminatının ödenmesinin durdurulmasına ilişkin maddi tazminat talepleri de İdare Mahkemesinin karar gerekçesinde hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmamış, tamamen cevapsız bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, davanın esasına doğrudan etki edecek olan müdahalede gecikme iddiasının somut ve belirleyici deliller (kamera kayıtları ve birbirleriyle çelişen tanık beyanları) üzerinden tartışılmamasını ve maddi tazminat talebinin bütünüyle yanıtsız bırakılmasını adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkına ağır bir aykırılık olarak tespit etmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.