Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31175 E. | 2017/3820 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31175 E. 2017/3820 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31175
Karar No 2017/3820
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade ve Sendikal Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanun dışı grev haklı fesih sebebidir.
  • Toplu eylemler ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.
  • İşyerini işgal etmek yasal bir hak değildir.
  • İşverene zarar verme kastı eylemi haksızlaştırır.

Bu karar, işyerinde meydana gelen toplu iş bırakma ve fabrika işgali eylemlerinin hukuki niteliğini ve bu bağlamda işverenin haklı fesih yetkisinin sınırlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik tepki ve barışçıl eylem hakkının, işyerinde üretimi durduracak, yasal çerçeveyi aşacak ve işverene zarar verecek boyuta ulaşması halinde kanun dışı grev niteliğine dönüşeceğini vurgulamaktadır. İşçilerin uyarılara rağmen işyerini terk etmemesi ve üretimi engellemesi, hukuken korunabilir bir hak arama yöntemi olarak değerlendirilmemiştir.

Kararın emsal etkisi, özellikle yetkili sendikaya tepki amacıyla işçilerin kendi aralarında organize olarak gerçekleştirdikleri yasa dışı iş bırakma eylemlerinde kendini göstermektedir. Yargıtay, uyuşmazlığın doğrudan işverenin uygulamalarıyla ilgili olmadığı ve yürürlükte kesinleşmiş bir toplu iş sözleşmesi varken yasal grev prosedürlerine uyulmadan yapılan eylemlerin ölçüsüz olduğuna hükmetmiştir. Benzer davalarda, eylemin barışçıl niteliğini kaybederek işyeri güvenliğini, can ve mal emniyetini tehlikeye attığı tespit edilirse, işverenin iş sözleşmelerini derhal ve tazminatsız olarak sonlandırmasının haklı fesih sayılacağı yerleşik bir içtihat olarak pekiştirilmiştir. Bu uygulama, sendikal uyuşmazlıklarda işverenin yönetim ve mülkiyet hakkını, ölçüsüz eylemlere karşı koruyan önemli bir hukuki dayanak sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı fabrikada üyesi bulunduğu yetkili sendikadan istifa etmesiyle başlayan süreçte, işveren yetkilileri tarafından kendisine psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını ileri sürmüştür. Davacı, sürekli gözetim altında tutularak tehdit edildiğini ve asılsız dedikodularla yalnızlaştırıldığını belirterek, iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiği iddiasıyla işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açmıştır. Davalı işveren ise iddiaları reddederek, fabrikada hukuka aykırı şekilde toplu iş bırakma ve işyerini işgal eylemlerinin gerçekleştiğini savunmuştur. İşveren, eylemcilerin tüm uyarılara rağmen sloganlar atarak fabrikayı terk etmemesi üzerine, can ve mal güvenliğini sağlamak ile ekonomik zararı önlemek amacıyla feshin son çare olarak uygulandığını belirtmiştir. Uyuşmazlık, işçilerin katıldığı eylemlerin yasal hak arama hürriyeti kapsamında kalıp kalmadığına ve yapılan feshin hukuken haklı bir nedene dayanıp dayanmadığına ilişkindir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukukunda işçilerin toplu eylem hakları ile işverenin mülkiyet ve yönetim hakkı arasındaki hukuki sınırlar, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası temel sözleşmelerle açıkça çizilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan başlıca yasal norm, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 düzenlemesidir. Bu kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Ancak, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan tüm iş bırakma eylemleri kanun dışı grev statüsünde kabul edilmektedir.

Bununla birlikte, bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı hakların savunulması için işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları da bulunmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 51, 54 ve 90. maddeleri ile 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı kapsamında güvence altına alınmıştır. Ancak yerleşik yargı içtihatlarına göre, bu hakkın kullanımı hiçbir zaman sınırsız değildir. Eylemin hukuken korunabilmesi için mutlaka barışçıl nitelikte olması, işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması ve ölçülülük ilkesine tam uyum sağlaması şarttır.

İşverenin derhal ve haklı fesih hakkı ise 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi kapsamında değerlendirilmektedir. Kanunun ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller başlığı altındaki bu düzenlemesi, işçinin iş sözleşmesini ihlal eden ağır kusurlu davranışlarında işverene sözleşmeyi tazminatsız olarak feshetme yetkisi verir. Kanun dışı grev niteliğindeki iş bırakma ve işyeri işgal eylemlerine katılmak, uyarılara rağmen işyerinin güvenliğini tehlikeye atmak, işveren açısından iş ilişkisinin sürdürülmesini imkansız kılan haklı nedenler arasındadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme dosyasındaki tanık beyanları ve toplanan deliller incelendiğinde, davalıya ait işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli bir toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu tartışmasızdır. Metal sektöründeki diğer şirketlerde yapılan maaş zamlarından etkilenen ve kendi sendikalarının tutumundan memnun olmayan bir grup işçi, sendikadan istifa sürecine girerek uyuşmazlığa konu toplu eylemleri başlatmıştır. Olay tarihinde davalı işyerinde yaklaşık 150 kişilik bir işçi grubu, üretim alanında toplanarak işbaşı yapmamış ve üretimi durdurmuştur. İşçiler, "ölmek var dönmek yok" şeklinde sloganlar atarak işyeri yetkililerinin uyarılarına rağmen fabrikayı terk etmemiştir. Ancak emniyet güçlerinin müdahalesi ile sona erdirilebilen bu işyeri işgali ve toplu iş bırakma eylemi, kanuni grev hakkının kullanımı kapsamında görülmemiştir.

Yüksek Mahkeme, işçilerin eyleme dayanak yaptığı sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması veya yasal bir tüzel kişiliği bulunmayan yeni sözcülerin işverence muhatap alınması gibi taleplerin, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken hukuken karşılanmasının mümkün olmadığını vurgulamıştır. Gerçekleşen eylemin zamanlaması, süresi ve fabrika binasından çıkmama şeklindeki niteliği dikkate alındığında, olayın demokratik ve barışçıl tepki sınırlarını aştığı, ölçülü olmaktan uzaklaştığı net bir şekilde tespit edilmiştir.

Ayrıca, tanık beyanlarıyla da teyit edildiği üzere, eylemin aslında doğrudan işverene değil, yetkili sendikaya yönelik bir tepki olduğu anlaşılmıştır. İşverenin, sendikalı olan ve olmayan işçiler arasında ayrımcılık yaptığına veya sendikayı korumak adına olaylara müdahil olduğuna dair hiçbir somut delil bulunamamıştır. İşverenin, üretimin durması ve işyeri güvenliğinin tehlikeye girmesi üzerine gerekli yasal fesih prosedürlerini işleterek eyleme katılanların iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kanun dışı eylemler sebebiyle işverenin haklı nedenle iş akdini feshettiği gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmesi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: