Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31176 E. 2017/3821 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31176 |
| Karar No | 2017/3821 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartlarını taşımayan eylemler yasa dışıdır.
- Toplu iş bırakma eylemleri ölçülülük ilkesine uymalıdır.
- İşyeri işgali demokratik hak arama hürriyetini aşar.
- Ölçüsüz yasa dışı eylem haklı fesih nedenidir.
Bu karar, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu dönemde işçilerin kanuni grev hakkı olmaksızın gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki sonuçlarını netleştirmektedir. Yüksek Mahkeme, işçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış barışçıl toplantı ve gösteri hakları bulunsa da, bu hakların kullanımının sınırsız olmadığını ve işverenin mülkiyet ile çalışma hürriyetini ihlal edecek boyuta ulaşmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Sendikal rekabet veya ücret memnuniyetsizliği gerekçesiyle üretimin durdurulması ve fabrikanın terk edilmemesi, yasa dışı grev olarak nitelendirilerek işçi açısından ağır sonuçlar doğuran eylemler sınıfına alınmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira karar, işçilerin hak arama hürriyetleri ile işverenin korunmaya değer menfaatleri arasındaki dengeyi "ölçülülük" kriteri üzerinden kurmaktadır. İşverene özel olarak zarar verme kastı içeren, süresi, katılımcı sayısı ve işyeri işgali niteliği itibarıyla ölçüsüz olan eylemlerin işverene doğrudan haklı fesih imkânı tanıdığı açıkça içtihat edilmiştir. Uygulamada, iş barışını temelden bozan ve yasal prosedürlere dayanmayan fiili iş bırakma eylemlerine katılan işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağına ve bu durumun tazminatsız fesih sebebi sayılacağına yönelik temel bir başvuru kaynağı teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, fabrikada çalışan bir işçinin işverenine karşı açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, yetkili sendikadan istifa etmesi üzerine işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine sistemli bir şekilde baskı ve mobbing uygulandığını, sendikaya dönmemesi halinde işten çıkarılmakla tehdit edildiğini belirterek feshin haksız ve sendikal nedenlere dayandığını iddia etmiş ve işe iadesini talep etmiştir. Davalı işveren ise işçilerin yetkili sendikaya tepki göstererek topluca iş bıraktıklarını, fabrikayı işgal ettiklerini, sağduyu çağrılarına ve yasal uyarılara rağmen eylemlerine devam edip üretimi durdurduklarını savunmuştur. İşveren, telafisi imkansız zararları önlemek adına yasa dışı bu eylemlere katılan işçinin sözleşmesinin haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Temel tartışma, yapılan eylemin yasal hak arama hürriyeti mi yoksa yasa dışı grev mi olduğu noktasındadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken ulusal mevzuatımızdaki grev ve fesih düzenlemeleri ile uluslararası çalışma standartlarını bir arada değerlendirmiştir. Öncelikle uyuşmazlığın çözümü için 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmü dikkate alınmıştır. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denir. Kanuni grev şartları gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi ise kanun dışı grev olarak tanımlanmaktadır.
Kararda, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl eylem yapma haklarının bulunduğu da hatırlatılmıştır. Bu hak, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri çerçevesinde uluslararası ve ulusal düzeyde güvence altına alınmıştır. Ancak Yüksek Mahkeme, yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda bu hakkın kullanımının sınırları olduğunu vurgulamaktadır.
Hak arama hürriyetinin kullanımı sırasında eylemin "ölçülülük" ilkesine uygun olması ve "işverene özel olarak zarar verme kastı" içermemesi şarttır. Toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde, yasal prosedürler işletilmeden ve işyeri sınırları ihlal edilerek yapılan üretimi durdurma eylemleri, barışçıl tepki sınırlarını aşmaktadır. İşçilerin sadakat ve iş görme borcuna açıkça aykırı olan bu nitelikteki eylemler, işverene 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında haklı nedenle derhal fesih yetkisi verir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayı incelerken taraflar arasındaki toplu iş sözleşmesinin 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olduğunu ve yasal bir boşluğun bulunmadığını tespit etmiştir. Olayların, metal sektöründeki başka işyerlerinde daha yüksek oranda zam yapıldığı duyumu üzerine ülke çapında başlayan iş bırakma eylemlerinin davalı işyerine yansımasıyla ortaya çıktığı görülmüştür. İşyerinde 02.07.2015 tarihinde yaklaşık 150 kişilik bir grupla başlayıp üç gün süren, üretim alanından çıkmamak ve üretimi tamamen durdurmak suretiyle gerçekleştirilen bu eyleme ancak emniyet güçlerinin müdahalesi ile son verilebilmiştir.
Somut olayda, işyerinde toplu iş sözleşmesinin imzalanması sonrasında uyuşmazlıkla ilgili yasal bir kanuni grev hakkının kullanılmadığı sabittir. İşçilerin fabrika binasından çıkmama şeklindeki eylemlerinin zamanlaması, katılımcı sayısı, süresi ve işverenin diyalog çabalarını reddeden tutumları değerlendirildiğinde, eylemin ölçülülük ilkesinden tamamen uzak olduğu saptanmıştır. Ayrıca tanık beyanlarına göre söz konusu eylemlerin asıl muhatabının işveren değil, işyerinde yetkili olan sendika olduğu tespit edilmiştir. Yürürlükte bir toplu iş sözleşmesinin ve yetkili sendikanın bulunduğu bir işyerinde, tüzel kişiliği olmayan bir grubun temsilcilerinin tanınması veya sendika odalarının kaldırılması gibi yasal dayanağı bulunmayan taleplerin işverence karşılanması hukuken mümkün değildir.
İşverenin eyleme katıldığını saptadığı işçiler için yürürlükteki fesih prosedürünü uyguladığı, sendikalı ile sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına veya belirli bir sendikayı korumak kastıyla hareket ettiğine dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Yerel mahkemenin, haksız ve ölçüsüz eylemi yanılgılı bir değerlendirme ile yasal hak kullanımı sayarak feshin geçersizliğine hükmetmesi isabetsiz bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eylemin yasa dışı grev niteliğinde olması ve ölçülülük sınırlarını aşması sebebiyle işverenin yaptığı feshin haklı nedene dayandığı yönünde karar vermiş ve kararı bozmuştur.