Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | 2021/53409 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/53409 BN.

Anayasa Mahkemesi | Feridun Osmanağaoğlu ve Diğerleri | 2021/53409 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/53409
Karar Tarihi 15.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri özgürlüğü kısıtlar.
  • Adli kontrol için tutuklama şartları aranır.
  • Kaçma şüphesi yoksa ev hapsi ölçüsüzdür.
  • Gerekçesiz adli kontrol tedbiri hak ihlalidir.

Bu karar hukuken, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlandırılması bağlamında tutuklama tedbirine alternatif olarak öngörülen konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin keyfî olarak uygulanamayacağı anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, ev hapsinin mahiyeti ve kişi üzerindeki kısıtlayıcı etkisi itibarıyla doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir müdahale olduğunu teyit etmiştir. Bu bağlamda, bir kişi hakkında ev hapsi kararı verilebilmesi için kanunda öngörülen tutuklama nedenlerinin, örneğin kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesinin, somut olgularla desteklenerek ortaya konulması hukuki bir zorunluluktur. Hakimliklerin tutuklama şartlarının bulunmadığını tespit etmelerine rağmen ağır adli kontrol tedbirlerine hükmetmeleri anayasal güvencelerin ihlali niteliğindedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi dikkate alındığında, bu karar sulh ceza hakimliklerinin adli kontrol uygulamalarına son derece önemli bir yasal sınır çizmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, tutuklama talebinin reddedildiği ancak otomatik olarak en ağır adli kontrol tedbiri olan konutu terk etmeme yükümlülüğünün verildiği durumlara karşı mahkemelerin daha şeffaf ve rasyonel davranmasını emretmektedir. Karar, hakimlerin tutuklama yerine adli kontrol tedbirine hükmederken meşru amaç ile tedbir arasındaki ölçülülük bağını daha titiz bir şekilde incelemelerini zorunlu kılmaktadır. Bundan sonraki süreçte, şüphelinin sabit ikametgah sahibi olması ve delilleri karartma ihtimalinin bulunmaması gibi hallerde mahkemelerin ev hapsi yerine imza atma veya yurt dışı çıkış yasağı gibi çok daha hafif koruma tedbirlerini tercih etmeleri gerekecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, İstanbul'da gerçekleştirilen çeşitli basın açıklamalarına ve gösterilere katıldıkları gerekçesiyle haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan başvurucuların, haksız yere ev hapsine mahkum edilmelerinden kaynaklanmaktadır. Savcılık, şüphelilerin yasa dışı örgüt yapılanmaları adına eylemler düzenlediğini ve örgüt propagandası yaptığını iddia ederek tutuklanmalarını talep etmiştir. Sulh ceza hakimliği ise şüphelilerin sabit ikametgah sahibi olmaları, delilleri karartma ihtimallerinin bulunmaması ve delillerin büyük oranda toplanmış olması gerekçeleriyle tutuklama talebini reddetmiştir. Tutuklama talebinin reddedilmesine rağmen hakimlik, şüpheliler hakkında konutu terk etmemek şeklinde ağır bir adli kontrol tedbiri uygulamıştır. Başvurucular, kaçma şüphesi veya delil karartma tehlikesi bulunmadığı bizzat mahkemece tespit edilmesine rağmen verilen bu ev hapsi kararının hukuka aykırı olduğunu, temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılamalarına engel olan bu ölçüsüz tedbir nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınmış olup, bireylerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmasını engellemeyi amaçlar. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla hakim kararıyla tutuklanabilirler. Bu anayasal çerçevenin usul hukukundaki yansıması olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 düzenlemesi, tutuklama nedenlerini açıkça saymıştır. Bu nedenler; şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması ya da delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık veya mağdurlar üzerinde baskı yapılması hususlarında kuvvetli şüphe bulunmasıdır.

Adli kontrol kurumu ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 hükmünde düzenlenmiş olup, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde kişinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına imkan tanır. Bu bağlamda, adli kontrol tedbiri ancak tutuklama şartlarının gerçekleştiği durumlarda başvurulabilen alternatif bir koruma tedbiridir. Konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri de mahiyeti ve kişi üzerindeki kısıtlayıcı etkisi itibarıyla doğrudan kişi hürriyetine müdahale niteliği taşır ve basit bir seyahat özgürlüğü kısıtlamasının çok ötesinde bir etkiye sahiptir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol yükümlülüğünün hukuka uygun kabul edilebilmesi için, tıpkı tutuklamada olduğu gibi isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin bulunması ve kanunda belirtilen meşru amaçlardan en az birine mutlaka dayanması zorunludur. Mahkemelerce bu meşru amaçların somut olgularla gerekçelendirilmemesi veya daha hafif adli kontrol tedbirlerinin yeterli olacağı durumlarda ev hapsine hükmedilmesi, temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz bir müdahale sonucunu doğurur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucular hakkında verilen konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanma koşullarını ve bu tedbirin haklılığını somut olayın özelliklerine göre titizlikle incelemiştir. Yüksek Mahkeme öncelikle, başvurucuların silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla karşı karşıya kaldıklarını ve bu kapsamda verilen ev hapsi kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında kanuni bir dayanağının bulunduğunu teyit etmiştir. Ayrıca, başvurucuların katıldıkları eylemler ve aramalarda ele geçirilen örgütsel dokümanlar dikkate alındığında, isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin mevcut olduğu tespit edilmiştir.

Ancak, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan bu müdahalenin meşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirken yerel mahkemenin ortaya koyduğu gerekçeler yetersiz bulunmuştur. Karara konu olayda sulh ceza hakimliği, başvurucuların sabit ikametgah sahibi olduklarını, kaçma şüphelerinin bulunmadığını, delillerin büyük oranda toplanmış olduğunu ve delil karartma şüphesinin yer almadığını açıkça tutanağa geçirmiştir. Buna rağmen, tutuklama şartlarının oluşmadığını bizzat kendi tespitleriyle ortaya koyan hakimliğin, tutuklamaya alternatif bir tedbir olan adli kontrol kararını verirken hangi zorunlu nedene veya meşru amaca dayandığını açıklamadığı görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, konutu terk etmeme tedbirinin tutuklama ile aynı meşru amaçları taşıması gerektiğini vurgulamıştır. Şüphelilerin kaçma veya delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığı açıkça kabul edilmesine karşın, ev hapsi gibi son derece ağır ve kısıtlayıcı bir adli kontrol tedbirine hükmedilmesi, müdahalenin meşru amaç unsurunu bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Gerekçede tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme gibi başka bir meşru amaca da dayanılmamıştır. Adli kontrol tedbirini zorunlu kılan hukuki sebeplerin bulunmadığı bizzat ilk derece mahkemesinin kendi kabulüyle sabit olduğundan, uygulanan tedbirin kişi hürriyetine ölçüsüz ve hukuksuz bir müdahale teşkil ettiği saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm, konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbirinin meşru bir amaca dayanmaksızın uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: