Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı...

Karar Bülteni

AYM Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. BN. 2019/28058

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/28058
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme kararları davanın esaslı iddialarını mutlaka karşılamalıdır.
  • Zamanaşımı defi yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyecek niteliktedir.
  • Esaslı savunmaların gerekçesiz bırakılması adil yargılanma hakkını zedeler.
  • Kanun yolu mercileri de usuli itirazlara yanıt vermelidir.

Bu Anayasa Mahkemesi kararı, hukuki güvenlik ve adil yargılanma hakkının en önemli teminatlarından biri olan gerekçeli karar hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki kati yükümlülüklerini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, yargılama makamlarının taraflarca ileri sürülen ve uyuşmazlığın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikte olan esaslı savunmaları, özellikle de zamanaşımı gibi usuli ve maddi hukuka dair kritik itirazları görmezden gelemeyeceğini hukuken tescillemektedir. Hukuk sistemimizde bir davanın tarafı olmak, sadece mahkeme önüne çıkabilmeyi değil, aynı zamanda sunulan argümanların yargı mercii tarafından ciddiyetle dinlenilmesini ve hukuki bir mantık silsilesi içinde değerlendirilmesini güvence altına almaktadır.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi açısından bu karar, ilk derece mahkemelerinden yüksek yargı organlarına kadar tüm derecelerdeki mahkemeler için bağlayıcı bir standart belirlemektedir. Islah dilekçesi ile artırılan talep miktarlarına karşı ileri sürülen zamanaşımı def'inin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, adeta hiç ileri sürülmemiş gibi zımnen reddedilmesi, keyfiliğe yol açan bir usul ihlali olarak kabul edilmiştir. Benzer davalarda bu karar, avukatların ve vatandaşların dosyaya sundukları belirleyici nitelikteki savunmaların karar metninde açıkça tartışılarak karara bağlanması mecburiyetini pekiştirmekte, matbu ve şablon gerekçelerle hukuki itirazların geçiştirilmesinin önüne geçecek güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu şirketin işçisi olarak çalışan bir personelin 2004 yılında geçirdiği iş kazası sonucunda vefat etmesi üzerine, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından vefat eden işçinin mirasçılarına peşin sermaye değerli gelir bağlanmış ve tedavi giderleri ödenmiştir. Kurum, yaptığı bu ödemelerin tahsili amacıyla 2007 yılında başvurucu şirket aleyhine rücuen tazminat davası açmıştır. Yargılama sürecinde alınan kusur raporunda başvurucu şirketin %60 oranında kusurlu bulunması üzerine SGK, 2014 yılında ıslah dilekçesi vererek talep ettiği tazminat miktarını artırmıştır.

Başvurucu şirket, SGK'nın ıslah talebine karşı süresi içinde itiraz ederek söz konusu iş kazasının bir haksız fiil niteliğinde olduğunu, olay tarihi itibarıyla ilgili kanunların atıf yaptığı zamanaşımı sürelerinin dolduğunu ve ıslahla artırılan kısmın zamanaşımına uğradığını iddia etmiştir. Uyuşmazlık, başvurucu şirketin davanın sonucunu ve ödenecek tazminat miktarını doğrudan etkileyecek olan bu zamanaşımı itirazının ilk derece mahkemesi ve temyiz mercileri tarafından hiçbir şekilde incelenmemesi ve kararlarda bu itiraza dair hiçbir gerekçeye yer verilmemesinden kaynaklanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemelerin kararlarını gerekçeli olarak yazmalarını zorunlu kılan gerekçeli karar hakkını da kapsamaktadır. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" amir hükmü, yargı mercilerine ağır bir anayasal yükümlülük getirmektedir.

Rücu davalarında hukuki dayanağı oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu kanunun zamanaşımı yönünden atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde ileri sürülen zamanaşımı def'i, davanın esasına girilmeden önce çözülmesi gereken temel bir hukuki sorundur. Mahkemelerin gerekçeli karar yazma yükümlülüğü, tarafların ileri sürdüğü her türlü iddia ve savunmaya tek tek, sayfalarca yanıt verilmesi anlamına gelmese de, davanın sonucunu değiştirebilecek, yargılamanın kaderine etki edecek mahiyetteki açık ve somut iddiaların mutlaka makul bir gerekçe ile karşılanmasını zorunlu kılar.

Yargıtay ve istinaf gibi kanun yolu mercilerinin, ilk derece mahkemesinin kararını onarken aynı gerekçeyi kullanmaları veya atıf yapmaları hukuken yeterli kabul edilebilir. Ancak ilk derece mahkemesinin kararında hiç değinilmeyen, cevapsız bırakılan ve kanun yolu dilekçelerinde ısrarla ve ayrıca ileri sürülen usul veya esasa dair hayati itirazların kanun yolu mercilerince de bütünüyle cevapsız bırakılması, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali niteliğini taşır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucu şirket aleyhine açılan rücuen tazminat davasında SGK, 2014 yılında talebini ıslah ederek artırmıştır. Başvurucu şirket, bu ıslah talebine karşı derhal zamanaşımı def'inde bulunmuş ve bu savunmasını yargılamanın sonraki aşamalarında, sunulan temyiz dilekçelerinde de istikrarlı bir biçimde sürdürmüştür. Ancak Antalya 1. İş Mahkemesi, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine hükmederken, başvurucunun zamanaşımı itirazı hakkında hiçbir değerlendirme yapmamış, bu esaslı savunmanın neden kabul edilmediğine dair tek bir kelime dahi gerekçe sunmamıştır.

İlk derece mahkemesinin kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı bozmuş, ancak bozma gerekçesi SGK'nın rücu edebileceği miktarın sınırları ve yasal zorunluluklar üzerine kurulmuştur. Mahkeme, bozma kararına uyarak yeni bir karar tesis etmiş, başvurucu şirket bu kararı da zamanaşımı itirazını yenileyerek temyiz etmiştir. Buna karşın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi kararındaki eksikliği gidermeksizin ve zamanaşımı iddiasına hiçbir yanıt vermeksizin kararı onamıştır.

Başvurucunun ıslah tarihi itibarıyla alacağın zamanaşımına uğradığına yönelik usuli iddiası, davanın sonucunu ve şirketin ödemekle yükümlü tutulacağı bedelin miktarını doğrudan tayin edecek kadar belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama sonucuna tesir etme potansiyeli bu denli yüksek olan bir itiraza karşı, derece mahkemelerinin ve Yargıtay'ın tamamen sessiz kalmasını ve itirazın neden reddedildiğini ortaya koymamasını hukuka aykırı bulmuştur. Başvurucu, yargı makamlarının hangi hukuki saiklerle zamanaşımı def'ini geçersiz saydığını öğrenememiş ve savunma hakkı fiilen işlevsiz hale getirilmiştir. Bu durum, yargılama sürecinin bütünselliği içinde şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: