Karar Bülteni
AYM M.Y. BN. 2020/28369
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/28369 |
| Karar Tarihi | 28.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler tarafların esaslı iddialarını incelemek zorundadır.
- İddiaların cevapsız bırakılması karar hakkını ihlal eder.
- Hükümlülerin ağır hastalık durumunda telefon hakkı vardır.
- Şeklî bir yargılama adil yargılanma sayılamaz.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en önemli ve temel güvencelerinden biri olan karar hakkı çerçevesinde son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, hukuki süreçlerde derece mahkemelerinin tarafların öne sürdüğü esaslı iddia ve itirazları detaylıca incelemeden, uyuşmazlığın özüne inmeksizin tamamen ilgisiz ve şeklî gerekçelerle karar vermesinin açık bir hak ihlali doğuracağını kesin bir dille ortaya koymuştur. Verilen bu karar, yargı mercilerinin önlerine gelen uyuşmazlıklarda tarafların taleplerini doğru nitelendirmesi, dilekçelerin ardındaki gerçek maddi vakıaları anlaması ve mahkeme kararlarının gerekçelerini bizzat bu somut talepleri karşılayacak şekilde oluşturması gerektiğini anayasal bir zorunluluk olarak belirlemektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi ve pratik önemi bakımından bu ihlal kararı, infaz hâkimlikleri başta olmak üzere adalet sistemindeki tüm yargı mercilerine, başvurucuların dilekçelerindeki temel şikâyet konularını özüyle kavramaları ve matbu ret gerekçelerinden kesinlikle kaçınmaları gerektiği yönünde güçlü bir yargısal mesaj vermektedir. Hükümlü ve tutukluların cezaevi yaşamındaki özel ve acil durumlarına ilişkin yasal hak taleplerinin, idare ve mahkemeler tarafından tamamen ilgisiz, bağlamdan kopuk gerekçelerle reddedilmesi veya esasa girilmeden cevapsız bırakılması, teorik olarak açık görünen yargı yolunu pratikte tamamen işlevsiz kılmaktadır. Bu emsal içtihat, infaz hukuku uygulamalarında mahkemelerin uyuşmazlığı dikkatle inceleme, tarafları dinleme ve iddialara doğrudan, mantıksal bir silsile içinde yanıt verme yükümlülüğünü pekiştirerek; mahkemeye erişim ve karar haklarının sadece kâğıt üzerinde bir illüzyondan ibaret olmamasını güvence altına almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Silivri 6 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, annesinin koronavirüs hastalığı nedeniyle hastaneye yatırıldığını öğrenmiş ve bunun üzerine ailesiyle fazladan telefon görüşmesi yapabilmek için 30.04.2020 tarihinde cezaevi idaresine bir dilekçe ile başvurmuştur. Bu ilk talebine herhangi bir olumlu veya olumsuz yanıt alamayan başvurucu, kısa bir süre sonra annesinin vefat ettiği haberini almış ve yeniden telefon görüşmesi talebiyle idareye başvurmuştur. Ancak cezaevi idaresi bu acil ve insani durumda dahi kendisinden ölüm belgesi talep etmiştir.
Başvurucu, ağır hastalık ve ölüm hâllerinde ilgili kanunun mahpuslara tanıdığı derhâl telefonla görüşme hakkının kendisine kullandırılmamasından şikâyet ederek konuyu Silivri 2. İnfaz Hâkimliğine taşımış ve uygulamanın iptalini istemiştir. Buna karşılık infaz hâkimliği, başvurucunun bu hassas ve açık talebini, haftalık olağan yirmi dakikalık telefon görüşme süresinin iki ayrı güne bölünmesi talebi gibi dosyayla tamamen ilgisiz bir şekilde nitelendirerek davasını reddetmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki çözümünde temel alınan kuralların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir maddi unsuru olan karar hakkı gelmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını bütünleşik olarak barındıran geniş bir kavramdır. Karar hakkı, bir uyuşmazlığın usulüne uygun şekilde mahkeme önüne götürülmesinin ardından, yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince yalnızca şeklen değil, gerçek anlamda incelenerek değerlendirilmesini ve hakkaniyete uygun bir karara bağlanmasını zorunlu kılar.
İnfaz mevzuatı açısından somut uyuşmazlığın temel kanuni dayanağı ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.66 düzenlemesidir. Bu kanun maddesinin üçüncü fıkrası, hükümlülerin alt soy, üst soy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık, salgın hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılacağını şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta düzenlemiştir.
Bu emredici kural, hükümlülerin insani kriz durumlarında aileleriyle kopan iletişimlerini ivedilikle kurabilmeleri için sosyal devlet ilkesinin bir yansıması olarak özel şekilde getirilmiş bir istisnadır. Mahkemenin, önündeki uyuşmazlığı karara bağlarken tarafların öne sürdüğü bu tür esaslı yasal itirazları ve talepleri hiç tartışmadan ve tamamen başka bir hukuki talebi değerlendiriyormuş gibi yargılamayı sonuçlandırması, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet yürütülmediğini gösterir ve adil yargılanma güvencesini temelden ihlal eder.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ceza infaz kurumundaki uygulamanın hukuka aykırılığına yönelik şikâyetini inceleyen derece mahkemelerinin sergilediği tutumu doğrudan karar hakkı güvenceleri bağlamında ele alıp değerlendirmiştir. Dosya incelendiğinde başvurucunun talebinin son derece somut ve açık olduğu; annesinin salgın hastalık nedeniyle ağır hastalanması ve akabinde vefat etmesi sebebiyle ceza infaz mevzuatının kendisine açıkça tanıdığı olağanüstü durumlarda derhâl telefonla görüşme hakkının kullandırılmamasına yönelik olduğu görülmektedir.
Dosya kapsamındaki yargısal kararlardan, infaz hâkimliğinin bu acil şikâyeti değerlendirirken uyuşmazlığın özünü ve temel maddi vakıaları tamamen göz ardı ettiği tereddütsüz şekilde tespit edilmiştir. İnfaz hâkimliği kararında, başvurucunun annesinin kritik sağlık durumundan, vefat olgusundan veya kanunun özel ve acil durumlar için öngördüğü ek telefon görüşmesi hakkından tek bir kelimeyle dahi bahsedilmemiştir. Mahkeme, garip bir şekilde başvurucunun haftalık rutin yirmi dakika olan olağan telefon görüşmesini iki ayrı günde yapmak istediği şeklinde, başvuru dilekçesinin özüyle hiçbir alakası olmayan bir değerlendirme yapmış ve başvurucunun şikâyetini bu bütünüyle hatalı ve ilgisiz niteleme üzerinden reddetmiştir. İtiraz merci konumunda olan ağır ceza mahkemesi de bu açık usul ve esas hatasını düzeltmemiş, infaz hâkimliğinin kararının usul ile kanuna uygun olduğuna matbu bir şekilde hükmederek başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.
Yüksek Mahkeme, derece mahkemelerinin sergilediği bu özensiz tutumun, yargısal fonksiyonun en temel varlık sebebi olan uyuşmazlığı doğru anlama, tarafların dertlerini dinleme, maddi ve hukuki sorunları bütünüyle ele alıp mantıklı bir karara bağlama işlevini tamamen işlevsiz kıldığını saptamıştır. Annesinin vefat etmiş olması sebebiyle bu aşamada yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığı tespitiyle birlikte, eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi adına manevi tazminat formülü benimsenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin uyuşmazlığın esasına yönelik esaslı iddiaları ve olayları hiçbir şekilde değerlendirmeden alakasız gerekçelerle davanın reddedilmesi nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.