Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2021/24236 E. 2022/13482 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2021/24236 |
| Karar No | 2022/13482 |
| Karar Tarihi | 31.10.2022 |
| Dava Türü | Haksız Fiil Nedeniyle Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mobbing eylemleri sürekli ve sistematik olmalıdır.
- Amirin olumsuz tutumları mobbing olarak değerlendirilebilir.
- Kısa süreli münakaşalar tek başına mobbing sayılamaz.
- Mobbing ispatlandığında manevi tazminata hükmedilmesi zorunludur.
Bu karar, kamu kurumlarında çalışan memurların üstleri tarafından maruz kaldıkları olumsuz tutum ve davranışların hangi şartlar altında psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirileceğine dair son derece önemli sınırlar çizmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, ast-üst ilişkisi içerisinde gerçekleşen her türlü çatışmanın veya tartışmanın doğrudan mobbing sayılamayacağını; ancak amir konumundaki kişinin çalışan üzerindeki olumsuz, yıpratıcı ve baskılayıcı eylemlerinin süreklilik arz etmesi ve sistematik bir yapıya bürünmesi halinde haksız fiil sorumluluğunun doğacağını açıkça ortaya koymuştur. Karar, idarenin hizmet kusurundan ziyade doğrudan amirin kişisel kusuruna odaklanarak, kamu görevlilerinin şahsi sorumluluklarına dikkat çekmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi yönünden bu içtihat, mobbing iddialarının ispatında tanık beyanlarının ve olayın gelişim sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay, yerel mahkemenin davanın reddine dayanak yaptığı "kısa süreli çalışma ve geçici münakaşa" gerekçesini yeterli bulmayarak, şube müdürü konumundaki davalının eylemlerinin dosya kapsamındaki delillerle sistematik olduğunun anlaşıldığına hükmetmiştir. Uygulamadaki en büyük zorluklardan biri olan mobbingin ispatı noktasında, tanık beyanlarının tutarlılığı ve davranışların tekrarlanabilirliğinin mahkemelerce daha titiz incelenmesi gerektiği yönünde alt derece mahkemelerine kesin bir mesaj verilmektedir. Bu karar, mobbing davalarında husumetin doğrudan eylemi gerçekleştiren amire yöneltilebileceğini ve kişisel kusur kapsamında manevi tazminat talep edilebileceğini pekiştirmesi açısından büyük bir uygulama değerine sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir ilçe milli eğitim müdürlüğünde memur olarak görev yapan davacının, aynı kurumda görevli ilçe milli eğitim müdürü, şube müdürü ve şef konumundaki amirlerine karşı açtığı manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır.
Olayın hikayesi şu şekildedir: Davacı, 2016 yılında görevde yükselme sınavını kazanarak ilgili kuruma memur olarak atanmıştır. Atandığı bu yeni görev yerinde, kurumdaki amirleri olan davalıların kendisine yönelik psikolojik taciz (mobbing) boyutuna varan eylemlerde bulunduğunu iddia etmiştir. Davacı, bu sistematik baskılar ve olumsuz tutumlar yüzünden ruhsal sağlığının bozulduğunu ve manevi olarak büyük bir çöküntü yaşadığını ileri sürmüştür.
Dava dilekçesinde, amirlerinin bu davranışlarının kişisel kusur teşkil ettiği iddia edilmiş ve yaşadığı psikolojik yıpranmanın telafisi amacıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen 100.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiştir. Davalı amirler ise iddiaların gerçek dışı olduğunu ve husumetin idari yargı yerinde doğrudan idareye yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı hukuki zemin, temel olarak haksız fiil sorumluluğu ve kişilik haklarının korunmasına ilişkin kurallara dayanmaktadır. Psikolojik taciz (mobbing), işyerinde bir veya birden fazla kişinin, bir diğer kişiye yönelik olarak, düşmanca ve ahlaka aykırı yöntemlerle sistematik biçimde uyguladığı psikolojik bir terör olarak tanımlanmaktadır. Bu tür eylemler, mağdurun kişilik haklarına ağır bir saldırı niteliği taşır.
Hukuk sistemimizde kişilik haklarının ihlali durumunda manevi tazminat talep edilebilmesi için, eylemin hukuka aykırı olması, bir zararın doğması, failin kusurlu bulunması ve eylem ile zarar arasında illiyet bağının kurulması şarttır. Özellik arz eden mobbing davalarında, eylemlerin tek seferlik, anlık tartışmalar veya sıradan iş yeri gerginliklerinden farklı olarak, belli bir süreç içinde, hedefe yönelik ve kasıtlı olarak tekrarlanması (sistematik olması) aranmaktadır. Kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken işledikleri iddia edilen kişisel kusurları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 ve kişilik haklarının zedelenmesi kapsamında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24 çerçevesinde değerlendirilir.
Bunun yanı sıra, Anayasa'nın ve uluslararası sözleşmelerin güvence altına aldığı adil, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı hakkı, idarenin ve amirlerin çalışanları psikolojik tacizden koruma yükümlülüğünü doğurur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, mobbingin varlığından söz edebilmek için eylemlerin ağırlığı, süresi ve mağdur üzerindeki psikolojik yıkıcı etkisi bir bütün olarak ele alınmalıdır. Somut uyuşmazlıklarda tanık beyanları ve olay örgüsü, bu sistematik sürecin aydınlatılmasında en hayati delillerden biri olarak kabul edilmekte ve amirin çalışan üzerindeki haksız, aşağılayıcı veya dışlayıcı her türlü sürekli tavrı, tazminat sorumluluğunu gerektiren hukuka aykırı fiil olarak nitelendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda ilk derece mahkemesi, davacının kurumda çok kısa bir süre görev yaptığını, davalıların tamamının davacının doğrudan amiri olmadığını ve taraflar arasında yaşanan münakaşaların geçici nitelikte, tekrarsız eylemler olduğunu belirterek mobbing iddiasını reddetmiştir. Mahkeme, olayların davacıyı işten uzaklaştırmak veya baskı altına almak kastıyla sistematik bir şekilde yürütüldüğünü gösteren yeterli somut delil bulunmadığına kanaat getirmiştir. İstinaf mahkemesi de delillerin değerlendirilmesinde bir hata görmeyerek bu kararı yerinde bulmuş ve davacının başvurusunu esastan reddetmiştir.
Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dosyayı inceleyerek davalılar yönünden ayrı ayrı değerlendirmeler yapılmış ve önemli tespitlerde bulunulmuştur. İlk olarak, davacı vekilinin ilçe milli eğitim müdürü ve şef konumundaki diğer davalılar aleyhindeki temyiz itirazları incelenmiş, mahkemenin delil değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle bu kişilere yönelik ret kararı onanmıştır. Bu davalılar yönünden mobbingin şartlarının oluşmadığı kesinleşmiştir.
Buna karşılık, davacının doğrudan amiri konumunda olan şube müdürü yönünden ise dosya kapsamı ve tanık beyanları bir bütün olarak yeniden değerlendirilmiştir. Yargıtay, davacının memur olarak atanmasının ardından doğrudan şube müdürünün idaresi altında çalıştığını tespit etmiştir. Tanık anlatımları titizlikle incelendiğinde, şube müdürü olan davalının davacıya karşı sergilediği olumsuz tutum ve davranışların münferit veya anlık tartışmalar olmadığı, tam aksine sürekli ve sistematik bir nitelik taşıdığı açıkça anlaşılmıştır. Yargıtay, amir konumundaki bu davalının haksız eylemlerinin mobbing sınırına ulaştığını ve davacının kişilik haklarının zarar gördüğünü tespit etmiştir. Psikolojik tacizin sabit olması nedeniyle, davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği vurgulanarak, yerel mahkemenin davanın tümden reddine ilişkin kararı isabetsiz bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, amir konumundaki şube müdürünün eylemlerinin mobbing teşkil etmesi nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği yönünde karar vererek, Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.