Karar Bülteni
DANIŞTAY 12. Daire 2022/3728 E. 2022/5058 K.
Danıştay 12. Daire | 2022/3728 E. | 2022/5058 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 12. Daire |
| Esas No | 2022/3728 |
| Karar No | 2022/5058 |
| Karar Tarihi | 19.10.2022 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddialarında dava açma süresi kesindir.
- Emeklilik ile psikolojik taciz eylemi sonlanır.
- Tazminat talepleri yasal süresinde ileri sürülmelidir.
Bu karar, idari yargıda psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayalı olarak açılan tam yargı, yani tazminat davalarında dava açma sürelerinin nasıl hesaplanacağına dair son derece kritik bir usul kuralını ortaya koymaktadır. Karar hukuken, bir kamu görevlisinin veya kurum çalışanının, kendisine uygulandığını iddia ettiği psikolojik baskı eylemlerinin sona erdiği tarihi, kişinin kendi iradesiyle veya idarenin işlemiyle kurumdan ayrıldığı tarih olarak sabitlemektedir. Bu tarihten itibaren ilgilinin, uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararları talep edebilmesi için idare hukukunda belirlenmiş olan hak düşürücü dava açma süreleri içinde harekete geçmesi zorunludur.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, idari yargı pratiğinde usul kurallarının esastan önce geldiği ve süre aşımı tespit edildiğinde uyuşmazlığın özüne, iddiaların doğruluğuna veya yanlışlığına girilmeden doğrudan ret kararı verildiği bir kez daha açıkça vurgulanmıştır. Uygulamada mobbing mağduru olduğunu düşünen kişilerin, kurumdan fiilen ayrıldıktan veya eylem sona erdikten aylar ya da yıllar sonra, geriye dönük olarak kayıplarını telafi etme çabalarının usul engeline takılacağı görülmektedir. Bu içtihat, idare hukuku alanında çalışan meslektaşlar ve hak arayışındaki vatandaşlar için, psikolojik taciz iddialarında idari ve yargısal süreçlerin çok sıkı takip edilmesi gerektiğini net bir biçimde göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir banka şubesinde memur statüsünde görev yapan çalışan, çalıştığı anonim şirkete karşı maddi tazminat talebiyle dava açmıştır. Uyuşmazlığın temel nedeni, davacının kurum içinde sürekli, düzenli ve sistematik bir şekilde psikolojik baskıya, yani mobbinge maruz bırakıldığını iddia etmesidir. Davacı, yaşadığı bu ağır baskılar ve zorlamalar sonucunda mecburen ve kendi iradesi dışında 2017 yılında emekliye ayrılmak zorunda bırakıldığını öne sürmüştür.
Bu olay örgüsü doğrultusunda davacı, normal şartlar altında altmış beş yaşını dolduracağı 2023 yılına kadar kurumda çalışmaya devam edebileceğini ifade etmiştir. Erken ve zorunlu olarak emekli olmak zorunda kaldığı için, emekli edildiği tarih ile altmış beş yaşını dolduracağı tarih arasındaki çalışma döneminde elde edeceği maaş ve gelirlerden mahrum bırakıldığını belirterek, toplam 1.015.000,00 Türk Lirası tutarındaki devasa maddi zararının, emeklilik tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı karara bağlarken dayandığı temel hukuk kuralları, idari yargılama usulünde dava açma sürelerini kesin çizgilerle belirleyen emredici mevzuat hükümleridir. Uyuşmazlığın çözümünde özellikle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 11 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 12 hükümleri belirleyici olmuştur.
İdare hukukunun yerleşik ve tavizsiz prensiplerine göre, idari işlemlerden veya idari eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olan (ihlal edilen) vatandaşlar, uğradıkları her türlü zararın tazmini talebiyle tam yargı davası açabilmektedirler. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 12 uyarınca ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem veya eylem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte de açabilirler. Ancak yargı yoluna başvurulabilmesi için kanun koyucu tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla belirli hak düşürücü süreler öngörülmüştür. İdari işlem veya eylemden kaynaklanan zararların tazmini için genel idari dava açma süresi olan altmış gün içinde davanın açılması veya idareye başvurulması kanuni bir zorunluluktur.
Bunun yanı sıra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 11 kapsamında, ilgililer idari dava açmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için üst makama, üst makam yoksa işlemi bizzat yapmış olan makama altmış gün içinde idari ön başvuruda bulunabilirler. Bu idari başvuru dava açma süresini geçici olarak durdurur. Mahkeme içtihatları ve idare hukuku doktrininde, dava açma sürelerinin kamu düzeninden olduğu ve hakim tarafından davanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) dikkate alınacağı prensibi hakimdir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayın incelenmesinde, davacının banka şubesinde memur olarak görev yapmakta iken, kendisine çalışma süresi boyunca uygulanan sürekli ve sistematik mobbing neticesinde emekli olmak zorunda bırakıldığı iddiasıyla yüklü miktarda maddi tazminat talebinde bulunduğu görülmektedir. Davacı, kendi hukuki beyanlarına göre iş yerindeki bu psikolojik baskılar sonucunda 1 Temmuz 2017 tarihinde emekliye ayrılarak kurumla olan fiili ilişiğini kesmiştir.
Dosya kapsamındaki belgeler, dilekçeler ve iddialar değerlendirildiğinde, yargı mercileri uyuşmazlığın esasına, yani mobbing eyleminin iddia edildiği gibi gerçekten yaşanıp yaşanmadığına girmeden önce, idari yargılamanın en temel şartlarından biri olan süre itirazını detaylıca incelemiştir. Davacının mobbinge maruz kalarak işten ayrıldığı ve dolayısıyla iddia edilen haksız fiilin sona erdiği tarih 1 Temmuz 2017 olarak mahkemece sabitlenmiştir. Bu tarihten itibaren, davacının yaşadığını öne sürdüğü mağduriyete yönelik idari yargıda tam yargı (tazminat) davası açabilmesi için önünde kanunla kesin olarak belirlenmiş altmış günlük bir süre bulunmaktaydı. Davacının bu altmış günlük idari dava açma süresi içinde doğrudan idare mahkemesinde dava açması veya idareye bir ön başvuruda bulunarak zararının giderilmesini talep etmesi gerekmekteydi.
Ancak davacı, hukuken hakkını arayabileceği emekli olduğu tarihten itibaren yaklaşık iki yıl boyunca tamamen sessiz kalmış ve herhangi bir hukuki yola veya idari başvuru merciine başvurmamıştır. Davacının maddi tazminat talepli dava dilekçesi ancak 31 Mayıs 2019 tarihinde mahkeme kayıtlarına intikal etmiştir. İlk derece idare mahkemesi, aradan geçen bu iki yıla yakın süreyi dikkate alarak, kanunun emredici kuralı olan hak düşürücü dava açma süresinin çoktan aşıldığını tespit etmiş ve davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de istinaf aşamasında, yapılan bu süre hesabı ve hukuki değerlendirmenin usule ve yasaya tamamen uygun olduğuna hükmederek davacının istinaf başvurusunu geri çevirmiştir. Yapılan en üst yargısal denetim sonucunda da idare mahkemelerinin süre aşımı yönünden verdiği kararların hukuka tam uyum sağladığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 12. Daire, davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kararı onamıştır.