Karar Bülteni
AYM Abdullah Çelik BN. 2023/10430
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2023/10430 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyet hakkına müdahale kanuni olmalıdır.
- Kamulaştırmasız el atma anayasal hak ihlalidir.
- Kamulaştırma kanunundaki resmi usullere uyulması zorunludur.
- Kanunsuz el atma durumlarında manevi tazminat ödenir.
Bu karar hukuken, kamu gücünü elinde bulunduran idarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza resmi kamulaştırma usullerini işletmeden fiilen el atmasının, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının kanunilik ilkesine açık bir aykırılık teşkil ettiği anlamına gelmektedir. İdarelerin, kamu yararı amacıyla dahi olsa bireylerin mülkiyet hakkına müdahale ederken anayasal güvencelere ve ilgili yasal düzenlemelerde öngörülen katı kamulaştırma prosedürlerine sıkı sıkıya uyması gerektiği Yüksek Mahkeme tarafından bir kez daha kesin bir dille teyit edilmiştir. Kamulaştırmasız el atma, hukuki dayanaktan tamamen yoksun, keyfi bir müdahale olarak kabul edilerek hak ihlali doğurmaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, mülkiyet hakkının korunmasında devletin negatif yükümlülüklerine yapılan vurgu bakımından son derece mühimdir. Özellikle Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği pilot kararlara atıf yapılarak, idarenin yasal usullere uymadan gerçekleştirdiği fiili el atma eylemlerinin doğrudan ihlal sebebi sayılacağı yönündeki yerleşik içtihadın tavizsiz bir şekilde sürdürüldüğü görülmektedir. Uygulamada, idarelerin resmi kamulaştırma kararı almaksızın ve herhangi bir bedel ödemeksizin taşınmazlara el koyması durumunda, vatandaşların anayasal hak arama yollarını etkili bir şekilde kullanabilecekleri ve mülkiyet hakkı ihlalinin tespiti ile birlikte idareden manevi tazminat talep edebilecekleri netleşmiştir. Bu durum, idareleri hukuka uygun işlem tesis etmeye zorlayan ve mülkiyet hakkını güvence altına alan çok güçlü bir yargısal denetim mekanizması işlevi görmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temelinde, kamu gücünü kullanan idarenin başvurucu Abdullah Çelik'e ait olan taşınmaza hiçbir yasal kamulaştırma işlemi yapmadan ve herhangi bir kamulaştırma bedeli ödemeden fiilen el koyması yatmaktadır. Başvurucu, mülkiyetinde bulunan taşınmaza idare tarafından haksız ve hukuka aykırı bir şekilde müdahale edildiğini, mülkiyet hakkının bu eylem neticesinde fiilen sınırlandığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. İdarenin yasal usulleri işletmeksizin taşınmazı kullanması taraflar arasındaki temel ihtilafı oluşturmuştur. Başvurucu, ödeme gücünden yoksun olduğunu da belirterek adli yardım talebinde bulunmuş, idarenin bu kanunsuz eylemi nedeniyle uğradığı mağduriyetin giderilmesi, anayasal mülkiyet hakkı ihlalinin tespiti ve kendisine manevi tazminat ödenmesi talebiyle hukuki süreci başlatmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözüme kavuştururken doğrudan Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun temel prensiplerini esas almıştır. Anayasa'nın 35. maddesi herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğunu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla sınırlanabileceğini mutlak bir şekilde güvence altına almaktadır. Mülkiyet hakkına yapılacak herhangi bir müdahalenin anayasal sınırlar içinde hukuka uygun kabul edilebilmesi için öncelikle kanuni bir dayanağının bulunması temel şarttır.
Devletin kamu yararı amacıyla özel mülkiyete son vermesi veya sınırlandırması işlemi olan kamulaştırma eylemi, Anayasa'nın 46. maddesinde ve bu maddeye dayanılarak yürürlüğe konulan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerinde çok sıkı şekil şartlarına ve detaylı usullere bağlanmıştır. Bu yasal düzenlemelere göre, idarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza el atabilmesi için öncelikle usulüne uygun, kamu yararına dayanan bir kamulaştırma kararı alması, taşınmazın gerçek değerini tespit etmesi ve bu bedeli hak sahibine peşin olarak ödemesi gerekmektedir. İdarenin bu emredici yasal usullere uymadan, fiilen veya hukuken bir taşınmaza el koyması, doktrinde ve yargısal içtihatlarda "kamulaştırmasız el atma" olarak tanımlanmakta ve ağır bir hukuk ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik temel yaklaşımında kamulaştırmasız el atma eyleminin mülkiyet hakkına yönelik kanuni dayanaktan yoksun, orantısız ve keyfi bir müdahale olduğunu açıkça belirtmektedir. İdarenin yasal çerçevenin dışına çıkarak yaptığı bu tür müdahaleler, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ölçütlerinden olan "kanunilik" ilkesine temelden aykırılık teşkil etmektedir. Bu doğrultuda idarenin kanuna uygun bir işlem tesis etmeden özel mülkiyete fiili olarak el atması hiçbir hukuki nedene dayandırılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu Abdullah Çelik'in mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarını incelerken öncelikle idarenin eyleminin geçerli yasal bir dayanağı olup olmadığını titizlikle değerlendirmiştir. Yapılan inceleme neticesinde, başvurucuya ait taşınmaza idare tarafından fiilen el atıldığı ve söz konusu bu işlemin Anayasa'nın 46. maddesinde ve ilgili 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen resmi kamulaştırma usullerine hiçbir şekilde uyulmadan gerçekleştirildiği kesin olarak tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, idarenin bu eyleminin mülkiyet hakkına yapılan ve hiçbir yasal temeli bulunmayan haksız bir müdahale niteliğinde olduğunun altını çizmiştir.
Kararda, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan Şevket Karataş, Celalettin Aşçıoğlu, Mustafa Asiler ve İbrahim Oğuz ve diğerleri gibi önemli pilot kararlara atıf yapılarak mülkiyet hakkının ihlaline dair uygulanacak anayasal ilkeler yeniden hatırlatılmıştır. Bu çerçevede, idarenin yasal usulleri atlayarak mülkiyet hakkına doğrudan müdahale etmesinin, Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde güvence altına alınan kanunilik ilkesine temelden aykırı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Somut olayda, söz konusu emsal kararlarda belirlenen ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren herhangi bir farklı durumun bulunmadığı, idarenin eyleminin açık ve net bir kamulaştırmasız el atma vakası olduğu kanaatine varılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bu haksız müdahale neticesinde oluşan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla adli yardım talebini de uygun bulmuştur. Olayda kamulaştırmasız el atma şikâyeti nedeniyle mülkiyet hakkının ihlalinin telafisi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığı belirlenmiş; eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için en etkin giderim yolunun doğrudan tazminat olduğu değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, uğranılan mağduriyetin karşılığı olarak başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ile birlikte doğan yargılama giderlerinin Hazine tarafından ödenmesine karar verilmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.