Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Yadin Karadeniz | BN. 2022/3036

Karar Bülteni

AYM Yadin Karadeniz BN. 2022/3036

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/3036
Karar Tarihi 23.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mülkiyet hakkını sınırlayan tedbirler orantılı olmalıdır.
  • Uzun süren ihtiyati tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Kısıtlamanın ötelenmesi mülk sahibine orantısız külfet yükler.
  • Tedbir sürecinde mahkemeler ivedilik ve özen göstermelidir.

Bu karar, mülkiyet hakkını kısıtlayan ihtiyati tedbir, haciz gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin uygulanma süresine ilişkin oldukça önemli ve bağlayıcı bir hukuki sınır çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargılama süreçlerinde kişilerin malları üzerine konulan tedbirlerin uyuşmazlık çözülene kadar süresiz ve sınırsız bir biçimde devam edemeyeceğini açıkça vurgulamaktadır. Tedbir kararlarının alınması kadar, bu kararların makul ve orantılı bir süre içinde sonlandırılması da mülkiyet hakkının korunması bakımından zorunlu bir anayasal yükümlülüktür. Yargı makamlarının, alınan tedbir kararından sonra yargılamayı sürüncemede bırakması veya tedbiri gereğinden fazla uzatması, kişinin mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini belirsiz bir süreyle askıya aldığından doğrudan mülkiyet hakkına yönelik ağır bir müdahale teşkil etmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bakıldığında, bu karar mahkemelerin ihtiyati tedbir ve benzeri sınırlamaları uygularken ne kadar titiz davranmaları gerektiğine dair yol gösterici bir nitelik taşımaktadır. Sekiz yılı aşkın süren bir tedbir uygulamasının doğrudan hak ihlali sayılması, uygulamada yıllarca devam eden derdest davalardaki tedbirlerin hukuka aykırılığını doğrudan gündeme getirebilecektir. Mahkemeler, geçici koruma önlemlerini uygularken sadece tedbirin başlangıçtaki gerekliliğini değil, ilerleyen süreçteki ölçülülük ve orantılılık unsurlarını da periyodik olarak değerlendirmek zorundadır. Bu içtihat, mülkiyetin dondurulması suretiyle kişilere aşırı ve katlanılamaz bir yük bindirilmesinin devletin tazminat sorumluluğunu doğuracağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Yadin Karadeniz'e ait olan bir aracın üzerine yerel mahkeme tarafından ihtiyati tedbir konulması ve söz konusu tedbirin yıllar boyunca kaldırılmaması nedeniyle ortaya çıkmıştır. Başvurucu, tarafına ait aracın trafik kaydına, Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir dava kapsamında 8 Nisan 2013 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi işlendiğini belirtmiştir. Ancak bu yargılama süreci oldukça uzun sürmüş ve aracın üzerindeki hukuki kısıtlama ancak 26 Mayıs 2021 tarihinde, yani tam sekiz yılı aşkın bir süre sonra kaldırılabilmiştir. Bu uzun süre zarfında aracı üzerindeki satma, devretme gibi mülkiyet yetkilerini kullanamayan başvurucu, geçici bir koruma önlemi olması gereken ihtiyati tedbirin makul olmayan bir şekilde uzadığını iddia etmiştir. Yaşadığı mağduriyetin giderilmesini talep eden başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradığı zararların tazmin edilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleleri incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının temel unsurlarını dikkate almaktadır. İhtiyati tedbir, haciz veya ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma önlemleri, özü itibarıyla geçici nitelikte olup yargılama sonucunda verilecek kararın etkisiz kalmasını önlemek amacıyla uygulanmaktadır. Ancak bu tedbirler, mülkiyet hakkına doğrudan bir kısıtlama getirdiğinden, uygulamanın hukuka uygun olabilmesi için belirli anayasal güvencelere ve sınırlamalara tabi tutulması şarttır.

Bu tür müdahalelerin anayasal denetiminde en önemli hukuki ölçüt ölçülülük ilkesidir. Bir tedbirin uygulanmasının ölçülü kabul edilebilmesi için, tedbirin hem kapsamı hem de devam ettiği süre itibarıyla orantılı olarak tatbik edilmesi gerekmektedir. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, hukuki bir koruma sağlamak amacıyla getirilen kısıtlamaların makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz olacak şekilde öteler. Bu belirsizlik durumu, mülk sahibine katlanılması zor, orantısız ve aşırı bir külfet yüklemektedir.

Mahkemelerin, yargılama sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni göstermesi yargısal makamların temel bir sorumluluğudur. Geçici nitelikteki koruma tedbirlerinin davanın uzaması nedeniyle kalıcı bir kısıtlamaya dönüşmesi, hakkın özüne dokunan bir ihlal yaratır. Bu bağlamda, ihtiyati tedbirin süresinin uzaması haklı bir gerekçeye veya zorunluluğa dayanmıyorsa, mülk sahibinin mülkünden yararlanma ve tasarrufta bulunma hakkı fiilen engellenmiş olmaktadır. Bu hâlde eski hâle getirme kuralı çerçevesinde, ortaya çıkan maddi ve manevi zararların tazminat hukuku prensipleri doğrultusunda giderilmesi anayasal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını, somut olayın özelliklerini ve ihtiyati tedbirin uygulanma sürecini detaylı bir şekilde ele alarak değerlendirmiştir. Yapılan incelemede, Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava kapsamında başvurucuya ait aracın üzerine 8 Nisan 2013 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğu ve bu kısıtlamanın ancak 26 Mayıs 2021 tarihinde kaldırılabildiği kesin olarak tespit edilmiştir. Bu kronolojik tablo, aracın üzerindeki kısıtlayıcı tedbirin yaklaşık sekiz yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz olarak devam ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Yüksek Mahkeme, önceki emsal kararlarına atıf yaparak ihtiyati tedbir gibi mülkiyet hakkını sınırlandıran geçici hukuki koruma önlemlerinin süresinin orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Somut olayda sekiz yılı aşan bir süredir devam eden ihtiyati tedbirin, süresi itibarıyla makul olmadığı ve orantılılık kriterini kesinlikle sağlamadığı anlaşılmıştır. Mülkiyet hakkının sağladığı kullanım ve tasarruf yetkilerinin sekiz yıl gibi çok uzun bir süre boyunca belirsizliğe itilmesi, başvurucu üzerinde şahsi ve aşırı bir külfet oluşturmuştur.

Mahkeme ayrıca, ihtiyati tedbir sürecinin bu kadar uzamasında, mülkiyet hakkının gerektirdiği ivedilik ve özenin yargısal makamlarca tam olarak gösterilmediğini, dolayısıyla meydana gelen zararın giderilmesi konusunda devletin doğrudan tazmin yükümlülüğünün doğduğunu vurgulamıştır. Ortaya çıkan bu aşırı külfetin ve mülkiyet hakkına yapılan ölçüsüz müdahalenin sonuçlarının ancak manevi tazminat yoluyla etkili bir biçimde giderilebileceği ifade edilmiştir. Başvurucunun maddi tazminat talebi ise bu konudaki iddialarını destekleyici nitelikte yeterli bilgi ve belge sunulmaması sebebiyle reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: