Karar Bülteni
AYM Fahri Turan Erkek ve Diğerleri BN. 2023/23513
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/23513 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyeti sınırlayan tedbirler ölçülü olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler orantısız külfet yükler.
- Tasarruf yetkisi belirsiz süreyle kısıtlanamaz.
- Bireysel başvurudan önce yollar tüketilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, mülkiyet hakkı bağlamında uygulanan geçici hukuki koruma tedbirlerinin yasal sınırlarını ve süre kriterlerini net bir biçimde çizmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbirlerin makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesinin, anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkının özüne dokunan ciddi bir ihlal oluşturduğuna hükmetmiştir. Karar, yargılama sürecinde davanın selametini sağlamak amacıyla uygulanan kısıtlamaların, kişinin mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini keyfî ve belirsiz bir süre için askıya alamayacağını hukuken tescil etmektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bakıldığında bu karar, devam eden uzun soluklu hukuk davalarında uygulanan ihtiyati tedbir, haciz ve benzeri geçici hukuki koruma yolları için temel bir içtihat niteliği taşımaktadır. Derece mahkemelerinin, mülkiyeti kısıtlayan tedbir kararlarını verirken ve sürdürürken daha özenli davranmaları, tedbirin süresi ve kapsamı yönünden ölçülülük ilkesini mutlaka gözetmeleri gerekliliği ortaya konmuştur. Ayrıca, benzer davalarda taşınmazlarına yıllar boyunca haksız şekilde tedbir konulan mülk sahiplerinin mağduriyetlerinin tespit edilmesi ve manevi tazminat taleplerinin karşılanması açısından güçlü bir emsal teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular aleyhine 2014 yılında açılan tapu iptali ve tescil davaları sürecinde, mahkeme tarafından başvurucuların adlarına kayıtlı taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tapu kütüğüne ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar verilmiştir. Başvurucular, temel olarak bu ihtiyati tedbirin yargılama süreci boyunca yaklaşık on bir yıl devam etmesi ve davanın hâlen sonuçlanmaması nedeniyle taşınmazları üzerindeki tasarruf yetkilerinin makul olmayan bir süre kısıtlandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Bunun yanı sıra, başvuruculardan Turan Erkek, kendisine ait farklı bir taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbiri kaldırmak amacıyla mahkeme veznesine nakit olarak yatırdığı teminat bedelinin, aradan geçen uzun zaman zarfında enflasyon karşısında değer kaybettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, teminat bedelindeki bu aşırı değer kaybının mülkiyet hakkını ayrıca ihlal ettiğini belirterek uğradığı maddi kaybın telafi edilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerini temel almıştır. Bu madde, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğini açıkça hüküm altına almaktadır.
Yüksek Mahkeme, yerleşik içtihatları çerçevesinde mülkiyet hakkını sınırlayan ihtiyati tedbir ve benzeri geçici hukuki koruma yollarının anayasallığını değerlendirirken ölçülülük ilkesini baz almaktadır. Ölçülülük ilkesi, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin amacı ile bu amaca ulaşmak için kullanılan araç arasında adil bir dengenin bulunmasını şart koşar. İhtiyati tedbir kararları, davanın selametini ve karşı tarafın haklarını korumak gibi meşru bir amaca hizmet etse de, bu tedbirlerin kapsamı ve özellikle uygulandığı süre itibarıyla orantılı olması hukuki bir zorunluluktur. Tedbirin makul olmayan bir süre boyunca sürdürülmesi, mülk sahibinin eşya üzerindeki kullanım, yararlanma ve tasarruf etme yetkilerini belirsiz bir tarihe kadar öteler. Bu durum malik üzerine orantısız ve aşırı bir külfet yükleyerek hakkın özünü zedeler.
Öte yandan, ihlal iddialarının incelenmesinde olağan kanun yollarının tüketilmesi ilkesi uygulanmıştır. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, mülkiyete yönelik bir kısıtlamadan şikâyet eden kişinin öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 394 ve ilgili maddeleri uyarınca ihtiyati tedbire itiraz yollarını eksiksiz olarak tüketmesi gerekmektedir. Yasal itiraz ve kanun yolu süreçleri işletilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılması, hukuki sistemin işleyişine aykırı bulunarak kabul edilemezlik nedeni sayılmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu olan ihtiyati tedbir sürecini detaylı bir şekilde incelediğinde, başvurucuların taşınmazları üzerine 2014 yılında konulan ve üçüncü kişilere devri hukuken imkânsız kılan tedbirin, karar tarihi itibarıyla yaklaşık on bir yıldır kesintisiz olarak devam ettiğini ve asıl yargılamanın hâlen sonuçlanmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, bu kadar uzun süren bir kısıtlamanın, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığını ve maliklere şahsi olarak taşıyamayacakları kadar orantısız, aşırı bir külfet yüklediğini değerlendirmiştir. Yargısal makamların, geçici bir hukuki koruma aracı olan ihtiyati tedbirleri uygularken ve devamına karar verirken mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve hukuki özeni göstermedikleri açıkça saptanmıştır. Sürecin makul süreyi çoktan aşması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Diğer taraftan, başvurucu Turan Erkek'in teminat olarak yatırdığı bedelin enflasyon karşısında değer kaybettiği yönündeki iddiasına ilişkin ayrı bir usul tespiti yapılmıştır. Söz konusu başvurucunun, nakdi teminat karşılığında tedbiri kaldırttığı, ancak teminat bedelinin değer kaybına uğraması sebebiyle yaptığı iade talebinin ilk derece mahkemesince reddedildiği görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bu ret kararına karşı yasal itiraz yollarına başvurulduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığını, dolayısıyla başvuru yollarının olağan usuller çerçevesinde tüketilmediğini tespit ederek, bu şikâyeti olağan kanun yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulmuştur.
Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan asıl ihlalin tedbirin aşırı uzun sürmesinden kaynaklandığını, bu gecikmeden doğan mağduriyetin giderilmesi için yargılamanın yenilenmesinde fiilî bir hukuki yarar bulunmadığını vurgulamıştır. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için etkin giderim yolunun manevi tazminat olduğuna hükmedilmiş ve başvuruculara müştereken 140.000 TL tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbirin makul süreyi aşarak başvuruculara orantısız bir külfet yüklemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.