Karar Bülteni
AYM Abdulaziz Faris BN. 2022/100687
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/100687 |
| Karar Tarihi | 28.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal ve Yeniden Yargılama |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sınır dışı kararında aile bağları gözetilmelidir.
- Yargısal denetimde adil dengeleme yapılması zorunludur.
- Kamu güvenliği tehdidi somut delillerle kanıtlanmalıdır.
- Müdahaleyi onayan yargı kararları gerekçeli olmalıdır.
Bu karar, ülkemizde uzun süredir yasal olarak ikamet eden ve güçlü aile bağları kurmuş olan yabancıların sınır dışı edilme süreçlerinde, idare ve derece mahkemelerinin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin kamu düzenini koruma ve yabancıların ülkeye giriş-çıkışlarını denetleme şeklindeki egemenlik yetkisinin mutlak olmadığını açıkça ortaya koymuştur.
Yabancı hakkında yürütülen ve henüz sonuçlanmamış olan basit nitelikli bir adli soruşturmanın, doğrudan sınır dışı işlemi için tek başına yeterli bir kamu düzeni tehdidi olarak yorumlanması Anayasa'ya aykırı bulunmuştur. Temel haklara yapılan müdahalelerde ilgili mevzuatın lafzının ötesinde, kişinin özel durumu ve aile bağlarının hukuken korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Emsal etkisi açısından bu karar, idare mahkemelerine sınır dışı iptal davalarında çok daha titiz ve esastan bir inceleme yapma yükümlülüğü getirmektedir. Mahkemeler artık sadece idarenin kamu düzeni veya güvenliği şeklindeki soyut iddialarına dayanarak sınır dışı işlemlerini hukuka uygun bulamayacaktır. Yargı mercilerinin, başvurucunun aile bağları, Türkiye'de kalma süresi ve kamu güvenliğine yönelik somut bir tehdit oluşturup oluşturmadığını detaylıca tartışması zorunludur.
Uygulamada, idarenin salt adli soruşturma açılmasını sınır dışı gerekçesi yaptığı vakalar sıkça görülmektedir. Bu içtihat, idari makamların ve mahkemelerin adil bir dengeleme yapmaksızın, aile bütünlüğünü parçalayan orantısız kararlar vermesinin önüne geçecek güçlü bir anayasal standart oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Suriye uyruklu olan başvurucu, yaklaşık on yıldır ailesiyle birlikte Türkiye'de yaşamakta ve düğünlerde şarkıcılık ile organizasyon işleri yaparak geçimini sağlamaktadır. Başvurucu, ticari ilişki içinde olduğu kendi akrabalarıyla yaşadığı bir alacak verecek anlaşmazlığı nedeniyle karşılıklı olarak şikayetçi olmuş ve hakkında hakaret ile tehdit suçlarından adli soruşturma başlatılmıştır.
Bu soruşturma henüz sonuçlanmadan, Gaziantep İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından başvurucunun kamu düzeni, güvenliği ve sağlığı açısından sakıncalı olduğu değerlendirilerek sınır dışı edilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, ailesinden koparılacağını ve haksız yere sınır dışı edildiğini belirterek bu idari işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi ise idarenin bu konuda geniş takdir yetkisi olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Başvurucu, soruşturmanın henüz derdest olduğunu, işlemin ağır bir yaptırım içerdiğini ve karar ile ailesinden ayrı kalacağını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde incelemiştir. Devletlerin, uluslararası hukuktan kaynaklanan egemenlik yetkileri uyarınca yabancıların ülkeye girişini ve ikametini kontrol etme, gerektiğinde sınır dışı etme konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Sınır dışı işlemlerinin temel yasal dayanağını 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu oluşturmaktadır. Söz konusu kanun, kamu düzeni, kamu güvenliği veya sağlığı açısından tehdit oluşturan yabancıların sınır dışı edilebilmesine yasal dayanak sağlamaktadır.
Ancak yüksek mahkeme içtihatlarına göre, bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Sınır dışı edilecek kişinin bulunduğu ülkede yerleşik bir düzeni ve güçlü ailevi bağları varsa, idarenin kamu düzenini koruma menfaati ile bireyin aile hayatına saygı hakkı arasında mutlaka adil bir denge kurulması zorunludur.
Bir yabancının suç işlediği veya millî güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle sınır dışı edilebilmesi için, kamu makamlarının somut olayın koşulları içinde bu kişinin gerçekten bir tehdit oluşturduğuna dair yeterli ve ciddi bilgileri yargı mercilerine sunması anayasal bir şarttır. Temel hak ve özgürlüklerin keyfîliğe karşı etkin bir şekilde korunmasını sağlama görevi yargı makamlarındadır. Yargı makamları da idare tarafından sunulan kamu güvenliği gerekçelerini şeklen değil, esastan incelemekle yükümlüdür. Derece mahkemelerinin, temel haklara yapılan müdahaleleri denetlerken ileri sürülen iddiaları neden kabul veya reddettiklerini kararlarında ilgili ve yeterli gerekçelerle göstermeleri zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun yaklaşık on yıldır ailesiyle birlikte Türkiye'de yaşadığını ve bu nedenle sınır dışı kararının başvurucunun aile hayatına yönelik doğrudan bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Müdahalenin kanuni dayanağı olan 6458 sayılı Kanun uyarınca kamu düzeninin sağlanması gibi meşru bir amacı bulunsa da, asıl denetlenmesi gereken husus bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı olup olmadığıdır.
Başvurucu hakkındaki sınır dışı kararı, akrabalarıyla arasındaki ticari bir borç ilişkisinden doğan ve hakaret ile tehdit iddialarını içeren basit nitelikli bir adli soruşturmaya dayanmaktadır. İdare mahkemesi kararında, başvurucunun ailesiyle uzun yıllardır Türkiye'de kök saldığı ve söz konusu adli soruşturmanın akrabalar arası sıradan bir husumetten kaynaklandığı yönündeki iddiaları hiçbir şekilde değerlendirilmemiştir. Sınır dışı işleminin başvurucunun aile hayatı üzerinde yaratacağı ağır ve yıkıcı etkiler derece mahkemesi tarafından tamamen göz ardı edilmiş, idarenin soyut kamu düzeninin korunması menfaati ile bireyin aile hayatına saygı hakkı arasında herhangi bir dengeleme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun karıştığı iddia edilen eylemin gerçekten genel kamu düzenini ve güvenliğini tehlikeye atacak boyutta olup olmadığına dair derece mahkemesi kararında ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmadığını açıkça vurgulamıştır. Sadece devam eden bir soruşturmanın varlığına dayanılarak, kişinin aile hayatına ilişkin özel koşulları irdelenmeksizin ve somut tehlike ortaya konulmaksızın verilen davanın reddi kararı, anayasal güvenceleri anlamsız ve işlevsiz bırakmıştır. Yargısal süreçte, sınır dışı edilmenin başvurucu açısından doğuracağı mağduriyet telafi edilememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.