Karar Bülteni
AYM Veli Erdoğan BN. 2022/109738
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/109738 |
| Karar Tarihi | 28.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Terör zararlarının tazmininde hizmet kusuru araştırılmalıdır.
- Sosyal risk ilkesi bariz takdir hatasıyla uygulanamaz.
- Zararın özel ve olağan dışı niteliği gözetilmelidir.
- Makul süre şikayetlerinde öncelikle Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
Bu karar, terör olayları ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle zarara uğrayan vatandaşların açtıkları tam yargı davalarında idari yargı mercilerinin meseleyi sadece sosyal risk ilkesi üzerinden değerlendirmesinin adil yargılanma hakkını zedeleyebileceğini ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, idarenin hizmet kusuruna yönelik iddiaları görmezden gelerek şablon gerekçelerle davanın reddine karar vermesi, Anayasa Mahkemesi tarafından hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Özellikle terörle mücadele sırasında vatandaşın evini terk etmek zorunda kalması ve evinin yıkılması durumunda uğranılan zararın özel ve olağan dışı olmadığı yönündeki kabul, adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz bir takdir hatası olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Zira 2015 yılı ve sonrasında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan hendek olayları sürecinde zarar gören vatandaşların açtıkları idari davalarda idare mahkemelerinin matbu gerekçelerden kaçınması gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir. Yargı mercileri artık sadece sosyal risk ilkesini uygulayarak uyuşmazlığı çözemeyecek; her somut olayda zararın kişiye özel, olağan dışı olup olmadığını ve idarenin anayasal ödevleri kapsamında eylemlerinin niteliğini hakkaniyete uygun bir biçimde tartışmak zorunda kalacaktır. Ayrıca, makul sürede yargılanma şikayetleri için Tazminat Komisyonuna başvurulması gerektiği yönündeki usul kuralı da bu kararla yeniden teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Veli Erdoğan, 2015 yılı Haziran ayından itibaren Diyarbakır'ın Sur ilçesinde başlayan ve aylarca devam eden hendek olayları ile terör saldırıları sırasında yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Valilik tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde, güvenlik güçlerinin operasyonları sebebiyle evinin yıkıldığını ve eşyalarının kullanılamaz hale geldiğini belirten başvurucu, uğradığı manevi zararın tazmini amacıyla ilk olarak İçişleri Bakanlığına başvurmuş ancak talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine idare aleyhine 50.000 TL tutarında manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi, meydana gelen zararın bir idari eylemden ziyade terör eylemleri sonucunda oluştuğunu ve zararın toplumun geneline yayıldığı için özel ve olağan dışı bir nitelik taşımadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. İstinaf aşamasında da sonuç alamayan başvurucu, adil yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle devletin terör olaylarından doğan zararları tazmin etme yükümlülüğünü ve yargı mercilerinin bu yükümlülüğü uygularken sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ele almıştır. Devletin sosyal risk ilkesi kapsamında sorumluluğunun doğabilmesi için zararın terör eylemleri veya terörle mücadele amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamında gerçekleşmesi, zarar görenin bu olayların ortaya çıkmasında bir katkısının bulunmaması ve uğranılan zararın özel ve olağan dışı olması şartlarının bir arada bulunması gerektiği yönündeki idari yargı içtihatları dikkate alınmıştır.
Uyuşmazlığın çözümlenmesinde temel dayanıklardan biri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın alt unsuru olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkıdır. Mahkemelerin uyuşmazlıkları karara bağlarken delilleri değerlendirmesi, kanun kurallarını yorumlaması ve sonucun adil olup olmaması kural olarak bireysel başvuru konusu yapılamaz. Ancak yargılama mercilerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içermesi durumunda Anayasa Mahkemesinin müdahale yetkisi doğmaktadır.
Ayrıca makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerde başvurulması gereken iç hukuk yolları da temel kurallar arasındadır. 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve bu kanunda 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarında öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yapılması zorunludur. Komisyon yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereği incelenememektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, ilk derece mahkemesinin başvurucunun uğradığı zararın "özel ve olağan dışı" olmadığı yönündeki gerekçesi üzerinde durmuştur. Derece mahkemesi, zararın terör eylemleri ve terörle mücadele faaliyetleri sonucunda gerçekleştiğini ve başvurucunun olayların gelişimine bir katkısının olmadığını kabul etmiş; ancak hendek olaylarının tüm toplumu etkilemesinden yola çıkarak zararın idarenin tazmin sorumluluğunu gerektiren özel bir niteliğe sahip olmadığı sonucuna varmıştır.
Anayasa Mahkemesi ise bu yaklaşımı adil yargılanma güvenceleriyle bağdaşmaz bulmuştur. Devletin bölgelerde yaşayanların can ve mal güvenliğini sağlamak için aldığı tedbirlerin vatandaşın manevi zararını azaltan unsurlar olarak görülebileceği belirtilse de, evini terk etmek zorunda kalan ve yaşadığı çevreden kopan bir kişinin yoğun stres, kaygı ve ıstırap yaşamasının kaçınılmaz olduğu tespit edilmiştir. Toplumun genelinin bu olaylardan dolaylı olarak etkilenmesiyle, doğrudan evinden olan ve mülkü yıkılan bir kişinin uğradığı zararın aynı ölçüde tutulması adalete ve sağduyuya aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, başvurucunun maruz kaldığı bu yoğun mağduriyeti özel ve olağan dışı bir zarar olarak nitelendirmemesi açık bir takdir hatası ve keyfilik olarak nitelendirilmiştir. Bu yorum tarzının başvurucuyu tamamen manevi tazminat hakkından mahrum bıraktığı ve yargılamanın bütününde hakkaniyeti zedelediği ifade edilmiştir.
Diğer taraftan başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası da incelenmiş, mevzuatta yapılan değişiklik uyarınca Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmediğinden bu şikayet yönünden kabul edilemezlik kararı verilmiştir. Başvurucunun mülkiyet hakkı ihlali iddiaları ise hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında ihlal bulunduğundan ayrıca incelenmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.