Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Abdulhalık Çetinkaya ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Abdulhalık Çetinkaya ve Diğerleri BN. 2022/91873

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/91873
Karar Tarihi 31.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süregelen müdahalelerde olay için tarih belirlenemez.
  • Süreler müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlar.
  • Başvuru süresinin aşırı şekilci yorumlanması ihlaldir.
  • Etkili başvuru hakkı mülkiyet hakkıyla korunur.

Bu karar, terör ve terörle mücadele kapsamında mülke erişimin engellendiği süregelen durumlarda, idari başvuru sürelerinin hesaplanmasına dair çok önemli bir hukuki yorum getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülke ulaşılamaması gibi kesintisiz devam eden müdahalelerde zararın doğduğu olaya ilişkin kesin ve tek bir tarih belirlenemeyeceğini, dolayısıyla kanunda öngörülen başvuru süresinin bu ihlalin tamamen ortadan kalktığı tarihten itibaren başlatılması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Aksi takdirde mağdurların sürekli başvuru yapmak zorunda kalacağı, bunun da hukukun ruhuna aykırı olduğu ifade edilmiştir.

Bu içtihat, idare mahkemelerinin ve idarelerin başvuru sürelerine ilişkin dar ve aşırı şekilci yorumlarını bertaraf etmesi bakımından güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Zarar Tespit Komisyonlarına yapılan başvurularda, süre aşımı gerekçesiyle verilen haksız ret kararlarının önüne geçilecektir. Mahkemelerin süreyi müdahalenin başladığı andan itibaren hesaplaması, hak arama hürriyetini ve mülkiyet hakkını ihlal eden katı bir tutum olarak nitelendirilmiş; bundan sonraki uyuşmazlıklarda süregelen ihlalin bitiş tarihinin esas alınması gerektiği yargı pratiğine yerleştirilmiştir. Bu durum, benzer durumdaki binlerce vatandaşın zararının tazmin edilebilmesi için çok kritik bir güvence sağlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucuların mülklerine ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması amacıyla idareye yaptıkları tazminat başvurusunun süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucular, bulundukları bölgedeki olaylar ve alınan güvenlik tedbirleri kapsamında uzun süre taşınmazlarına erişememiş ve bu süreçte ciddi maddi zarara uğramışlardır. Söz konusu zararlarının tazmin edilmesi amacıyla yasal yollara başvurarak Zarar Tespit Komisyonundan talepte bulunmuşlardır. Ancak, idari merciler ve sonrasında davaya bakan yargı makamları, olayın başladığı tarihi esas alarak yasal başvuru süresinin geçtiğini iddia etmiş ve tazminat talebini esasa girmeden reddetmiştir. Başvurucular, müdahalenin devamlılık arz ettiğini ve sürenin bu şekilde hesaplanmasının hak arama yollarını fiilen kapattığını belirterek, zararlarının karşılanmasını ve hukuka aykırı olan ret kararlarının kaldırılarak mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel teşkil eden yasal düzenleme, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin maddi zararlarının karşılanmasını amaçlayan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'dur. Anılan Kanun'un 6. maddesi, zarar görenlerin zararın öğrenilmesinden itibaren belirli bir süre içinde ilgili komisyonlara başvurmasını öngörmektedir.

Ancak Anayasa Mahkemesi, mülke erişimin engellenmesi gibi "süregelen" ve kesintisiz devam eden müdahalelerde bu sürenin nasıl hesaplanacağına ilişkin anayasal bir çerçeve çizmiştir. Emsal nitelikteki yerleşik içtihada göre, mülke ulaşılamaması hâli anlık bir olay değil, devam eden bir süreçtir. Bu nedenle, zarar konusu olay için tek ve somut bir tarih belirlenmesi hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı, kişilerin mülklerinden barışçıl bir şekilde yararlanmasını teminat altına alırken; Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı, bu ihlallerin giderilmesi için bireylere işleyen ve sonuç alma kapasitesi olan idari ve yargısal yolların açık tutulmasını gerektirir. Yargı mercilerinin 5233 sayılı Kanun'da belirtilen süreleri müdahalenin devam ettiği süreçte işlemeye başlatması, kişileri her gün yeni bir başvuru yapmak zorunda bırakacak, aşırı şekilci ve mantığa aykırı bir sonuç doğuracaktır. Bu nedenle temel kural, başvuru sürelerinin müdahalenin tamamen sona erdiği, yani kesildiği tarihten itibaren başlatılmasıdır. Bu ilkenin göz ardı edilmesi, hakkın özünü zedeleyen orantısız bir müdahale oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarını incelerken öncelikle olayın somut gelişimini ve derece mahkemelerinin başvuru sürelerine ilişkin hukuki yorumunu ele almıştır. Dosya kapsamındaki bilgilere göre, başvurucular mülklerine ulaşamamaktan kaynaklanan maddi kayıplarının ve zararlarının giderilmesi için ilgili idari mercilere müracaat etmiş, ancak bu talep idari yargı makamları önünde süresinde yapılmadığı gerekçesiyle esastan incelenmeksizin usulden reddedilmiştir.

Yüksek Mahkeme, bu noktada daha önce benzer iddiaları karara bağladığı Genel Kurul içtihatlarına atıf yaparak olayın süregelen bir müdahale niteliğinde olduğunu tespit etmiştir. Mülke ulaşılamaması durumu bir kere gerçekleşip biten anlık bir eylem olmayıp, her gün yeniden tekrar eden ve devamlılık arz eden bir ihlaldir. Somut olayda, derece mahkemesi başvuru süresini olayın ilk başladığı andan itibaren hesaplayarak başvurucuların davasını süre aşımı yönünden reddetmiş ve onları ağır bir usul külfeti altına sokmuştur.

Eğer idare mahkemesinin benimsediği bu aşırı şekilci yorum kabul edilecek olursa, mülküne erişemeyen bir vatandaşın kanuni başvuru süresinin bitiminden sonraki her gün için yeniden komisyona başvurması gibi pratikten yoksun ve hak arama hürriyetini işlevsiz kılan bir tablo ortaya çıkacaktır. Anayasa Mahkemesi, bu tarz katı yorumların vatandaşların tazminat imkânından yararlanmasını imkânsız hâle getirdiğini ve etkili başvuru hakkını anlamsız kıldığını açıkça vurgulamıştır. Süregelen müdahalelerde başvuru süresinin mutlaka eylemin veya müdahalenin kesildiği, sona erdiği tarihten itibaren başlatılması anayasal bir zorunluluktur. Derece mahkemesinin bu ilkeyi gözetmeyen yorumu, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik anayasal güvenceleri işlevsiz bırakmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı yerel mahkemeye göndererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: