Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Akın Hamit Ilıkan | BN. 2020/23790

Karar Bülteni

AYM Akın Hamit Ilıkan BN. 2020/23790

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/23790
Karar Tarihi 31.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Temel haklara müdahale açık kanuni dayanak gerektirir.
  • Görüş hakkı idari kararla tamamen ortadan kaldırılamaz.
  • Ziyaret kısıtlamaları aile hayatına saygı hakkına müdahaledir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların temel haklarına yönelik müdahalelerin sınırlarını kanunilik ilkesi ekseninde son derece net bir biçimde çizmektedir. Özellikle tüm dünyayı derinden etkileyen ve kamu düzenini sarsan küresel bir salgın olan COVID-19 döneminde alınan halk sağlığı tedbirlerinin dahi, bireylerin anayasal güvence altındaki temel haklarını tamamen ortadan kaldıracak nitelikte ve keyfiyette olamayacağı güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, idarenin yalnızca kendi genel yazıları veya dayanaksız idari kararları ile mahpusların dış dünya ve aileleriyle olan temel iletişim kanallarından biri olan ziyaret hakkının engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını teyit etmiştir. Temel hak ve özgürlüklere getirilecek tüm sınırlamaların mutlaka şeklî bir kanuna dayanması gerektiği, söz konusu kanunun da bireyler açısından öngörülebilir ve belirli olması zorunluluğu bir kez daha açıkça ifade edilmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, idarenin olağanüstü kriz veya salgın dönemlerinde aldığı kısıtlayıcı tedbirlerin hukukiliği noktasında mahkemeler için çok önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. İdarenin, kanunun açıkça yetki vermediği durumlarda takdir yetkisini kullanarak temel hakları özünden zedeleyecek kısıtlamalara gidemeyeceği prensibi alt mahkemelere gösterilmiştir. Ceza infaz kurumlarında idarenin düzen ve güvenliği sağlama konusundaki geniş takdir yetkisinin, mahpusların aile hayatına saygı hakkını kanunsuz olarak ihlal edecek şekilde sınırsız olmadığı ortaya konulmuştur. Uygulamadaki infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri için önemli bir emsal teşkil eden bu içtihat, idari tedbirlerin yargısal denetiminde kanunilik şartının ne kadar sıkı bir şekilde aranması gerektiğini göstermesi bakımından uygulama birliğini sağlayacak güçlü bir referanstır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olarak bulunan başvurucu, tüm dünyayı ve ülkemizi derinden etkileyen koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle alınan idari tedbirler kapsamında ailesiyle yaptığı açık ve kapalı görüşlerin kısıtlanmasından şikayetçi olmuştur. Bu durumun aile hayatına ve yakınlarıyla iletişimine ciddi şekilde zarar verdiğini belirten başvurucu, kısıtlamanın kaldırılması amacıyla 4 Haziran 2020 tarihinde öncelikle Kocaeli İnfaz Hâkimliğine müracaat etmiştir. İnfaz Hâkimliği, 15 Haziran 2020 tarihli kararıyla söz konusu kısıtlamanın mahpusların sağlığını korumak ve kamu yararını sağlamak amacıyla alındığını belirterek bu talebi reddetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı 23 Haziran 2020 tarihinde yaptığı itiraz da Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 3 Temmuz 2020 tarihinde aynı idari gerekçelerle reddedilmiştir. İç hukuk yollarından hukuki bir sonuç alamayan başvurucu, görüş haklarının kanuni bir dayanak olmadan tamamen idari kararlarla kısıtlanmasının anayasal haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 ile güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını temel anayasal norm olarak ele almıştır. Bu hak, devletin kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarak müdahale etmemesini, kişilerin ferdî ve ailevi yaşantılarını kendi anladıkları biçimde serbestçe sürdürebilmelerini güvence altına almaktadır. Ceza infaz kurumunda tutulmanın doğası gereği idarenin bu haklara belirli sınırlamalar getirebilmesi takdir yetkisi kapsamında hukuka uygun olsa da, idarenin bu takdir yetkisi mahpusların aileleriyle olan bağını tamamen koparacak düzeye kesinlikle ulaşamaz.

Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü müdahalenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca mutlaka kanunla yapılması gerekliliği, anayasal yargılamanın en temel kurallarından biridir. Kanunilik ölçütü, yalnızca şeklî manada bir kanunun varlığını yeterli görmez; ilgili kuralın erişilebilir, öngörülebilir ve yeterince kesin olmasını da emreder. İdareye bırakılan takdir alanının sınırları kanunla açıkça çizilmeli ve keyfiliğe yer bırakmamalıdır. Kısıtlayıcı kuralların idari veya yargısal makamlarca genişletici yoruma tabi tutularak yeni sınırlar ihdas edilmesi, kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Hükümlü ve tutukluların ziyaret ve görüş hakkı, somut uyuşmazlıkta 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 83 çerçevesinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin emsal niteliğindeki yerleşik içtihatlarına (özellikle yerleşik Yunus Bulut kararına) göre, bu spesifik kanuni düzenleme idari makamlara mahpusların ziyaret hakkını genel, soyut ve süresiz biçimde ortadan kaldırma veya tamamen engelleme konusunda doğrudan bir yetki vermemektedir. Dolayısıyla, salt idari bir karar veya idari bir genelgeye dayanılarak, açık bir kanun hükmü bulunmaksızın görüş haklarının durdurulması anayasal anlamda kanunilik şartını sağlamayan, hukuka aykırı bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucunun Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu süreçte, COVID-19 salgınının cezaevlerinde yayılmasını önlemek amacıyla Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından ceza infaz kurumlarına gönderilen bir idari yazıya dayanılarak açık ve kapalı görüş hakları bütünüyle kısıtlanmıştır. Anayasa Mahkemesi, idarece gerçekleştirilen bu müdahalenin başvurucunun ailesiyle olan temasını doğrudan ve ciddi biçimde engellediği için özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelik net bir kısıtlama teşkil ettiğini tespit etmiştir.

Müdahalenin haklılığının denetiminde ilk ve en önemli aşama olan kanunilik şartı mahkemece derinlemesine incelenmiştir. Mevzuatımızda mahpusların ziyaret edilme hakkını düzenleyen temel kural 5275 sayılı Kanun m. 83 hükmüdür. Yüksek Mahkeme, söz konusu kanun maddesinde veya ceza infaz mevzuatının başka bir bölümünde, salgın hastalık veya benzeri olağanüstü durumlar gerekçe gösterilerek idareye, ziyaret hakkını ülke genelinde bütünüyle durdurma veya askıya alma konusunda verilmiş açık, öngörülebilir ve sınırları belirli bir yetki bulunmadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptamıştır. Ziyaret hakkının engellenmesine yönelik idari uygulamanın, idarenin sadece kendi iç işleyişine yönelik düzenleyici işlemlerine ve kurumlara gönderdiği genel yazılara dayandığı belirlenmiştir.

Kanun koyucu tarafından idari makamlara böylesine ağır bir sınırlama yetkisi tanınmamışken, temel hak ve hürriyetlerin doğrudan idari kararlarla kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince şeklî ve maddi anlamda net bir kanuni dayanağının bulunması elzemdir. Bu anayasal gereklilik karşılanmadan alınan halk sağlığı tedbirleri, idarenin niyeti ne kadar meşru olursa olsun, anayasal denetimden geçemez. Mevcut olayda hakka yapılan müdahalede kanunilik şartı sağlanmadığından, uygulanan müdahalenin meşru amacı veya demokratik toplum düzeninde gerekliliği hususlarında Anayasa Mahkemesince ayrıca bir ölçülülük incelemesi yapılmasına dahi gerek duyulmamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ziyaret hakkının kanuni bir dayanak olmaksızın idari kararlarla kısıtlanması nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: