Karar Bülteni
AYM Bekir Can Uran BN. 2021/53370
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/53370 |
| Karar Tarihi | 02.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Sorgulanmayan tanık beyanı belirleyici delil olmamalıdır.
- Savunmaya yeterli karşı dengeleyici güvenceler mutlaka sağlanmalıdır.
- Soruşturma aşamasındaki ifadenin okunması dinleme yerine geçemez.
- Doğrudan doğruyalık ilkesi adil yargılanmanın temel gereğidir.
Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en kritik unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının ve doğrudan doğruyalık ilkesinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargılama aşamasında sanığın aleyhine ifade veren bir tanığın mahkeme huzurunda hazır edilmemesi veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik vasıtalarla sorgulanmasına olanak tanınmaması durumunda ortaya çıkan ağır hak ihlallerine dikkat çekmektedir. Sanığın mahkûmiyetinin veya tayin edilecek ceza miktarının, doğruluğu ve güvenilirliği mahkeme huzurunda test edilmemiş tanık beyanlarına belirleyici ölçüde dayandırılması, savunma hakkının özüne yönelik ciddi bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Kararın emsal etkisi, özellikle örgüt üyeliği gibi alt sınırdan uzaklaşılarak ağır cezaların tayin edildiği davalarda delillerin değerlendirilmesi hususunda mahkemelere önemli yükümlülükler getirmesinden kaynaklanmaktadır. Yüksek Mahkeme, tanığın duruşmaya getirilmemesi için geçerli bir neden gösterilmemesi ve sanığa bu tanığı sorgulama imkânı verilmemesi durumunda, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini yitireceğini vurgulamaktadır. Uygulamadaki önemi ise sadece soruşturma aşamasında kollukta alınan ifadelerin duruşmada okunmasıyla yetinilmesinin yasal mevzuat uyarınca kabul edilemez olduğunu bir kez daha teyit etmesidir. Bu durum, yerel mahkemelerin mahkûmiyet hükmü kurarken veya temel cezayı belirlerken belirleyici delil olarak kullanacakları beyanların sahiplerini mutlaka huzurda veya SEGBİS aracılığıyla dinlemek ve sanığa soru sorma hakkı tanımak zorunda olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Jandarma bünyesinde kıdemli üsteğmen olarak görev yaparken meslekten ihraç edilen başvurucu hakkında, silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. Başsavcılık tarafından hazırlanan iddianamede, başvurucunun haberleşme programını kullandığı ve örgütün mahrem yapılanması içinde "Tahir" kod adıyla faaliyet yürüterek akademi öğrencilerine sohbetler verdiği iddia edilmiştir.
Yargılama aşamasında, başvurucunun aleyhine ifade veren ve örgüt bağlantısını ileri süren Ö. K. İsimli tanık, mahkeme huzurunda dinlenmemiştir. Yerel mahkeme, sadece bu tanığın soruşturma aşamasında emniyette verdiği ifadeleri duruşmada okumakla yetinmiş ve bu beyanları da esas alarak başvurucuyu alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, aleyhine ifade veren tanığa soru sorma ve onunla yüzleşme imkânı bulamadığını, doğruluğu kanıtlanmamış tek taraflı beyanlara dayanılarak haksız yere ceza aldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu tür uyuşmazlıklarda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve özellikle bu hakkın somut bir görünümü olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve yerleşik anayasal içtihatlara göre, bir ceza davasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı yargılamanın temel şartıdır. Bu kapsamda, somut yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediği üç aşamalı bir testle belirlenmektedir: İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeni olup olmadığına bakılır. İkinci olarak sanığın sorgulama imkânı bulamadığı beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü olarak ise savunma tarafının maruz kaldığı bu dezavantajlı durumu telafi edecek dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılır.
Bu bağlamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 birinci fıkrası, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın okunmasının dinleme yerine geçemeyeceğini açıkça düzenlemektedir. İlgili kanunun 180. maddesi ise tanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniği (SEGBİS) kullanılarak dinlenebilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin uygulanması gerektiğini emretmektedir. Nitekim doğrudan doğruyalık ilkesi gereği, esas hakkında karar verecek hâkimin, tanıkları huzurda dinlemesi ve beyanların güvenilirliğini bizzat takdir etmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatları da ByLock CGNAT kayıtlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli delil olmadığını, ayrıntılı tespit raporlarına ihtiyaç duyulduğunu açıkça belirtmektedir. Bu nedenle, teknik verilerin yetersiz kaldığı durumlarda tanık beyanlarının hükme olan etkisi çok daha belirleyici hâle gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılandığı davada aleyhe ifade veren tanık Ö. K.nın mahkeme huzuruna getirilmediğini ve Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla da dinlenmediğini tespit etmiştir. Yerel mahkemenin, söz konusu tanığın yalnızca soruşturma aşamasında verdiği ifade tutanaklarını duruşmada okumakla yetindiği ve tanığın huzurda veya SEGBİS aracılığıyla dinlenilememesi hususunda geçerli veya makul hiçbir neden sunmadığı anlaşılmıştır.
Üç aşamalı testin ikinci adımında, karara esas alınan delillerin belirleyiciliği incelenmiştir. Derece mahkemesi, ByLock kullanımına dair yeterli içerik tespit raporu dosyaya ulaşmamış olmasına rağmen, yalnızca internet trafik (CGNAT) kayıtlarını, formatlanmış telefon incelemelerini ve en önemlisi tanık Ö. K.nın başvurucunun kod adı kullanarak sohbetler düzenlediğine dair beyanlarını mahkûmiyete esas almıştır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre sadece CGNAT kayıtlarının yeterli delil sayılmadığı göz önüne alındığında, tanık Ö. K.nın beyanlarının başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair mahkeme kanaatinin oluşmasında belirleyici ölçüde ağırlık taşıdığı tespit edilmiştir. Üstelik mahkeme, başvurucuya verilecek cezayı tayin ederken alt sınırdan uzaklaşma gerekçesini doğrudan bu tanığın ifadeleriyle şekillendirilen "örgüt içindeki konumu ve eylem çeşitliliği" üzerine inşa etmiştir. Dolayısıyla sorgulanamayan tanığın beyanları sadece suçun sübutu açısından değil, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde ve miktarının tayininde de belirleyici unsur olmuştur.
Son aşamada, savunma tarafına maruz bırakıldığı bu olumsuz durumu telafi edecek güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenmiştir. Mahkemenin, başvurucunun tanığa soru sorabilmesi, tanığın verdiği cevaplar karşısında tepkilerini gözlemleyebilmesi ve beyanın güvenilirliğini bizzat test edebilmesi için hiçbir olanak yaratmadığı görülmüştür. Doğrudan doğruyalık ilkesine de aykırı olan bu durum, uyuşmazlığın adil bir şekilde aydınlatılmasında ağır bir zafiyete yol açmıştır. Güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık ifadesinin belirleyici ölçüde hükme esas alınması, savunmanın haklarını orantısız şekilde kısıtlamıştır. Tüm bu eksiklikler, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.