Anasayfa/ Karar Bülteni/ DANIŞTAY | 5. Daire | 2020/197 E. | 2023/16420 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 5. Daire 2020/197 E. 2023/16420 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 5. Dairesi
Esas No 2020/197
Karar No 2023/16420
Karar Tarihi 16.11.2023
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Terör örgütü iltisakı kamu görevinden çıkarma nedenidir.
  • Ceza mahkumiyeti idari yargı denetiminde önemli delildir.
  • Ardışık aramalar örgüt irtibatını gösteren güçlü emaredir.
  • Mahrem imamlarla iletişim terör örgütü iltisakını kanıtlar.

Bu karar, olağanüstü hal (OHAL) dönemi kapsamında yayımlanan kanun hükmünde kararnameler çerçevesinde kamu görevinden çıkarılan personelin idari yargıda açtığı iptal davalarında, ceza yargılaması neticesinde elde edilen tespitlerin nasıl titizlikle değerlendirildiğini açıkça ortaya koyan önemli bir metindir. Davacının terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden ihracı, ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kesinleşen mahkumiyet kararıyla da tam anlamıyla desteklendiğinde, idari işlemin hukuka uygunluğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde pekişmektedir. Danıştay bu kararıyla, özellikle ankesörlü telefonlar üzerinden ardışık arama yapılması ve örgütün sözde mahrem imamlarıyla gizli irtibat kurulması gibi somut olguların, kamu personelinin örgüt bağlantısını kanıtlamak için son derece güçlü idari ve hukuki deliller olduğunu kesin bir dille teyit etmiştir.

Benzer idari uyuşmazlıklarda ve tam yargı davalarında bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. İdare mahkemeleri, kamu görevinden ihraç işlemlerini denetlerken, personelin sadece kurum içi sicil dosyasını, amir kanaatlerini veya disiplin geçmişini tek başına yeterli görmemekte; aynı zamanda ceza mahkemelerinde kapsamlı soruşturmalar neticesinde elde edilen delilleri, etkin pişmanlık yasasından faydalanan tanık beyanlarını ve özellikle örgütsel iletişim yöntemleri olan ardışık arama ile HTS kayıtlarını bütüncül bir hukuki çerçevede değerlendirmektedir. Kararın idari uygulamadaki kritik önemi, FETÖ/PDY gibi tamamen gizlilik ve takiyye esasına dayanan, devletin kılcal damarlarına sızmayı hedefleyen terör örgütlerinin bilhassa askeri mahrem yapılanması içindeki örgütsel eylemlerinin idari yargı mercileri tarafından doğrudan doğruya irtibat ve iltisak sebebi olarak kabul edilmesinde yatmaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, idarenin kamu güvenliğini sağlamak amacıyla tesis ettiği ihraç işlemlerinin haklılığını yargı nezdinde güçlü bir şekilde tahkim etmekte ve devlet memurlarının sadakat yükümlülüğünün önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlıkta, yasal kısıtlılık durumu nedeniyle hakkında vasi tayin edilen davacı, daha önce bünyesinde görev yaptığı Bakanlığa karşı bir idari iptal davası açmıştır. Davacı, olağanüstü hal döneminde yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri kapsamında, ülkenin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğu tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçe gösterilerek kamu görevinden kesin olarak çıkarılmıştır.

Kamu görevinden ihraç edilmesinin tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, adı geçen silahlı terör örgütüyle geçmişte veya halihazırda herhangi bir organik veya inorganik bağlantısının bulunmadığını ve bu süreçte temel anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia eden davacı, aleyhine tesis edilen bu idari işlemin iptal edilmesini talep etmiştir. Davacı ayrıca, söz konusu kamu görevinden çıkarılma işlemi nedeniyle uzun süredir yoksun kaldığı tüm mali, sosyal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte idare tarafından kendisine iade edilmesini de istemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay 5. Dairesi, önüne gelen bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken öncelikle olağanüstü hal hukuku mevzuatına, anayasal sadakat yükümlülüğüne ve terör örgütleriyle irtibat ile iltisak kavramlarının idari yargı içtihatlarındaki yerine titizlikle odaklanmıştır. Uyuşmazlığın temel hukuki dayanağı olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname m.4/1(a) açık hükmü uyarınca; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kesin olarak karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her kademedeki kamu görevlilerinin meslekten çıkarılmaları ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri öngörülmüştür.

İdari yargılama usulü kuralları çerçevesinde ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.49 gereğince, bölge idare mahkemesi idare dava daireleri tarafından istinaf incelemesi sonucunda verilen nihai kararların temyizen bozulabilmesi için, anılan kanun maddesinde açıkça ve tahdidi olarak sayılan sınırlı bozma sebeplerinden en az birinin dosyada bulunması hukuki bir zorunluluktur. Danıştay, idari işlemlerin ve kurum içi değerlendirmelerin denetiminde idarelerin takdir yetkisini incelerken, Anayasa ile güvence altına alınan kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülünü ve genel kamu düzeninin tavizsiz bir biçimde korunmasını en temel prensip olarak benimsemektedir.

Terör örgütleriyle irtibat ve iltisakın tespit edilmesinde, bağımsız ceza yargılamalarından elde edilen kesinleşmiş mahkumiyet kararları, tarafsız tanık ifadeleri, özellikle geriye dönük HTS kayıtları, ankesörlü telefonlardan veya büfelerden yapılan periyodik ve ardışık aramalar ile mahrem imamlarla kurulan hücresel örgütsel iletişim yöntemleri yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda idari işlem için yeterli ve geçerli sebep kabul edilmektedir. İdarenin işlem tesis ederken dayanak aldığı ağır ceza mahkemesi kararları, idari yargı denetiminde kişinin kamu hizmetini yürütmeye ehil olma vasfını tamamen ortadan kaldıran ve idarenin takdir yetkisini haklı çıkaran en güçlü hukuki karineler olarak değerlendirilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 5. Dairesi tarafından dava dosyası ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtları üzerinde yapılan kapsamlı incelemede, davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasına ait tüm veriler ve kesinleşmiş yargı kararları çok boyutlu bir şekilde ele alınmıştır. İncelemeler sonucunda, davacının silahlı terör örgütüne üye olma gibi ağır bir suçtan dolayı Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı, yapılan objektif yargılama sonucunda suçlu bulunarak yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldığı ve bu mahkumiyet kararının Yargıtay ilgili Ceza Dairesi incelemesinden de geçerek kesinleştiği ve mevcut kısıtlılık halinin bu mahkumiyetten doğduğu tespit edilmiştir.

Ceza mahkemesi dosyasında yer alan somut deliller ve gerekçeli karar incelendiğinde; davacının örgüt mahrem imamlarıyla ankesörlü telefonlar üzerinden periyodik ve ardışık arama yöntemiyle irtibat kuran örgüt mensuplarından biri olduğu saptanmıştır. Ayrıca, davacının şahsi personel sicil dosyasında yer alan uzman raporları ile dosyaya yansıyan tutarlı tanık beyanları, kendisinin çok erken bir tarih olan 2004 yılından itibaren bizzat örgüte ait evlerde kaldığını, askeri liselere ve okullara bu evlerde özel olarak hazırlık yapılarak sızdırıldığını açıkça göstermektedir.

Dosyadaki bir diğer vahim ve önemli tespit ise, davacının askeri okulda eğitim gördüğü süre zarfında örgütün hiyerarşik yapısı içinde kalarak, diğer örgüt mensuplarıyla birlikte organize bir şekilde hareket etmesi ve FETÖ/PDY üyesi olmayan öğrencilere sistematik olarak eziyet boyutuna varmasa da mobbing uygulayarak onların baskı altında askeri okuldan ayrılmalarını sağlamaya çalışmasıdır. Bunun yanı sıra, aile bireylerinin önemli bir kısmının da örgütle derin bağlantılarının bulunması ve subay mahrem imamı olarak bilinen, hükmen tutuklu kişilerle farklı tarihlerde ankesörlü hatlardan ardışık olarak iletişim kurması, davacının örgütle olan inkar edilemez organik ve ideolojik bağını tam anlamıyla ortaya koymuştur.

Bu tartışmasız tespitler ışığında, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu hukuken her türlü şüpheden uzak bir biçimde sabit görülmüştür. Bölge İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka tamamen uygun olduğu, davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü soyut iddiaların ise kanunda açıkça belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirine uymadığı anlaşıldığından, istinaf kararının bozulmasını gerektirecek herhangi bir hukuki eksiklik veya durumun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, idare dava dairesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: