Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/29151 E. | 2017/3781 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/29151 E. 2017/3781 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/29151
Karar No 2017/3781
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu eylem hakkının kullanımı ölçülü olmalıdır.
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
  • İşyeri işgali ve yasadışı eylem haklı fesihtir.
  • Zarar verme kastı olmasa da ölçülülük şarttır.

Bu karar, işyerinde sendikal hakların kullanımı ve toplu eylem hakkı ile yasadışı grev ve işverenin haklı fesih hakkı arasındaki ince çizgiyi net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik hak arama özgürlüğünün, ne yazık ki sınırsız olmadığına ve işverenin mülkiyet ile çalışma barışını ihlal edecek boyuta ulaşmaması gerektiğine kesin bir dille vurgu yapılmaktadır. Özellikle kanuni şartları taşımayan, işyerini terk etmeme ve üretimi durdurma şeklinde gerçekleşen toplu eylemlerin ölçülülük ilkesini aştığı hallerde işçilerin iş güvencesinden yararlanamayacağı hukuken tescillenmiştir.

Benzer davalarda son derece kritik bir emsal etkisi taşıyan bu karar, sendikal örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkları dışında, işçilerin ücret veya çalışma koşullarına ilişkin fiili direnişlerinin de kesin sınırlarını çizmektedir. Uygulamada işçilerin barışçıl eylem savıyla işyerinde üretimi durdurmaları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ancak Yargıtay bu değerli kararıyla, eyleme katılan sayısının fazlalığı, eylemin süresi ve işverenin yönetim hakkının fiilen engellenmesi gibi unsurları tek tek değerlendirerek, ölçülülük ilkesinin aşıldığı durumlarda işverenin derhal ve tazminatsız fesih hakkının doğacağını kesin olarak içtihat etmiştir. Bu yönüyle karar, endüstriyel ilişkilerde işçi eylemlerinin yasal sınırlarına ilişkin işverenler ve işçiler açısından kesin ve bağlayıcı bir hukuki kılavuz niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir fabrikada çalışan işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, sendikadan istifa süreci sonrasında kendisine ve arkadaşlarına işveren temsilcileri tarafından psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, yetkili sendikaya dönmeleri yönünde tehdit edildiklerini ve feshin sendikal nedenlerle haksız olarak gerçekleştirildiğini iddia ederek işe iadesini ve sendikal tazminat talep etmiştir. İşveren ise işçilerin, bağlı bulundukları sendikanın taraf olduğu toplu iş sözleşmesindeki maaş zammını yetersiz bularak yasadışı şekilde üretimi durdurduklarını, işyerini işgal ettiklerini, uyarılara ve sağlanan maddi desteklere rağmen eylemlerinden vazgeçmediklerini belirtmiştir. İşveren, eylemlerin kanun dışı grev niteliğinde olması ve mal güvenliğinin tehlikeye girmesi nedeniyle fesih işleminin haklı nedene dayandığını savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde, işçilerin demokratik toplu eylem hakkı ile yasadışı grev kavramları merkeze alınmıştır. Mevzuatımızda toplu eylemlerin sınırları 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 ile kesin bir biçimde belirlenmiştir. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denir. Kanuni grev, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında çıkan uyuşmazlıklarda belli şartlara uygun olarak yapılabilir. Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan eylemler ise kanun dışı grev sayılmaktadır.

Olayın uluslararası boyutunda ise 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri öne çıkmaktadır. Anayasa ve uluslararası sözleşmeler işçilere demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkı tanısa da, yerleşik içtihat prensipleri gereğince bu eylemlerin meşru sayılabilmesi için işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve eylemin mutlaka ölçülü olması şartı aranmaktadır. Eylemin süresi, katılımcı sayısı ve üretim faaliyetini durdurma boyutu, ölçülülük sınırının aşılıp aşılmadığını belirler.

İş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı noktasında ise 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II (Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller) devreye girmektedir. İşçilerin ölçülülük sınırını aşan, işyeri düzenini ve çalışma barışını geri dönülmez şekilde bozan yasadışı fiilleri, işverene haklı ve derhal fesih hakkı sunar. Bu kurallar bütünü, iş sözleşmesinin devamını taraflar için çekilmez kılan fiillerin objektif bir hukuki değerlendirmesini gerektirmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayın incelenmesinde, davalı işverene ait fabrikada işçilerin üye oldukları sendikanın taraf olduğu toplu iş sözleşmesini yetersiz bularak ülke çapında başlayan eylemlere dâhil oldukları görülmüştür. Dosya kapsamına göre, olay tarihinde davacının da aralarında bulunduğu önemli bir grup işçi, üretimi durdurmak suretiyle işbaşı yapmamış ve tüm uyarılara, uzlaşma çağrılarına rağmen işyerini terk etmeyerek eylemlerini sürdürmüştür. Yerel mahkeme bu eylemi basit bir polis müdahalesi ile sona eren, işverene doğrudan zarar verme kastı taşımayan barışçıl bir hak arama eylemi olarak nitelendirip feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar vermişse de, Yargıtay incelemesinde deliller bu hukuki değerlendirmeyi doğrulamamıştır.

İşyerinde 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen gerçekleştirilen bu direnişin, yasal bir grev hakkı kullanımı olmadığı çok açıktır. Fabrika binasından çıkmama, vardiya saatlerinde işi bırakma şeklindeki eylemlerin zamanlaması, eyleme katılan kişi sayısı ve üç gün boyunca üretim faaliyetini ciddi ölçüde aksatması hususları bir arada değerlendirildiğinde, eylemin ölçülü olmaktan oldukça uzak olduğu tespit edilmiştir. İlaveten, tanık beyanlarından da anlaşıldığı üzere eylemin doğrudan işverene değil sendikaya karşı yöneltildiği, hukuken yetkili bir sendika varken işverenden tüzel kişiliği bulunmayan işçi temsilcilerinin resmi bir protokolle tanınmasının beklenemeyeceği sabittir.

Tüm bu yaşanan süreçte işverenin, sendikalı veya sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına veya sendikayı korumaya yönelik işçilere baskı ve mobbing uyguladığına dair somut hiçbir delil bulunmamaktadır. İşveren, eyleme katıldığını saptadığı işçiler yönünden toplu iş sözleşmesinde yer alan fesih prosedürünü işleterek sözleşmeleri haklı nedenle sona erdirmiştir. Davacının sürece katılımı ve eylemin ölçüsüzlüğü, iş ilişkisinin sürdürülmesini işveren açısından imkânsız hale getirmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçilerin eyleminin kanun dışı grev niteliğinde ve ölçüsüz olduğuna, bu nedenle işverenin haklı fesih hakkı bulunduğuna hükmederek kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: