Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/17010 E. | 2016/15570 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/17010 E. 2016/15570 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/17010
Karar No 2016/15570
Karar Tarihi 29.06.2016
Dava Türü İşe İade ve Sendikal Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Yasadışı grev haklı fesih sebebi sayılır.
  • Toplu iş bırakma ölçülülük ilkesine uymalıdır.
  • Barışçıl olmayan eylemler fesih koruması sağlamaz.
  • Yetkili sendikayı tanımama talebi hukuka aykırıdır.

Bu karar, işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, işçilerin yasadışı yollarla iş bırakma ve işyerini terk etmeme eylemlerinin hukuki sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, sendikal rekabet veya daha iyi çalışma koşulları talebiyle başlatılan fiili eylemlerin, kanuni grev hakkı sınırlarını aşması ve ölçülülük ilkesinden uzaklaşması halinde işverene haklı nedenle derhal fesih imkânı verdiğini vurgulamıştır. Özellikle eylemin işverene değil, doğrudan o dönemde yetkili olan sendikaya yönelik olması ve hukuken karşılanması imkânsız nitelikte talepler içermesi durumunda eylemin barışçıl niteliğini kaybettiği kesin bir dille kabul edilmiştir.

Benzer davalar açısından bu içtihat, demokratik tepki ve eylem hakkı ile yasadışı grev arasındaki ince çizgiyi belirlemesi bakımından çok büyük bir emsal değer taşımaktadır. İşçilerin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan barışçıl eylem hakları bulunmakla birlikte, bu hakkın işyerinde faaliyeti önemli ölçüde aksatacak, işverene doğrudan zarar verecek ve yasaların emrettiği sendikal düzeni fiilen ortadan kaldırmaya yönelecek şekilde kullanılmasının hiçbir şekilde hukuken korunamayacağı tescillenmiştir. Uygulamada işverenlerin, işyerini işgal eden ve makul süreyi aşan eylemlere karşı yürütecekleri haklı fesih süreçlerinde, eşit davranma borcuna ve kanuni prosedürlere uygun hareket ettikleri sürece fesihlerinin geçerli sayılacağına dair emsal teşkil eden önemli bir hukuki güvence sağlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, klima üreten bir fabrikada görev yapan işçinin, davalı işveren tarafından haksız ve geçersiz bir şekilde işten çıkarıldığı iddiasıyla açtığı işe iade ve sendikal tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, yetkili sendikadan istifa etmesi üzerine hem işveren yetkilileri hem de sendika temsilcileri tarafından ciddi baskı ve mobbinge maruz kaldığını ileri sürerek işe iadesini talep etmiştir. Davalı işveren ise başka fabrikalarda patlak veren ücret zammı eylemlerinin kendi işyerlerine sıçradığını, işçilerin yasadışı şekilde iş bırakarak üretimi durdurduğunu ve fabrikayı günlerce işgal ettiklerini belirtmiştir. İşveren, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken yetkisiz temsilcilerin resmi olarak tanınması gibi hukuken imkânsız taleplerde bulunulduğunu ve eylemin uyarılara rağmen sürdürülmesi neticesinde fesih hakkını kullanmak zorunda kaldığını savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki çerçeve, kanun dışı grev eylemlerine yönelik yaptırımları düzenleyen yasa maddeleri etrafında şekillenmektedir. Öncelikli olarak, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmüne göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanır. Ancak kanuni grev için aranan meşru şartlar gerçekleşmeden yapılan eylemler doğrudan kanun dışı grev niteliğindedir ve yasalar nezdinde korunmaz.

Diğer yandan, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasanın 51., 54. ve 90. maddeleri uyarınca işçilerin haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem yapma hakları elbette bulunmaktadır. Ne var ki, bu hakkın hukuken geçerli olabilmesi için eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve eylemde ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uyulması şarttır.

Yargıtay içtihatlarına göre, toplu iş sözleşmesinin zaten yürürlükte olduğu bir işyerinde, sendikal rekabetten doğan uyuşmazlıklar bahane edilerek işin fiilen bırakılması ve bu eylemin makul süreyi aşarak üretimi ciddi şekilde felç etmesi, işçi ile işveren arasındaki sadakat ve güven ilişkisini ortadan kaldırır. Bu şartlar altında, 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II bendi kapsamında yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık halleri devreye girer. İşverenin, sağduyu çağrılarına ve uyarılara rağmen yasadışı eylemi sonlandırmayan işçilerin iş akdini haklı neden çerçevesinde derhal ve tazminatsız olarak feshetme yetkisi hukuken doğmuş kabul edilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay, somut olayı detaylı şekilde incelediğinde, davalı işyerinde önceden imzalanmış ve fesih tarihi itibarıyla yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunduğunu, buna rağmen davacı işçilerin meşru ve hukuki bir dayanaktan yoksun şekilde toplu eyleme kalkıştıklarını tespit etmiştir. Dairenin tespitlerine göre, gerçekleştirilen eylem aslında doğrudan işverene değil, mevcut yetkili sendikaya yönelik bir tepki niteliği taşımaktadır. Ancak işçilerin, sendika temsilcilik odalarının tamamen kaldırılması ve kendi kurdukları gayri resmi topluluk temsilcilerinin işverence resmi muhatap olarak tanınması gibi o anki mevzuat düzeni içinde karşılanması fiilen ve hukuken imkânsız olan talepler öne sürdüğü belirlenmiştir.

Bunun yanı sıra, iş bırakma eyleminin üç gün boyunca kesintisiz olarak devam etmesi, eyleme katılan işçi sayısının fazlalığı ve eylemin işyerini terk etmeme suretiyle üretimi tamamen durdurma şeklinde tezahür etmesi, Yargıtay tarafından ölçülülük ilkesinden tamamen uzak bir tutum olarak değerlendirilmiştir. İşverenin defalarca yaptığı sağduyu çağrılarına, güvenlik bildirimlerine ve hatta yasal çerçevenin elverdiği ölçüde parasal destekler sağlamasına rağmen işçilerin işgal eylemine devam etmesi, sürecin demokratik barışçıl tepki sınırlarını çoktan aştığını kanıtlamıştır.

Ayrıca dava dosyasında, işverenin eyleme katılan sendikalı ve sendikasız işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yaptığına veya sırf yetkili sendikayı korumak saikiyle mobbing uyguladığına dair somut ve inandırıcı hiçbir delil bulunamamıştır. İşveren, eyleme katılanları haklı neden prosedürü dahilinde tespit etmiş ve yasal fesih yetkisini ayrım gözetmeksizin kullanmıştır. İlk derece mahkemesinin eylemi barışçıl olarak nitelendiren ve feshin geçersizliğine hükmeden kararı tamamen isabetsiz bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı grev niteliğindeki ve ölçülülük ilkesine aykırı eyleme katılan işçinin iş akdinin haklı nedene dayanılarak feshedildiğine hükmederek davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: