Karar Bülteni
AYM Aysel Kaya ve Diğerleri BN. 2021/28692
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/28692 |
| Karar Tarihi | 17.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yaşam hakkı soruşturmaları makul süratle yürütülmelidir.
- Aşırı gecikme yargılamanın etkinliğini tek başına zedeleyebilir.
- Delil toplanmasındaki on yıllık gecikme makul değildir.
- Failin cezalandırılması usul ihlalini doğrudan ortadan kaldırmaz.
Bu karar, Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkının usul boyutu kapsamında devletin sahip olduğu etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü, sadece failin bulunup cezalandırılmasıyla sınırlı tutmadığını, aynı zamanda tüm sürecin "makul süratle" tamamlanması şartına bağladığını açıkça ortaya koymaktadır. Kasten öldürme gibi ağır ve telafisi imkansız sonuçlar doğuran suçlarda, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gereken işlemlerin makul olmayan sürelerde (somut olayda iletişim kayıtlarının on yılı aşkın sürede incelenmesi gibi) gerçekleştirilmesi, yargılamanın etkinliğini temelden sarsmaktadır. Bu durum, adaletin gecikmesinin bizatihi bir anayasal hak ihlali olduğunu hukuk sistemimize bir kez daha yerleştirmektedir.
Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, savcılık ve mahkeme makamlarına cinayet soruşturmalarında ve kovuşturmalarında süratle hareket etme, delilleri zamanında toplama mecburiyetini net bir şekilde hatırlatmaktadır. Özellikle teknik incelemeler, HTS kayıt analizleri ve bilirkişi süreçlerinin yıllarca sürüncemede bırakılması, nihayetinde fail bulunup sanık mahkum edilse dahi devleti tazminat sorumluluğu ile karşı karşıya bırakacaktır. Benzer davalardaki emsal etkisi, mağdur yakınlarının sadece failin bulunmaması veya cezasızlık hallerinde değil, fail cezalandırılmış olsa dahi yargılamanın olağandışı şekilde uzun sürmesi durumunda da yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapabilecekleri ve tazminat kazanabilecekleri yönündedir. Bu yönüyle karar, ceza adalet sisteminin hızlanmasına yönelik güçlü bir anayasal uyarı niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucuların yakını olan E.A.'nın 2008 yılında öldürülmesi olayına ilişkin ceza soruşturması ve kovuşturmasının makul bir sürede tamamlanmaması üzerine Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Başvurucuların yakını E.A., alacağını tahsil etmek amacıyla evinden ayrılmış ve daha sonra kayalıklar arasında cesedi bulunmuştur. Olayla ilgili derhal başlatılan ceza soruşturmasında, fail A.O.C. ancak on yıl sonra, 2018 yılında tutuklanabilmiş ve yargılama neticesinde 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Başvurucular, cinayet olayının failinin bulunması ve cezalandırılması sağlanmış olsa da, yaklaşık on üç yıl süren bu sürecin aşırı derecede yavaş ve özensiz yürütüldüğünü, faili ortaya çıkaran telefon kayıtlarının incelenmesinin dahi on yılı aştığını belirterek, adalet sisteminin etkisiz kaldığını savunmuşlardır. Bu nedenle, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek yaşam hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunu merkeze almıştır. Yaşam hakkının usul boyutu, devletin yalnızca bireylerin yaşamını korumakla kalmayıp, şüpheli ölüm veya kasten öldürme vakalarında derhal, bağımsız, tarafsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütmesini zorunlu kılar.
Bu soruşturma yükümlülüğünün en önemli unsurlarından biri de "makul sürat ve özen" prensibidir. Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler, maddi gerçeği ortaya çıkarmak, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan inancını korumak ve yasa dışı eylemlere hoşgörü gösterildiği veya kayıtsız kalındığı izlenimi yaratmamak adına işlemleri gecikmeksizin yerine getirmelidir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, soruşturma ve kovuşturmalarda yaşanan aşırı gecikme, tek başına yargılamanın etkinliğini ortadan kaldırabilmektedir.
Kasten öldürme gibi ağır suçlara ilişkin soruşturmalarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca delillerin ivedilikle toplanması, teknik incelemelerin ve özellikle iletişim kayıtlarının (HTS) vakit kaybetmeksizin analiz edilmesi esastır. Bu süreçlerdeki nedensiz ve uzun süreli hareketsizlikler, yargılamanın amacına ulaşmasını zedeler. Etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü, sadece bir failin bulunup mahkum edilmesiyle tamamen yerine getirilmiş sayılmaz; bu sonuca ulaşmak için harcanan sürenin makul ve kabul edilebilir sınırlar içinde olması da bu usuli yükümlülüğün ayrılmaz bir parçasıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu çerçevesinde titizlikle incelemiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, maktul E.A.'nın 2008 yılında kaybolması ve ardından cesedinin bulunmasıyla başlayan soruşturmada, ölüm olayının hemen ardından bazı temel deliller toplanmış ve şüphelilerin ifadelerine başvurulmuştur. Ancak soruşturmanın ilerleyen aşamalarında izah edilemeyen ve makul görülemeyecek devasa bir boşluk yaşanmıştır.
Özellikle 2012 ile 2018 yılları arasında geçen tam altı yıllık sürede yalnızca iki kişinin ifadesinin alınması, soruşturma makamlarının hareketsiz kaldığını ve olayı aydınlatmak için gerekli özeni göstermediğini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim olayın aydınlatılmasında ve failin tespit edilmesinde en kritik rolü oynayan telefon iletişim (HTS) kayıtları ve baz istasyonu sinyal analizleri, olayın üzerinden on yılı aşkın bir süre geçtikten sonra incelenip tamamlanabilmiştir. Derece mahkemesinin mahkumiyet kararını neredeyse tamamen bu telefon kayıtlarına ve analiz raporlarına dayandırdığı göz önüne alındığında, bu elzem incelemelerin neden on yıl boyunca yapılamadığı sorusu yetkili makamlarca cevapsız bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, ölüm olayından doğan sorumluluğun neticede tespit edildiğini ve fail olan A.O.C.'nin yirmi beş yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını not etmiştir. Ancak failin tespit edilerek cezalandırılmış olması, yargılama sürecinde yaşanan toplam on üç yıllık gecikmenin usul yükümlülüğü üzerindeki ağır ihlal etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Delillerin değerlendirilmesindeki makul olmayan bu gecikme, soruşturmanın ve kovuşturmanın makul bir sürat ve özenle yürütülmediğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır. Adaletin bu denli gecikerek tecelli etmesi, yaşam hakkının gerektirdiği etkili yargısal koruma standartlarıyla bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kasten öldürme olayına ilişkin ceza muhakemesinin makul süratle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruculara müştereken net 200.000 TL manevi tazminat ödenmesini kabul etmiştir.