Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Cem Eren | BN. 2020/7124

Karar Bülteni

AYM Cem Eren BN. 2020/7124

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/7124
Karar Tarihi 22.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yaşam hakkı usul boyutu özenli inceleme gerektirir.
  • İdarenin hizmet kusuru iddiaları mahkemelerce tartışılmalıdır.
  • Yaralanmanın mahiyetini aydınlatacak deliller toplanmalıdır.
  • Gerekli delillerin toplanmaması ihlal nedenidir.

Bu karar hukuken, devletin kişilerin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin yalnızca önleyici güvenlik ve istihbarat tedbirleri almakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda meydana gelen ağır olaylar sonrasında açılan tam yargı davalarında idari yargı mercilerine düşen derinlemesine ve özenli inceleme zorunluluğunu çok net bir biçimde ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, terör saldırısı gibi çok ağır, yıkıcı ve kitlesel sonuçları olan vakalarda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığına yönelik iddiaların mahkemelerce kesinlikle görmezden gelinemeyeceğini, mutlaka hukuki zeminde tartışılması gerektiğini vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, davacının iddialarını destekleyebilecek nitelikteki güncel tedavi evrakları ve benzeri delilleri toplamadan, şeklî ve eksik bir inceleme ile davanın reddine karar vermesi, yaşam hakkının usul boyutunun açık bir ihlali olarak kayda geçirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, idari yargı mercilerine tam yargı davalarında çok daha aktif bir delil toplama ve iddiaları esastan, titizlikle inceleme yükümlülüğü yüklemektedir. Özellikle terör olaylarından zarar gören vatandaşların idareye karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davalarında, mahkemelerin yalnızca zararın o anki nicel boyutuyla sınırlı, yüzeysel bir değerlendirme yapamayacağı anayasal bir ilke olarak tescillenmiştir. İdarenin önleyici hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı yönündeki esaslı iddiaların mahkeme kararlarında gerekçeli olarak tam anlamıyla karşılanması zorunluluğu, idare hukukundaki kusur sorumluluğu ilkesinin uygulanabilirliğini ve ciddiyetini güçlendirecek niteliktedir. Bu önemli karar, yargı mercilerinin özenli inceleme yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizerek, mağdurların hukuki yollardan ve usuli güvencelerden etkili bir şekilde faydalanmasının önünü ardına kadar açmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015 tarihinde sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen miting sırasında gerçekleştirilen bombalı terör saldırısında başvurucu yaralanmıştır. Yaşanan patlama sonucunda sağ kulak zarında merkezi yırtılma meydana gelen ve işitme kaybı yaşayan başvurucu, kamu makamlarının saldırı istihbaratına rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ve ağır hizmet kusuru bulunduğunu iddia etmiştir. Bu nedenle uğradığı manevi zararların karşılanması talebiyle idareye karşı tam yargı davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi, idarenin kusuruna değinmeksizin, başvurucunun işitme kaybının hafif ve geçici olduğu, olay yerinde ölümlere tanık olması sebebiyle yaşadığı travmanın tek başına tazminat için yeterli sayılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucunun farklı bir hastanede devam eden tedavi evraklarının toplanması talebi de mahkemece dikkate alınmamıştır. İstinaf başvurusunun da idari yargı mercilerince reddedilmesi üzerine başvurucu, idarenin kusurunun tartışılmadığı ve delillerinin eksik toplandığı gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, Anayasa m. 17 ile güvence altına alınan yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıdır. Bu madde uyarınca devletin, kendi yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını hem kamu görevlilerinin eylemlerinden hem de üçüncü kişilerin yasa dışı eylemlerinden veya terör saldırılarından kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yönünde son derece kapsamlı pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Devletin bu pozitif yükümlülüğü, yaşam hakkını korumak amacıyla oluşturulan yasal ve idari çerçevenin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamayı ve yaşam hakkına yönelik muhtemel ihlallerin durdurulup, sorumluların hızlıca belirlenmesini sağlayacak son derece etkili bir yargısal sistem kurmayı gerektirmektedir.

Yaşam hakkının ihlaline kamu görevlilerince kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmeyebilir; mağdurlara hukuki ve idari başvuru yollarının tam anlamıyla açık olması yeterli bir güvence oluşturabilir. Ancak, yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına idari yargıda açılan maddi ve manevi tazminat davalarında yargı mercilerinin makul derecede ivedilik ve üst düzey bir özen şartını yerine getirmesi anayasal bir zorunluluktur. Mahkemelerin, idarenin hizmet kusuru olup olmadığı yönündeki iddiaları derinlemesine tartışması, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması için gerekli her türlü delili resen toplaması ve mağdurun zararlarının güncel tespiti için gerekli tıbbi belgeleri eksiksiz şekilde celbetmesi, yaşam hakkının usul boyutu açısından vazgeçilmez bir anayasal gerekliliktir. Olayların idari yargı mercilerince yüzeysel ve dar bir bakış açısıyla ele alınması, zararın kapsamını belirleyecek kilit delillerin toplanmasından imtina edilmesi, devletin yaşam hakkı bağlamındaki koruma yükümlülüğünün usul yönünden açık ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı tüm boyutlarıyla incelediğinde başvurucunun Ankara Garı önünde gerçekleşen terör saldırısı sırasında fiilen olay yerinde bulunduğu ve muazzam şiddetteki patlamanın etkisiyle kulak zarında ciddi bir yırtık oluşacak şekilde yaralandığı hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığını kesin olarak saptamıştır. Başvurucu, davasında kamu makamlarının gerekli ve güçlü istihbarata rağmen önlem almadığını, dolayısıyla bu elim olayda idarenin ağır bir hizmet kusuru bulunduğunu son derece açık ve somut bir biçimde ileri sürmüştür. Ancak davaya bakan idare mahkemesi, başvurucunun bu hayati iddiaları bağlamında idarenin olayın meydana gelmesinde herhangi bir önleyici kusuru veya ihmali olup olmadığını hiçbir şekilde hukuki bir değerlendirmeye tabi tutmamış, incelemesini sadece ve sadece başvurucunun patlamadan kaynaklanan işitme kaybı zararının o anki boyutu ile dar bir çerçevede sınırlı tutmuştur.

Bununla birlikte derece mahkemesi, başvurucunun işitme kaybının son derece hafif ve geçici olduğu kanaatiyle manevi tazminat şartlarının yasal olarak oluşmadığına karar vermiş olsa da, incelenen dava dosyasındaki mevcut tıbbi raporlarda bu işitme kaybının gerçekten geçici olduğuna dair herhangi bir somut tıbbi tespit yer almamaktadır. Dahası, başvurucu yargılama aşamasında tedavisinin Adana'da Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde farklı bir uzmanlık çerçevesinde devam ettiğini bildirerek bu sağlık kurumuna ait detaylı tedavi evraklarının mahkemece celbedilmesini talep etmesine rağmen mahkeme bu haklı talebi tamamen göz ardı etmiş, yaralanmanın kalıcı niteliğini ve derecesini netleştirecek en esaslı delilleri toplamaktan kaçınmıştır.

Anayasa Mahkemesi, idari yargı derece mahkemelerinin idarenin hizmet kusurunu hiçbir koşulda tartışmamasını, uyuşmazlığın hakkaniyetli çözümü için hayati öneme sahip olan güncel tıbbi delilleri toplamamasını ve başvurucunun esaslı iddialarını tamamen yanıtsız bırakmasını, anayasal güvence altındaki yaşam hakkının gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne açıkça aykırı bulmuştur. Yargısal mercilerin bu derece eksik ve özensiz incelemesi neticesinde, anayasal devletin yaşam hakkı kapsamındaki etkili bir yargısal sistem kurma ve bunu etkin şekilde işletme yükümlülüğünün tam anlamıyla yerine getirilmediği şüpheye yer bırakmayacak biçimde tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: