Anasayfa/ Makale/ E-Sağlıkta Sınır Ötesi Hizmet ve Üretici...

Makale

E-sağlık uygulamalarında sınır ötesi teletıp hizmetlerinin hukuki boyutu ve uzaktan tıbbi cihaz üreticilerinin sorumluluğu önem kazanmaktadır. Bu makalede, yabancı unsurlu sağlık hizmetlerinde yargı yetkisi, uygulanacak hukuk ve Avrupa Birliği direktifleri ışığında ayıplı tıbbi cihaz üreticisinin kusursuz sorumluluğu ele alınmaktadır.

E-Sağlıkta Sınır Ötesi Hizmet ve Üretici Sorumluluğu

Teknolojinin tıp bilimiyle entegrasyonu, sağlık hizmetlerinin coğrafi sınırları aşarak dijital platformlar üzerinden sunulmasına olanak tanımıştır. Bir bilişim hukuku avukatı olarak değerlendirdiğimde, fiziki sınırların ortadan kalkmasıyla birlikte sınır ötesi teletıp uygulamaları gündeme gelmiş ve bu durum karmaşık milletlerarası özel hukuk sorunlarını beraberinde getirmiştir. Farklı yargı yetkisine sahip ülkelerdeki hekim ve hastaların etkileşimi, uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin tespitini zorunlu kılmaktadır. Öte yandan, e-sağlık ekosisteminin temel yapı taşlarından olan uzaktan hasta izleme cihazları ve giyilebilir teknolojiler, tıbbi müdahalelerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu cihazların hatalı çalışması durumunda ortaya çıkacak zararlar, sağlık hizmeti sunucusunun ötesinde doğrudan tıbbi cihaz üreticisinin sorumluluğu bağlamında değerlendirilmelidir. Bu makalede, yabancı unsurlu e-sağlık hizmetlerindeki yargı yetkisi kuralları ile Avrupa Birliği hukukuna paralel olarak gelişen üreticinin kusursuz sorumluluğu ilkeleri hukuki bir perspektifle detaylandırılacaktır.

Sınır Ötesi Uzaktan Sağlık Hizmetlerinde Yargı Yetkisi ve Uygulanacak Hukuk

Yabancı bir ülkede bulunan hekimin, Türkiye'deki bir hastaya uzaktan sağlık hizmeti sunması durumunda, meydana gelebilecek hukuki ihtilaflarda öncelikle yargı yetkisi ve uygulanacak hukuk sorunu ortaya çıkmaktadır. Eğer bu sınır ötesi tıbbi müdahale neticesinde bir suç oluşursa, Türk Ceza Kanunu m.8/1 hükmü devreye girer. Bu kurala göre, fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye'de gerçekleşmesi halinde suç Türkiye’de işlenmiş sayılır ve Türk kanunları uygulanır. Özel hukuk uyuşmazlıklarında ise sözleşmeden kaynaklanan bir zarar mevcutsa, HMK m.10 uyarınca davanın sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesinde, yani Türkiye'de açılması mümkündür. Şayet uyuşmazlık haksız fiil temeline dayanıyorsa, HMK m.16 gereğince haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer olan Türkiye mahkemeleri yargılamada yine yetkili konumdadır.

Uluslararası Özel Hukuk Bağlamında Hekimin Sorumluluğu

Sınır ötesi e-sağlık uyuşmazlıklarında Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleri de kritik bir rol oynar. Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi bulunuyorsa, MÖHUK m.24 uyarınca öncelikle tarafların açıkça seçtikleri hukuk uygulanır. Haksız fiil hallerinde ise MÖHUK m.34 kapsamında haksız fiilin işlendiği veya zararın doğduğu ülke hukuku esas alınmaktadır. Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri de hekimin lisans ve ruhsatlandırma meselesidir. Avrupa Birliği'nin sınır ötesi sağlık hizmetlerine ilişkin 2011/24 sayılı Direktifi, teletıpta tedavinin yapıldığı yerin, hekimin yerleşik olduğu üye devlet olduğunu belirtmektedir. Hastanın üstün yararı ilkesi gereği, karmaşık hukuki engellerin tıbbi müdahaleyi geciktirmemesi adına, hekimin yalnızca kendi ülkesinde lisans sahibi olması ve kendi ülkesindeki yasal kurallara uygun hareket etmesi, sınır ötesi uzaktan sağlık hizmeti sunabilmesi için hukuken yeterli kabul edilmelidir.

E-Sağlık Cihazlarında Üreticinin Kusursuz Sorumluluğu

E-sağlık hizmetleri sıklıkla EKG, nabız ölçer ve diyabet takibi yapan gelişmiş tıbbi donanımlar ve sensörler aracılığıyla sunulmaktadır. Hastanın bedensel verilerini hekime anlık olarak aktaran bu araçların ayıplı olması veya hatalı veri iletmesi durumunda hastanın sağlığı doğrudan tehlikeye girmektedir. Bu noktada Avrupa Birliği'nin 85/374 sayılı Direktifi devreye girmekte ve ayıplı tıbbi ürünler nedeniyle meydana gelen zararlar karşısında üreticinin kusursuz sorumluluğu ilkesini benimsemektedir. Geleneksel kusur sorumluluğundan farklı olarak, bu rejimde üreticinin zararın doğmasında herhangi bir ihmali veya kastı olup olmadığına bakılmaz. Üretici, piyasaya sürdüğü e-sağlık cihazının taşıdığı ayıp neticesinde hastanın vücut bütünlüğüne gelen her türlü zarardan, kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmaktadır. Bu hukuki düzenleme, zayıf konumda olan hastayı teknoloji devlerine karşı koruyan en güçlü hukuki kalkandır.

Ayıplı Tıbbi Cihaz Nedeniyle Tazminat ve İspat Yükü

Üreticinin kusursuz sorumluluğuna gidilebilmesi için mağdur olan hastanın sadece belirli hususları mahkeme huzurunda kanıtlaması yeterlidir. Kusursuz sorumluluk rejiminin doğası gereği, hastanın üreticinin hukuka aykırı kastını veya ihmalini kanıtlama gibi ağır bir ispat yükü bulunmamaktadır. Ancak hastanın tazminat hakkını elde edebilmesi için Avrupa Birliği direktifleri ışığında ve ilgili ulusal mevzuat kapsamında şu unsurları net bir şekilde ispat etmesi gerekmektedir:

  • Kullanılan e-sağlık cihazının üretiminden veya tasarımından kaynaklanan bir ayıbın varlığı,
  • Ayıplı cihaz kullanımı sonucunda hastanın şahsında veya malvarlığında somut bir zararın oluşması,
  • Meydana gelen zarar ile cihazdaki ayıp arasında kopmaz bir uygun illiyet bağının bulunması.

Örneğin, hastanın vücuduna otomatik insülin veren ayıplı bir e-sağlık cihazının, aşırı doz enjekte ederek hastanın sağlığını bozması durumunda bu şartlar gerçekleşmiş sayılır. Hak düşürücü süreler bağlamında ise hastanın, cihazdaki ayıbı, meydana gelen zararı ve üreticiyi öğrendiği tarihten itibaren üç yıl içerisinde tazminat davası açması hukuki bir zorunluluktur.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: