Makale
Hekimlere Yönelik İdari Baskılar: Performans ve Ücret Sisteminin Hukuki Analizi
Sağlık hizmetlerinin birinci basamağını oluşturan aile hekimliği sisteminde, uygulanan sözleşme ve ödeme yönetmelikleri, hekimler üzerinde ağır bir idari baskı ve yapısal bir sindirme unsuruna dönüşmüştür. İş hukukunda ve kamu personeli rejiminde çalışanların hak edişlerinin, salt istatistiksel hedeflere ve karmaşık performans kriterlerine bağlanması, mesleki bağımsızlığı temelden sarsmaktadır. Belli periyotlarda yenilenen mevzuat değişiklikleriyle birlikte gelen maaş kesintileri ve sözleşme yenilememe tehdidi, idarenin çalışan üzerindeki hukuka aykırı tahakkümünü artırmaktadır. Bir uzman hukukçu perspektifiyle değerlendirildiğinde, idarenin belirlediği ulaşılamaz hedefler ve sürekli değişen mali yaptırımlar, çalışanı istifaya zorlayan sistematik bir eylem bütününü andırmaktadır. Bu makalede, hekimlere uygulanan pozitif ve negatif performans sistemlerinin ve yetersiz cari gider ödemelerinin yarattığı hukuki güvencesizliği derinlemesine ele alacağız.
Negatif ve Pozitif Performans Kriterlerinin Hukuki Boyutu
İş hukukunun en temel dayanaklarından olan ücretin korunması ilkesi, sahada uygulanan negatif performans sistemi ile açıkça zedelenmektedir. İdarenin, bebek ve çocuk aşıları veya gebe izlemleri gibi süreçlerin belirli oranların altına düşmesi halinde hak edişten kademeli kesintiler yapması, idari bir orantısız ceza mekanizmasına dönüşmüştür. Öte yandan, pozitif performans ödemeleri adı altında sunulan ek gelirler de hukuki bir güvence sağlamaktan son derece uzaktır. Hekimin kontrolü dışında gelişen ve hastanın inisiyatifinde olan süreçlerden ötürü performans gelir kaybı yaşanması, hukukun kusursuz sorumluluk veya hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Ayrıca, hasta memnuniyet anketlerinin mali performansa dahil edilmesi, sağlık hizmetini ticari bir müşteri memnuniyeti zeminine çekerek, hekimi idare ile hasta arasında sıkıştırmakta ve psikolojik yıpranmayı körüklemektedir. Bu durum, idarenin üstün gücünü kullanarak çalışanı dolaylı yoldan cezalandırdığı bir kurumsal baskı pratiği olarak yorumlanabilir.
1 Kasım 2024 Yönetmeliği ve Sözleşme Yenileme Baskısı
Yakın zamanda yürürlüğe giren sözleşme ve ödeme yönetmeliği, idari baskının mevzuat yoluyla somutlaşmış en keskin ve güncel örneğidir. Yeni düzenlemeye göre, kayıtlı hastaların son altı ay içinde birime hiç başvurmaması durumunda hekimin ödeme katsayısının düşürülmesi, personelin elinde olmayan sebeplerle doğrudan maddi kayba uğratılması anlamına gelmektedir. Bundan çok daha vahim olanı, Bakanlık tarafından belirlenen hedef puana ulaşılamaması durumunda hekimlerin sözleşmesinin yenilenmeyecek olması kuralıdır. Çalışma hukukunda iş güvencesi kavramı esasken, hekimlerin kariyerlerinin her an değişebilen istatistiklere bağlanması, sürekli bir işini kaybetme korkusu yaratmaktadır. Çalışanın üzerinde sözleşme feshi tehdidi sallandırılarak görev yapmaya zorlanması, sistematik bir sindirme eyleminin idari tasarruf maskesi altına gizlenmesinden başka bir şey değildir.
Ücret Yetersizliği ve Adil Çalışma Hakkının İhlali
İdarenin çalışanlara sunduğu ekonomik koşulların, insan onuruna yaraşır bir refah seviyesini sağlaması tartışılmaz bir yükümlülüktür. Ancak veriler, hekimlerin büyük çoğunluğunun temel maaş hak edişlerini ve birimlerin işletilmesi için elzem olan cari gider ödemelerini yetersiz bulduğunu göstermektedir. Anayasal dinlenme ve sağlık hakkı kapsamında kullanılan izin ve hastalık günlerinde dahi, yerine vekalet edecek hekim bulunamaması halinde kişinin ücretinden yarı yarıya kesinti yapılması, emredici çalışma kurallarının ağır bir ihlalidir. Bu uygulama, hekimi hasta yatağında veya zorunlu mazeret hallerinde dahi çalışmaya mecbur bırakan, doğrudan doğruya bir ekonomik şiddet ve tahakküm aracıdır. Bu tür mali baskılar, çalışanın aidiyet hissini yok eden ve mesleki tükenmişliği besleyen en büyük hukuki problemlerdir.
İdari Uygulamaların Yarattığı Hukuki Riskler
İdari baskıların ve tek taraflı belirlenen karmaşık ücretlendirme sistemlerinin sonuçları, yalnızca ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda ciddi hukuki uyuşmazlıkların da temelini oluşturmaktadır. İdarenin dayattığı sistemin çalışanlar üzerinde yarattığı yapısal sorunlar şu şekilde özetlenebilir:
- Dinlenme ve izin haklarının kullanımının, uygulanan ağır maaş kesintileriyle fiilen imkansız hale getirilmesi.
- Hekimin müdahale sınırlarını aşan, hastanın özgür iradesine bağlı durumlardan ötürü hekime mali yaptırımlar uygulanması.
- Sürekli idari denetim, değişen hedef puan baskısı ve sözleşme fesih kılıcıyla karakterize edilen yapısal bir psikolojik taciz ortamının yaratılması.
Bu uygulamalar bütünü, hekimlerin mülkiyet hakkına ve adil çalışma hakkına yönelik ölçüsüz müdahaleler içermektedir. İdarenin, bu şartlarla çalışanı ekonomik yönden ezmesi, modern idare ve iş hukukunun temel dayanağı olan çalışanı koruma ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.