Anasayfa/ Makale/ İş Kazaları, Çalışmaktan Kaçınma Hakkı ve İSG...

Makale

İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin temini, iş kazalarının önlenmesi, çalışanların tehlike anında çalışmaktan kaçınma hakkını kullanması ve devletin iş teftiş mekanizmaları aracılığıyla yürüttüğü denetimler, çalışma hayatında büyük öneme sahip yasal süreçlerdir.

İş Kazaları, Çalışmaktan Kaçınma Hakkı ve İSG Denetimi Üzerine İnceleme

İş hukuku ve uygulamaları bağlamında değerlendirildiğinde, çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, modern hukuk sistemlerinin en temel odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Bir işyerinde sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarının sağlanması, yalnızca yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda anayasal yaşama hakkının çalışma hayatındaki doğrudan bir uzantısı olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, iş kazalarının hukuki boyutları, tehlike arz eden durumlarda işçilerin sahip olduğu yasal haklar ve devletin bu süreçleri idari otoriteler aracılığıyla denetleme mekanizmaları, işçi ve işveren ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi için hayati bir öneme sahiptir. Özellikle Türk ve Kazakistan iş hukuku sistemleri incelendiğinde, tehlikelerin kaynağında yok edilmesi ve risklerin önlenmesi amacıyla kapsamlı yasal altyapıların oluşturulduğu açıkça görülmektedir. Uzman bir iş hukuku perspektifiyle yaklaşıldığında, iş sağlığı ve güvenliği ihlallerinin raporlanması, araştırılması ve denetlenmesi süreçlerinin büyük bir titizlikle yürütülmesi gerektiği şüphesizdir. Mevzuatımızda yer alan emredici kurallar, işverenlerin bu süreçlerde alması gereken proaktif önlemleri ve devletin caydırıcı denetim gücünü net bir şekilde ortaya koyarak hukuki öngörülebilirliği sağlamaktadır.

İş Kazalarının Hukuki Çerçevesi ve Bildirim Süreçleri

Türk sosyal güvenlik ve iş hukuku mevzuatı uyarınca, bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için belirli kanuni şartların bir araya gelmesi titizlikle aranmaktadır. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle veya bir işverene bağlı olarak çalışırken görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi esnasında meydana gelen ve sigortalıyı zarara uğratan olaylar yasal olarak bu kapsamda değerlendirilmektedir. Ayrıca, emziren kadın sigortalının mevzuat gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda veya işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen kazalar da hukuken tam bir güvence altına alınmıştır. Bu nesnel şartların varlığı halinde, kaza ile meydana gelen maddi veya manevi zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması, işverenin hukuki sorumluluğunun doğması açısından yeterli ve gerekli bir unsur olarak kabul edilmekte, böylece işçinin ve hak sahiplerinin yargısal korunması etkin bir biçimde sağlanmaktadır.

Kazakistan iş hukukunda da iş faaliyetleriyle bağlantılı kazaların kapsamı oldukça geniş tutulmuş ve detaylı bir şekilde yasal çerçeveye oturtulmuştur. Kazakistan mevzuatına göre, işçilerin iş görevlerini yerine getirirken maruz kaldıkları bedensel zararlar derhal resmi iş kazası soruşturmalarına tabi tutulmaktadır. İşyeri ve üretim ekipmanlarının hazırlanması esnasında mesai başlamadan önce veya mesai bittikten sonra, işverenin sağladığı araçla işe gidip gelirken meydana gelen kazalar da iş faaliyetleriyle ilgili kaza olarak hukuki bir statü kazanmaktadır. Kaza sonrası süreçlerin yönetimi de kanun koyucular tarafından sıkı kurallara bağlanarak işverene çeşitli yükümlülükler getirilmiştir. Kazakistan uygulamasında, işverenler iş faaliyetleriyle ilgili her türlü kazayı yirmi dört saat içinde yetkili yerel iş teftiş kurumuna bildirmek zorundadır. Soruşturma süreci kural olarak komisyonun kurulduğu tarihten itibaren on iş günü içinde tamamlanmalı ve bu sürecin sonunda olayın nedenlerini, tarafların kusur oranlarını ve alınması gereken önleyici tedbirleri içeren resmi ve bağlayıcı bir kaza raporu mutlak surette düzenlenmelidir.

İş Kazalarında İşverenin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu

İşverenin iş kazalarından doğan hukuki sorumluluğu, borçlar hukuku doktrininde ve yüksek mahkeme içtihatlarında özel bir ağırlığa sahip olup titizlikle ele alınmaktadır. Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve işleten müteselsilen sorumlu tutulmaktadır. Bu önemli hukuki kavram hukukumuzda tehlike sorumluluğu olarak adlandırılmaktadır. Tehlike sorumluluğunun temel felsefesi, çevresi için potansiyel tehlike yaratan bir işletmeyi faaliyete geçiren ve bundan düzenli ekonomik menfaat elde eden işverenin, bu faaliyetin yaratabileceği olumsuz sonuçlara da adil bir şekilde katlanması gerektiği ilkesine dayanır. İşverenin tazminat sorumluluğunun hukuken doğabilmesi için, meydana gelen kaza ile yürütülen iş arasında mutlak surette uygun bir nedensellik bağının bulunması şarttır. Kazanın ardından Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hak sahiplerine yapılan ödemeler, kurum tarafından kusur sorumluluğu çerçevesinde işverenlere karşı açılan rücu davaları aracılığıyla tahsil edilmekte ve işverenin kusuru oranında kendisine yansıtılmaktadır.

İşverenin hukuki sorumluluğunun belirlenmesinde kusurun objektifleştirilmesi ilkesi büyük ve belirleyici bir önem taşır. Yargıtay kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere, işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcu sadece mevzuatta açıkça yazılı kurallarla sınırlı tutulamaz. İşveren, bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesinin geldiği en son noktayı dikkate alarak gerekli her türlü önlemi almakla kanunen mükelleftir. Hukuki açıdan işverenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğuna gidilebilmesi için gereken temel unsurlar şunlardır:

  • Ortada hukuken geçerli ve ispatlanabilir bir kazanın söz konusu olması.
  • Bu kazanın yasal mevzuat çerçevesinde şüpheye mahal bırakmayacak bir iş kazası niteliği taşıması.
  • İşverenin olayda kusurlu hareket etmiş olması (istisnai nitelikteki kusursuz sorumluluk halleri yasal olarak saklı kalmak kaydıyla).
  • İşçide bedensel, ruhsal bir zararın veya nihai ölüm neticesinin fiilen ortaya çıkması.
  • Gerçekleşen kaza olgusu ile meydana gelen zarar arasında yasal olarak kopmamış uygun bir illiyet bağının kesin olarak bulunması.

Kazaların Soruşturulmasında Tarafların Yükümlülükleri

İş kazalarının araştırılması aşamasında işverenin mevzuattan doğan yükümlülükleri, adaletin tesisi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve delillerin karartılmasının önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Kazakistan mevzuatı bu hassas konuda son derece katı kurallar öngörmektedir. Bir kaza meydana geldiğinde işveren, yaralıya derhal ilk yardım sağlanmasını ve gerektiğinde uygun bir sağlık kuruluşuna naklini organize etmekle birinci dereceden yükümlüdür. İşle ilgili bir kazanın olay mahallindeki durumu, diğer kişilerin hayatını ve sağlığını doğrudan tehlikeye atmıyorsa ve üretim sürecinin sürekliliğinin aksaması yeni bir felakete yol açmıyorsa, resmi soruşturma komisyonu gelene kadar kesinlikle korunmalı ve hiçbir şekilde değiştirilmemelidir. Ayrıca, olay yerinin detaylı fotoğraflarının çekilmesi ve tüm teknik bulguların anında kayıt altına alınması yasal bir zorunluluktur. Komisyonun talebi üzerine işveren, tamamen kendi fonları pahasına teknik hesaplamaların, laboratuvar araştırmalarının ve diğer bağımsız uzman çalışmalarının yürütülmesini sağlamak zorundadır. Bu şeffaflık yükümlülüğü, idari cezaların ve hukuki yaptırımların adil bir şekilde belirlenmesine üst düzeyde hizmet etmektedir.

Ciddi ve Yakın Tehlike Durumunda Çalışmaktan Kaçınma Hakkı

İş sağlığı ve güvenliği hukukunun işçilere tanıdığı en yaşamsal ve etkin koruma mekanizmalarından biri, şüphesiz ki tehlike anında çalışmayı yasal olarak durdurabilme yetkisidir. Türk İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun ilgili emredici hükümleri uyarınca, işyerinde ciddi ve yakın bir tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı durumlarda ise doğrudan işverene başvurarak durumun ivedilikle tespit edilmesini talep etme hakkına sahiptir. Kurulun veya işverenin, işçinin talebini haklı bularak bu yönde bir karar vermesi halinde çalışan, söz konusu güvenlik ve sağlık tedbirleri tam olarak alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkı adı verilen temel yasal güvencesini derhal kullanabilir. İşçilerin çalışmaktan kaçındığı bu haklı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve akdedilen iş sözleşmesinden doğan diğer tüm hakları kanun koyucu tarafından kesin ve net olarak saklı tutulmaktadır. İşveren, bu anayasal ve yasal hakkını kullanan işçiye karşı herhangi bir idari yaptırım veya mali kesinti uygulayamaz.

Kazakistan iş hukukunda da benzer ve etkili bir yasal koruma mekanizması aktif olarak işletilmektedir. İlgili Kazakistan mevzuatı uyarınca, işveren tarafından gerekli kişisel veya toplu koruyucu donanımların zamanında sağlanmaması ve bunun neticesinde işçinin sağlığını veya yaşamını doğrudan tehdit eden açık bir durumun ortaya çıkması halinde, işçi derhal amirine veya bizzat işverene yazılı olarak bilgi vererek söz konusu işi yapmayı reddetme hakkına yasal olarak sahiptir. Bu husus, sadece bireysel bir hukuki hak değil, aynı zamanda işçinin genel işyeri güvenliğini sağlama yükümlülüğünün de ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü her çalışan, insanların canını ve sağlığını tehdit eden her türlü tehlikeli durumu gecikmeksizin işverene bildirmekle görevlendirilmiştir. Kazakistan yasalarına göre işveren, işçinin bu yöndeki ciddi bir bildirimini kesinlikle görmezden gelemez ve acil durumun daha da tırmanmasını, mevcut travmatik faktörlerin diğer masum çalışanları etkilemesini önlemek adına derhal acil tedbirler almakla yükümlü kılınmıştır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kapsamında Devlet Denetimi

İş yerlerinde yasal mevzuata uyumun tam olarak sağlanması, iş kazalarının asgariye indirilmesi ve çalışma barışının güçlü bir şekilde tesis edilmesi, ancak devletin idari denetim mekanizmalarının sahada etkin bir şekilde işletilmesiyle mümkündür. Kazakistan Cumhuriyeti'nde çalışma mevzuatına uyum üzerindeki devlet kontrolü, özel olarak yetkilendirilmiş devlet iş müfettişleri tarafından büyük bir titizlikle ve kararlılıkla yürütülmektedir. Bu müfettişler; yasallık, mutlak tarafsızlık ve idari bağımsızlık ilkeleri çerçevesinde hareket ederek işyerlerini günün veya gecenin herhangi bir saatinde önceden haber vermeksizin serbestçe ziyaret etme hakkına sahiptir. Denetimler esnasında işverenlerden gerekli tüm belgeleri, kayıtları, maaş bordrolarını ve resmi açıklamaları talep edebilir, tespit edilen hukuka aykırılıkların derhal giderilmesi için işverenlere bağlayıcı ve emredici talimatlar verebilirler. Bir işyerinde işçilerin yaşamını ve sağlığını doğrudan doğruya tehdit eden ve o an için anında giderilemeyecek nitelikte yapısal tehlikeler tespit edildiğinde, devlet iş müfettişleri söz konusu örgütün veya üretim tesisinin faaliyetini beş iş gününe kadar askıya alma yetkisiyle donatılmışlardır.

Sonuç itibarıyla, iş kazalarının mutlak surette önlenmesi, çalışanların tehlike anında çalışmaktan kaçınma hakkını özgürce ve güvenle kullanabilmesi ile devletin iş teftiş mekanizmaları aracılığıyla yürüttüğü tavizsiz denetimler, modern iş hukukunun en hayati ve vazgeçilmez yapı taşlarını oluşturmaktadır. Gerek Türk mevzuatındaki kusursuz sorumluluk ve tehlike sorumluluğu gibi ileri düzey hukuki ilkeler, gerekse Kazakistan hukukundaki katı bildirim, derinlemesine soruşturma ve sert idari denetim süreçleri, işçi sağlığı ve yaşam hakkının her türlü ekonomik ve ticari menfaatin çok ötesinde konumlandırıldığını açıkça ortaya koymaktadır. İşverenlerin, iş sağlığı ve güvenliği kurullarını etkin bir şekilde sahada çalıştırması, koruyucu ve önleyici sistemleri kesintisiz olarak işletmesi ve emredici yasal mevzuata tam uyum sağlaması, hem personelin can güvenliğini korumak hem de şirketleri altından kalkılamaz ağır hukuki tazminatlardan ve idari yaptırımlardan uzak tutmak adına yegâne geçerli hukuki yoldur. Uzman bir hukuki çerçeveyle yönetilen proaktif güvenlik stratejileri, çalışma barışının tartışmasız en güçlü teminatıdır.

8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: