Makale
İşyerinde Psikolojik Taciz: Mobbingin Kurucu Unsurları ve Cinsiyet Eşitsizliği
Çağdaş işgücü piyasalarında çalışanların karşılaştığı en ciddi hukuki ve psikolojik sorunlardan biri, literatürde işyerinde psikolojik taciz veya mobbing olarak adlandırılan durumdur. Hukuki bir kavram olarak mobbing, karmaşık ve çok boyutlu bir yapıya sahip olup, disiplinler arası bir hukuki değerlendirme gerektirmektedir. Özellikle işverenlerin veya yöneticilerin, çalışanlara yönelik aşağılama, psikolojik baskı, özgüven kırma ve duygusal tacizde bulunma gibi fiilleri, hukuki anlamda doğrudan hak ihlalleri doğurmaktadır. Modern iş hukukunda bir eylemin mobbing olarak nitelendirilebilmesi için yasa koyucu ve içtihatlar tarafından belirlenen belirli kurucu unsurların olay örgüsünde bir arada bulunması şarttır. Bununla birlikte, mobbing olgusu yalnızca hiyerarşik çalışma ilişkileriyle sınırlı kalmayıp, temelini toplumun kültürel kodlarından alan toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil yapı ile de derinden ilişkilidir. Kadın çalışanların işgücü piyasalarındaki konumları, cinsiyete dayalı ayrımcılığın bir yansıması olarak psikolojik taciz süreçlerine de zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda, mobbingin hukuki unsurlarını detaylıca analiz etmek, cinsiyet eşitsizliğinden beslenen temel nedenleri saptamak ve çalışan haklarını yargı mercileri önünde korumak adına oldukça kritik bir öneme sahiptir.
Mobbingin Hukuki Niteliği ve Kurucu Unsurları
İş hukukunda bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için eylemin rastgele bir çatışmadan veya anlık bir işyeri tartışmasından kesin hatlarla farklılaşması gerekmektedir. Hukuki zeminde mobbingin varlığından söz edebilmek için, eylemin sistemli bir biçimde yapılması, belirli bir süreklilik ve sıklıkla tekrarlanması ile kasıtlı olarak gerçekleştirilmesi en temel kurucu unsurlardır. Uygulanan bu sistematik baskının temel amacı, ilgili çalışanı yıldırma, etkisizleştirme veya iş sözleşmesini feshetmeye zorlayarak işten uzaklaştırma olmalıdır. Ayrıca yürütülen bu eylemler dizisi sonucunda mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya fiziksel ve ruhsal sağlığında zarara neden olan durumlar ortaya çıkması gerekmektedir. Özellikle çalışanın görev ve yetkilerini sınırlandırma, çalışma ortamında kendisini dışlama ve genel motivasyonunu kırma gibi spesifik tutum ve davranışlar, mahkemeler nezdinde mobbing iddialarının temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, olası bir iş davasında mobbingin ispatlanabilmesi, bu sistematik ve yıpratıcı eylemlerin devamlılığının ve mağdur işçi üzerindeki olumsuz yıkımın delillerle somutlaştırılmasına bağlıdır.
Mobbing İddiasını Destekleyen Temel Kriterler
Bir işyerinde çalışanlara yöneltilen her olumsuz eylem hukuki anlamda psikolojik taciz sayılmamaktadır. İlgili eylemlerin hukuki olarak mobbing sayılabilmesi için yargı mercileri tarafından aranan ve ispatı zorunlu olan belirli standartlar bulunmaktadır. Bu standartlar, işçinin maruz kaldığı sürecin anlık bir öfke patlaması olmadığını, aksine bilinçli bir politikanın ürünü olduğunu göstermelidir. Bir çalışanın hukuki yollara başvurabilmesi ve haklarını güçlü bir şekilde savunabilmesi için aşağıda belirtilen şartların meydana gelen olayda bir bütün olarak tecessüm etmesi şarttır:
- Gerçekleştirilen eylemlerin kasıtlı olarak yapılması ve mağdura zarar verme niyeti taşıması.
- Yöneltilen olumsuz tutum ve davranışların tamamen sistemli bir biçimde planlanarak yürütülmesi.
- Psikolojik taciz niteliğindeki eylemlerin belirli bir süreklilik ve sıklıkla tekrarlanması.
- Yapılan baskının çalışanı çalışma ortamından yıldırma, etkisizleştirme veya işyerinden uzaklaştırma amacı gütmesi.
- Tüm bu sürecin nihayetinde mağdurun kişisel haklarına, mesleki statüsüne veya sağlığında somut bir zarara yol açması.
Cinsiyet Eşitsizliği Ekseninde Mobbing
İşyerinde yaşanan psikolojik taciz vakaları dikkatle incelendiğinde, meselenin yalnızca bireyler arası hiyerarşik uyuşmazlıklardan ibaret olmadığı, toplumsal cinsiyet rolleri ve geleneksel ataerkil toplum yapısı ile de doğrudan şekillendiği görülmektedir. Toplum tarafından kadınlara tarihsel süreçte yüklenen cinsiyet temelli roller ve ön yargılar, kadınların iş yaşamında bir üst pozisyona yükselmelerinde karşılarına bir bariyer olarak çıkarak başlı başına bir hukuki baskı aracına dönüşmektedir. Bu tür yapısal engeller ve yönetim kademelerinde maruz kalınan asimetrik güç uygulamaları, hukuki ve sosyolojik bağlamda cinsiyet ayrımcılığı temelinde şekillenen bir mobbing türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların iş hayatında karşılaştığı görünmez engelleri nitelendiren cam tavan sendromu, doğrudan bu baskı ve yıldırma politikaları ile bağlantılıdır. Ayrıca, işyerlerinde üst pozisyonlardaki kadınların, diğer kadın çalışanlara uyguladığı baskıyı ifade eden kraliçe arı sendromu da cinsiyet eksenli psikolojik tacizin bir diğer boyutunu oluşturur. İşyerinde cinsiyet ayrımcılığı ve cinsiyete dayalı psikolojik şiddet olgusu, yasal eşitlik ilkesinin ve işçi haklarının doğrudan ihlalidir. Sergilenen bu ayrımcı tutumlar, iş kanunu mevzuatı kapsamında çalışanlara tazminat talepli haklı nedenle fesih hakkı veren hukuki ihlaller olarak değerlendirilmektedir.