Anasayfa/ Makale/ Ölüm Halinde Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Eşin...

Makale

Evlilik birliğinin ölüm ile sona ermesi durumunda mal rejiminin tasfiyesi süreci, sağ kalan eşin katılma alacağı ve değer artış payı hakları ile tereke tasfiyesinin hukuki boyutları uzman bir perspektifle incelenmiştir.

Ölüm Halinde Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Eşin Alacak Hakları

Türk Medeni Kanunu kapsamında evlilik birliğinin eşlerden birinin ölümü ile sona ermesi, hukuki açıdan hem aile hukuku hem de miras hukuku kurallarının kesiştiği karmaşık bir tasfiye sürecini beraberinde getirmektedir. Ölüm olayının gerçekleşmesiyle birlikte yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi kendiliğinden sona erer ve sağ kalan eşin malvarlıksal haklarının tespiti zorunlu hale gelir. Mal rejiminin eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi durumunda, birbirinden bağımsız ancak birbirini mutlak surette etkileyen mal rejimi tasfiyesi ve tereke tasfiyesi olmak üzere iki ayrı tasfiye mekanizması gündeme gelmektedir. Sağ kalan eşin yasal mirasçılık sıfatından kaynaklanan haklarına halel gelmemesi ve terekedeki aktif ve pasiflerin doğru bir şekilde saptanabilmesi için öncelikle mal rejiminin tasfiye edilmesi şarttır. Bu süreçte uzman bir hukukçu yaklaşımıyla, eşlerin malvarlığı değerlerinin titizlikle ayrıştırılması ve kanunun öngördüğü denkleştirme ile eklenecek değerlerin hesaplamalara dâhil edilmesi, adaletin tecellisi için hayati bir önem taşımaktadır.

Mal Rejiminin Ölümle Sona Ermesi ve İkili Tasfiye Sistemi

Kanun koyucu, yasal mal rejiminin sona erme sebeplerini düzenlerken eşlerden birinin ölümünü doğal ve birincil sona erme sebebi olarak öngörmüştür. Mal rejiminin ölüm sebebiyle sona erdiği durumlarda tasfiyeye esas alınacak an, ölüm olayının gerçekleştiği tam andır. Gerçek ölümün yanı sıra, ölüm tehlikesi içinde kaybolma veya kendisinden uzun zamandır haber alınamama gibi durumlarda verilen gaiplik kararı ile ölüm karinesi de hukuki sonuçları itibarıyla ölümle eşdeğer kabul edildiğinden, mal rejimini ve evliliği sona erdiren haller arasında değerlendirilmektedir. Birlikte ölüm karinesinin uygulandığı istisnai hallerde ise eşlerin birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmasa da, mal rejiminin tasfiyesi gerçekleştirilerek her bir eşin kendi yasal mirasçılarının hakkı olan katılma alacağı miktarları titizlikle saptanmalıdır.

Eşlerden birinin vefatı sonrasında uygulamada sıklıkla karşılaşılan en büyük problem, mal rejimi tasfiyesi ile miras tasfiyesinin birbirine karıştırılmasıdır. Oysaki hukuki usul gereği, ölen eşin mirasçıları ile sağ kalan eş arasında yapılacak olan tereke paylaşımından önce, eşler arasındaki mal rejiminin tüm yönleriyle tasfiye edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Mal rejimi tasfiyesi yapılmadan hangi malların gerçekten kime ait olduğu ve terekenin net mevcudu bilinemeyeceğinden, miras hukuku kapsamındaki paylaşım aşamasına geçilmesi sağlıklı olmayacaktır. Eğer sağ kalan eşin yapılan hesaplamalar neticesinde tasfiyeden kaynaklı bir alacağı bulunuyorsa, bu meblağ tereke için bir borç niteliği taşıyacak ve mirasın aktifinden düşülerek net tereke değeri eksiksiz biçimde bulunacaktır.

Sağ Kalan Eşin Katılma Alacağı ve Artık Değer Hesabı

Mal rejiminin ölümle sona ermesi halinde sağ kalan eşin en temel taleplerinden biri, edinilmiş mallara katılma rejiminin merkezinde yer alan katılma alacağıdır. Katılma alacağının belirlenebilmesi için öncelikle artık değer miktarının hukuka uygun olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Artık değer, eşlerin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin yasal borçların çıkarılması suretiyle elde edilen safi miktardır. Sağ kalan eşin katılma alacağı, ilke olarak kişisel mallarından ve ölen eşin zilyetliğindeki kendi mülkiyetinde olan mallardan tamamen bağımsız olarak özel bir yöntemle hesaplanır. Aktif değerlerden pasif değerlerin çıkarılmasıyla ulaşılan bu artık değerin yarısı üzerinde sağ kalan eşin yasal olarak hak sahipliği bulunmaktadır ve bu oran taraflarca aksi bir mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmadıkça yasanın emredici olmayan ancak tarafları koruyucu genel geçer hükmüdür.

Tasfiye sürecinde aktif değerlerin hesaplanması sadece mevcut mallarla sınırlı kalmamakta, kanunun öngördüğü özel koruma mekanizmaları da otomatik olarak devreye girmektedir. Bu kapsamda eklenecek değerler kalemi çok büyük bir hukuki işleve sahiptir. Ölen eşin, mal rejiminin sona ermesinden, yani ölüm tarihinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızasını almadan yaptığı olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar tasfiyede hesaplamaya mutlaka dâhil edilir. Benzer şekilde, ölümden ne kadar süre önce yapıldığına bakılmaksızın, sağ kalan eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılmış olan her türlü devir işlemi de eklenecek değerler arasında kabul edilerek sanki o malvarlığı hiç elden çıkarılmamış gibi aktif değere doğrudan yansıtılır. Bu kurallar, sağ kalan eşin haklarının kötüniyetli işlemlerle gizlice zedelenmesini engelleyen son derece hayati ve gerekli yasal korumalardır.

Aktif ve pasiflerin saptanmasında dikkate alınması gereken bir diğer önemli kurum ise denkleştirme müessesesidir. Eşlerden birinin kişisel mallarına ilişkin özel bir borcun edinilmiş mallar grubundan ödenmesi veya tam tersi şekilde edinilmiş mallara ilişkin bir borcun kişisel mallardan karşılanması durumunda mal grupları arasında fark edilir bir değer kayması yaşanır. Kanun koyucu bu değer kaymalarının hakkaniyete uygun olarak tamamen giderilmesi için tasfiye sırasında taraflarca denkleştirme istenebileceğini açıkça düzenlemiştir. Değeri kayan malın veya nakdi paranın aynen geri döndürülmesi fiilen mümkün olmasa dahi, hesaplama anındaki güncel sürüm değeri üzerinden parasal olarak canlandırılıp ilgili mal grubuna iade edilmesi sağlanır. Böylece eşlerin evlilik içindeki servet hareketleri ve harcamaları, oldukça adil bir tasfiye süzgecinden geçirilmiş olur.

Değer Artış Payı Alacağı ve Hukuki Kapsamı

Eşlerden birinin diğerine ait bir malvarlığı değerinin edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiçbir karşılık almaksızın ya da olağan sınırların çok altında uygun olmayan düşük bir karşılıkla yaptığı katkılar, mal rejimi herhangi bir sebeple sona erdiğinde değer artış payı alacağı olarak bizzat talep edilebilir. Toplumumuzda boşanma veya ölüm hallerinde sıklıkla karşılaşılan, kadının düğünde kendisine takılan ziynet eşyalarını kocasının ev veya yeni bir araç alımında bizzat kullandırması bu alacak kaleminin en tipik ve yaygın örneklerindendir. Bir eşin malik olduğu mevcut malın değerinin korunması, örneğin çok ağır ve masraflı bir tadilat harcamasının kendi cebinden karşılanması dahi bu yasal kapsamda geçerli bir hukuki katkı olarak değerlendirilmektedir. Bu alacak hakkı, eşin kendi öz malvarlığından yaptığı bu olağanüstü fedakârlığın mal rejimi tasfiyesinde adaletli bir biçimde nakden kendisine iade edilmesini yasal olarak güvence altına almaktadır.

Değer artış payı alacağının yasal hesaplamalarında dikkate alınacak değerler, bahsi geçen malın tasfiye anındaki fiziki ve ekonomik durumu ile doğrudan ilişkilidir. Söz konusu malvarlığı tasfiye aşamasında halen mevcutsa ve değer kazanmışsa, yapılan katkının o dönemki başlangıçtaki değere oranı bulunur ve bu matematiksel oran malın tasfiye anındaki güncel sürüm değeri ile çarpılarak talep edilecek alacak miktarı saptanır. Ancak, katkı yapılan malvarlığı evlilik süresince beklenmeyen bir değer kaybına uğramışsa, kanun koyucu katkı sağlayan eşi her şartta korumak amacıyla malın tasfiye anındaki eksilmiş değerini değil, katkının yapıldığı andaki başlangıçtaki ana değerini esas almayı emretmektedir. Bu sayede, bedel yatırımı yapılan malvarlığı zamanla zarar görse dahi eşin geçmişte yapmış olduğu somut parasal veya ayni nitelikteki katkı enflasyonist etkilere karşı belirli bir ölçüde güvence altına alınmış olur.

Katkı sağlanan malvarlığı, mal rejimi tasfiyesinden veya ölüm vakasından çok önce elden çıkarılmış veya satılmış olabilir. Bu durumda kanun koyucu uyuşmazlığa bakan hakime takdir yetkisi tanıyarak, elden çıkarılan o malın değerinin hakkaniyete uygun olarak adilce belirlenmesini açıkça öngörmüştür. Söz konusu elden çıkarmanın ivazlı veya ivazsız olması, satım neticesinde elde edilen nakdi karşılığın aile ekonomisi lehine ortaklaşa kullanılıp kullanılmadığı gibi hukuki hususlar etraflıca değerlendirilir. Ayrıca, ölümle sonuçlanan mal rejimi tasfiyesinde sağ kalan eşin bu yasal alacağının, daha sonra mirasçılarla yürütülecek tereke tasfiyesinde öncelikli bir alacak kalemi olarak dikkate alınması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki yasada korunan değer artış payı tamamen nispi, yani şahsi bir alacak hakkı statüsündedir; katkı yapılan ilgili eşya üzerinde doğrudan bir mülkiyet veya ayni hak talebi sonucu kesinlikle doğurmaz.

Tasfiyede Alacakların Ödenmesi ve Muacceliyet

Mal rejiminin ölümü müteakip mahkemece tasfiyesi neticesinde belirlenen katılma alacağı ve değer artış payı alacakları, ayni bir bölüşümü ifade etmeyip kural olarak tamamen parasal mahiyetteki alacak haklarıdır. Medeni Kanun, alacaklı konumundaki eşe doğrudan spesifik bir malın aynen mülkiyetini talep etme hakkı tanımaz; ancak tam tersi şekilde borçlu konumunda olan eşe veya yasal mirasçılarına borcunu kendi tercihine göre ayın ya da para olarak ödeme konusunda kolaylaştırıcı yasal bir seçimlik hak sunar. Yargılama sırasında karar tarihi itibarıyla bilirkişilerce belirlenen sürüm değerleri üzerinden hesaplanan bu yasal alacaklar, mahkemenin nihai kararı tesis etmesiyle birlikte hukuken muacceliyet kazanarak tamamen talep edilebilir ve icra edilebilir bir hale gelmektedir. Katılma alacağı tasfiye anında, yani mahkemenin kesin kararını verdiği son aşamada muaccel olduğu için bu tarihten önceki dava aşamaları için kural olarak temerrüt faizi hiçbir şekilde işletilemez.

Tasfiye hesaplamalarında mahkemece aktif ve pasif değerler değerlendirilirken dikkate alınması gereken usuli hususlar yasal çerçevede kesin olarak sınırlandırılmıştır. Tasfiye sürecindeki hesaplamalarda adaletin sağlanması adına titizlikle ayrıştırılması gereken ana kalemler aşağıdaki listede belirtilmiştir:

  • Edinilmiş malların nihai karar tarihine en yakın güncel sürüm değeri
  • Sosyal güvenlik kurumlarından eşlere yapılan ve aktif değere eklenecek olan toptan ödemeler
  • Çalışma gücünün veya yetisinin kaybı sebebiyle önceden alınan her türlü maddi tazminatlar
  • Eklenecek değerler yasal kapsamındaki diğer eşten tamamen habersiz yapılan karşılıksız kazandırmalar
  • Kişisel mallara önceden aktarılan edinilmiş mal karşılıklarından doğan parasal denkleştirme tutarları
  • Sözleşme ile aksi baştan kararlaştırılmamışsa, eşin yasal olarak edindiği kişisel mal gelirleri
  • Değer artış payından doğan güncellenmiş yasal alacak bedellerinin toplamı
  • Tüm bu sayılan aktif değerlerden tasfiye anında netleştirilmek üzere düşülecek olan edinilmiş mal borçları

Bu sayılan değerler, mal rejimi tasfiyesinin şeffaf ve hukuka tam uygun olarak gerçekleştirilmesi açısından bilirkişi hesaplama tablolarının temelini oluşturur ve ispat yükü iddia eden taraflara aittir.

Ödenmesi gereken hesaplanmış alacak miktarının derhal nakden ödenmesi borçlu olan taraf için, yani ölüm sebebiyle pasif borç yükü altına giren geride kalan mirasçılar için ödenmesi çok güç ve ciddi mali zorluklar doğuracak ağırlıkta olabilir. Bu gibi haklı ve zorunlu durumlarda, mahkemeden ödemeler için uygun ve makul bir mehil veya taksitlendirme süresi talep edilebilmesi borçlu taraf için kanunen mümkündür. Ancak ek süre tanınması halinde, alacaklı eşin hiçbir şekilde mağdur edilmemesi ve hakkının güvenceye alınması adına borçludan belirli bir ayni veya şahsi güvence göstermesi yasal bir hak olarak istenebilir. Aksine aralarında akdedilmiş bir hukuki anlaşma veya protokol bulunmadığı takdirde, tasfiyenin sona erdiği, yani davanın mahkemece karara bağlandığı tarihten itibaren katılma alacağına ve değer artış payına standart yasal faiz yürütülerek alacaklının enflasyon veya gecikme karşısındaki olası ekonomik zararları hukuki teminat altına alınmış olur.

Hukuki Usuller ve Zamanaşımı Süreleri

Ölüm nedeniyle mirasçılara veya sağ kalan eşe karşı açılan mal rejimi tasfiyesi davalarında, olası hak kayıplarının önlenmesi için kanunda belirlenen dava açma sürelerine kati surette riayet edilmesi gerekmektedir. Yargıtay uygulamaları ve Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili genel hükümleri uyarınca, mal rejiminin tasfiyesinden doğan değer artış payı ve katılma alacağı davaları her halükarda on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Eşlerden birinin talihsiz ölümü ile yasal evlilik birliği ve geçerli mal rejimi yasa gereği kendiliğinden sona erdiğinden, bu bahsi geçen on yıllık hak arama süresi tam ve kesin olarak ölüm tarihinden itibaren hiç durmaksızın işlemeye başlar. Gerek ölenin mirasçılarının gerekse sağ kalan eşin hak düşümü yaşamamak için bu süre zarfında tasfiye davasını yetkili Aile Mahkemelerinde ikame etmesi, tüm miras tasfiyesi sürecinin sağlıklı ve güvenilir bir yasal zeminde ilerlemesi adına göz ardı edilemez bir kanuni zorunluluktur.

Uygulamada çoğu zaman, vefat eden eşlerin gerçek malvarlığı durumu, sahip olunan taşınmazların kıymeti veya banka hesaplarındaki gizli meblağlar her zaman diğer eş tarafından net ve eksiksiz bir biçimde bilinememektedir. Terekenin mevcudunun ve aktif malvarlığının baştan tam olarak saptanamaması gibi oldukça sık rastlanan haklı nedenlerin varlığında, sağ kalan eşin mal rejimi tasfiyesi davasını Hukuk Muhakemeleri Kanunu genel hükümleri uyarınca bir belirsiz alacak davası sıfatıyla ve esnek taleplerle açması davanın hukuki stratejisi açısından son derece güvenilir ve isabetlidir. Hukukun tanıdığı bu usuli yöntem ve esneklik sayesinde, davanın başında asgari veya cüzi bir miktar üzerinden açılan dava, yargılama aşamasında derinlemesine yapılan bilirkişi incelemeleri ve tüm resmi banka kayıtları celbedilip yasal alacak miktarı tam olarak tespit edildiğinde harç tamamlama işlemiyle davanın gerçek değerine kolaylıkla yükseltilebilmekte ve böylece olası hak düşürücü süre veya zamanaşımı itirazı riskleri davacı eş bakımından tamamen bertaraf edilmektedir.

Sonuç olarak, evlilik birliğinin taraflardan birinin vefatı neticesinde üzücü bir biçimde sonlanması, hem sağ kalan eşin gelecekteki maddi durumunun korunması hem de ölenin yasal mirasçılarının mülkiyet haklarının dengelenmesi bakımından son derece hassas ve çok katmanlı bir hukuki süreci başlatır. Medeni Kanun hükümlerine göre mal rejiminin tasfiyesi ile miras tasfiyesinin birbiri ardına ve kesin bir yasal sıraya uygun olarak adaletle yürütülmesi, her iki tasfiye sürecinin de kendi özgü maddi ve usul kurallarına tabi olmasından ötürü muazzam bir ciddiyet ve hukuki önem arz eder. Sağ kalan eşin asgari maddi güvencesini sağlayan devir, katılma alacağı ve maldaki değer artış payı hakları, salt bir miras hukuku veya intikal meselesi değil, uzun evlilik süresince karşılıklı gösterilen maddi ve manevi muazzam dayanışmanın kanun eliyle haklı bir iadesidir. Bu oldukça meşakkatli, ince ve karmaşık sürecin, kanuni ispat karineleri, hak düşürücü zamanaşımı süreleri, matematiksel olarak eklenecek ve denkleştirilecek değerler gibi ileri seviye teknik detaylar titizlikle gözetilerek alanında tecrübeli ve uzman bir aile hukuku avukatı tarafından baştan sona yönetilmesi, müvekkillerin yaşayabileceği muhtemel maddi kayıpların ve mirasçılarla yıllarca sürecek olan yıpratıcı aile içi yasal ihtilafların kesin olarak önüne geçecektir.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: