Sahipsiz Hayvan Zararlarında Idarenin Sorumluluğu Ve Yargı Yolu
Sahipsiz hayvanların sebep olduğu bedensel veya maddi zararlarda, idarenin hizmet kusuru bağlamında hukuki sorumluluğu doğmaktadır. Bu yazımızda, uzman avukat perspektifiyle mağdurların idari yargıda tam yargı davası açma süreçlerini, zorunlu başvuru yollarını ve maddi ile manevi tazminat haklarını hukuki zeminde inceliyoruz.*
Sahipsiz hayvanların kent ve kırsal alanlarda sebep olduğu zararlar, son yıllarda giderek artan hukuki uyuşmazlıklara zemin hazırlamaktadır. Hayvan hukuku ve idare hukuku pratikleri bağlamında, bireylerin sahipsiz bir hayvanın saldırısı neticesinde uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini, devletin anayasal yükümlülükleri arasındadır. Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olup, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü kılınmıştır. Bu yükümlülük, sahipsiz hayvanların verdiği zararlar özelinde idarenin kamu hizmetlerini eksik veya hatalı yürütmesinden kaynaklanan hizmet kusuru temeline dayanmaktadır. Zarar gören vatandaşlarımızın, yetkili idarelere karşı yürütecekleri hukuki süreçte doğru adımları atması, özellikle idari yargıdaki katı usul kuralları ve süreler göz önüne alındığında büyük önem taşımaktadır. Hak kayıplarının önüne geçilmesi adına, davanın türü, husumet yöneltilecek idarelerin tespiti ve ön başvuru koşullarının eksiksiz yerine getirilmesi elzemdir.
İdarenin Kusur Ve Kusursuz Sorumluluğu
İdare hukukunda idarenin sorumluluğu kural olarak kusur sorumluluğuna dayanırken, istisnai durumlarda kusursuz sorumluluk halleri de gündeme gelebilmektedir. Sahipsiz hayvan uyuşmazlıklarında hukuki genel kabul, idarenin hizmet kusuru çerçevesinde sorumlu tutulmasıdır. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu hizmetlerin hiç işlememesi, geç veya kötü işlemesi hizmet kusurunu oluşturur ve idarenin tazmin yükümlülüğünü doğurur. Zararın meydana gelmesinde, idarenin gerekli önleyici tedbirleri almaması arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Ancak, illiyet bağını kesen veya zayıflatan mücbir sebep, beklenilmeyen hâl, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü bir kişinin kusuru gibi durumlar söz konusu olduğunda idarenin mali sorumluluğu tamamen ortadan kalkabilir ya da mevcut kusur oranında bir azalmaya gidilebilir.
Tam Yargı Davası Süreci Ve İdari Başvuru Zorunluluğu
Sahipsiz hayvanların sebep olduğu bedensel yaralanmalar veya maddi kayıplar neticesinde açılacak dava türü, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamında tanımlanan tam yargı davasıdır. İdari yargıda dava açmadan önce dikkate alınması gereken en kritik aşama, ön karar alma yani zorunlu idari başvuru sürecidir. İYUK madde 13 uyarınca, zarar gören kişilerin eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlükârda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak zararın tazminini talep etmesi mutlak bir dava şartıdır. Yapılan bu yazılı başvuru idare tarafından doğrudan reddedilebilir veya 30 gün boyunca hiçbir cevap verilmeyerek zımni ret kararı doğabilir. Talebin reddi veya zımni ret süresinin dolmasının ardından, kanuni dava açma süresi olan 60 gün içerisinde İdare Mahkemelerinde tam yargı davası ikame edilmelidir. Aksi takdirde açılan dava, usulden kesin olarak reddedilecektir.
Görevli Mahkeme Ve Husumet Yöneltilecek İdareler
Hukuki sürecin hatasız yürütülmesi açısından yetkili mercilerin doğru tespiti hayati önem taşır. Bu tip tazminat uyuşmazlıklarında görevli mahkemeler İdare Mahkemeleridir ve bölgesel yetki kuralları işler. Davanın hangi kamu tüzel kişilerine karşı açılacağı sorusunun cevabı ise, güncel yargı içtihatlarıyla oldukça genişletilmiştir. Eskiden yalnızca ilçe belediyeleri hasım olarak gösterilirken, Danıştay kararlarına göre sahipsiz hayvanlardan kaynaklı uyuşmazlıklarda gözetim ve denetim sorumluluğu çok yönlüdür. Bu sebeple, müteselsil sorumluluk ilkesi gereği husumetin sadece ilçe belediyesine değil; aynı zamanda büyükşehir belediyesi ve gözetim yetkisi nedeniyle o ilin Valiliğine de yöneltilmesi gerekmektedir. Husumet yönünden bir eksiklik veya hata yapılması kanun yollarında bozma nedeni olabileceğinden, davanın tüm yetkili kurumlara karşı birlikte açılması usul ekonomisi açısından en doğru dava stratejisidir.
Maddi Ve Manevi Tazminatın Belirlenmesi
Tam yargı davalarında talep edilecek maddi ve manevi tazminatın sınırları, somut delillerle ispat yükümlülüğüne tabidir. İdare Mahkemeleri, idarenin olaydaki kusur ağırlığı oranında tazminata hükmetmektedir. Maddi tazminat taleplerinin, tedavi masraflarına ait faturalar gibi somut bilgi ve belgelerle desteklenmesi şarttır. Bedensel yaralanma sonucu oluşan sabit izlerin estetik ameliyatı gerektirmesi gibi spesifik durumlarda, uzman bilirkişi heyetlerinden rapor alınarak gelecekteki tıbbi masraflar dahi maddi zarar kalemine dâhil edilmektedir. Manevi tazminat ise, zarar görenin duyduğu acı ve ruhi ıstırabı gidermeye yönelik olup, sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak fakat idareyi benzer olayları önlemeye sevk edecek caydırıcı bir miktarda belirlenmelidir. Hak kayıplarını önlemek için dava açılırken tutarların alanında uzman bir hukuk bürosu aracılığıyla doğru tayin edilmesi elzemdir.
Tazminat Davası Öncesi Ve Sonrası Temel Aşamalar
İdari eylem neticesinde doğan zararın hukuki yollarla giderilebilmesi için yargısal kurallara harfiyen uyulmalıdır. Hukuk büromuzun pratiklerine dayanarak, idarenin sözleşme dışı sorumluluğunun doğabilmesi için aşağıdaki temel hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamaktayız:
- İdareye atfedilebilecek ihmali veya icrai bir hizmet kusurunun açıkça bulunması,
- Maddi veya manevi nitelikte, mahkeme nezdinde ispatlanabilir somut bir zararın doğmuş olması,
- Meydana gelen zarar ile idarenin kusurlu eylemsizliği arasında uygun illiyet (nedensellik) bağının bulunması,
- Dava ön şartı olan idari başvuru yolunun kanuni hak düşürücü süreler içerisinde tüketilmesi.
Sayılan bu unsurlardan birinin eksikliği davanın reddedilmesine yol açacaktır. Dava neticesinde hükmedilen tazminata talep doğrultusunda olay tarihi ya da idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi de mümkündür. Kazanılan dava sonucunda mahkeme kararlarının İYUK uyarınca 30 gün içinde icra edilmesi ve ödemenin yapılması anayasal bir emirdir.