Anasayfa/ Makale/ Teminat Senetlerinden Doğan Uyuşmazlıklar ve...

Makale

[İş hukuku bağlamında teminat senetlerinin takibe konulmasıyla ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklar, icra takip yolları, icra mahkemelerine yapılacak şikayet ve itirazlar ile genel mahkemelerdeki menfi tespit ve istirdat davaları gibi başvuru yöntemleri, işçi ve işveren ekseninde hukuki usuller çerçevesinde detaylıca incelenmektedir.]

Teminat Senetlerinden Doğan Uyuşmazlıklar ve Dava Yolları

Ticari hayatta ve çalışma ilişkilerinde sıkça başvurulan teminat senetleri, güvence sağlama amacının ötesine geçerek taraflar arasında ciddi hukuki ihtilaflara zemin hazırlayabilmektedir. İşçi ile işveren arasındaki temel ilişkinin bir yansıması olarak ortaya çıkan bu belgelerin, tahsil amacıyla icra dairelerine intikal ettirilmesiyle birlikte karmaşık bir hukuki süreç başlamaktadır. İş hukukuna özgü dinamikler barındıran bu uyuşmazlıkların çözümünde, tarafların pozisyonlarına ve uyuşmazlığın niteliğine göre başvurabileceği çok çeşitli hukuki yollar bulunmaktadır. Alacaklının alacağına en kısa sürede kavuşabilmesi veya borçlunun haksız ve dayanaksız bir icra talebinden kurtulabilmesi adına icra daireleri, icra mahkemeleri, genel hukuk mahkemeleri ve hatta ceza adaleti sistemi eş zamanlı veya ardışık olarak devreye girebilmektedir. Bu süreçte hukuken seçilecek yol, hem belgenin yasal niteliğine hem de ihtilafın maddi temellerine göre değişiklik göstermektedir. Sürecin başından sonuna kadar doğru yönetilmemesi, ciddi hak kayıplarının yanı sıra telafisi imkansız maddi zararlara yol açabileceğinden, her bir başvuru yönteminin usul ve esas kurallarının çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Özellikle icra hukuku ile maddi hukukun kesiştiği bu hassas noktada, hukuka uygun ve adil bir sonuca ulaşmak için kanunların öngördüğü itiraz, şikayet ve menfi tespit gibi dava yollarının titizlikle işletilmesi elzemdir.

İcra Takip Yollarına Başvuru

Teminat senetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde alacaklı konumunda bulunan tarafın haklarına kavuşmak için ilk başvurduğu hukuki yol genellikle doğrudan icra takibi başlatmaktır. Elinde usulüne uygun şekilde düzenlenmiş bir kambiyo senedi bulunduran alacaklı, belgenin kanuni unsurları tam ve geçerli ise doğrudan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatma hakkına sahiptir. Bu takip türü, genel haciz yoluna kıyasla alacaklıya çok daha hızlı, prosedürden uzak ve etkin bir tahsil imkanı sunmaktadır. Ancak, alacaklı tarafından bu yola başvurulabilmesi için eldeki senedin kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi içermesi ve Türk Ticaret Kanunu'nda aranan zorunlu şekil şartlarını eksiksiz olarak taşıması şarttır. Aksi halde borçlu tarafın yasal süresi içinde icra mahkemelerine yapacağı şikayet veya itirazlar neticesinde başlatılan takibin iptal edilmesi gibi ciddi bir risk doğacaktır. Bu iptal durumu, alacaklı açısından hem büyük bir zaman kaybına hem de haksız takip nedeniyle icra inkar tazminatı gibi ağır maddi yaptırımlarla karşılaşılmasına sebebiyet verebilecek tehlikeli bir süreçtir.

Eğer uyuşmazlığa konu olan belge, üzerinde yer alan açık kayıtlar veya teminat şerhleri nedeniyle kambiyo vasfını yitirmişse veya düzenleme aşamasından itibaren bu niteliği yasal olarak taşımıyorsa, alacaklının başvurabileceği en mantıklı yöntem genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatmak olacaktır. Bu takip yolunda, kambiyo senetlerine özgü hukuki yolun aksine, borçlunun kendisine tebliğ edilen ödeme emrine yapacağı son derece basit bir itiraz, icra takibini doğrudan durdurmaya yetmektedir. İtirazın icra dairesine bildirilmesinin ardından alacaklının takibe kaldığı yerden devam edebilmesi için mahkemede itirazın iptali veya şartları varsa itirazın kaldırılması davalarını açarak alacağını kesin deliller ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlaması gerekmektedir. İlamsız icra takibi, alacaklı açısından ispat yükünün ve yargılama sürecinin zorlaştığı uzun bir yol olmakla birlikte, eldeki senedin kambiyo vasfını kanunen taşımadığı veya teminat kaydının bu vasfı ortadan kaldırdığı durumlarda zorunlu olarak izlenmesi ve tüketilmesi gereken yegane hukuki usuldür.

İlamlı İcra ve Arabuluculuk

Uyuşmazlığın tarafları arasında daha önceden mahkeme önünde yapılmış detaylı bir yargılama sonucunda elde edilmiş kesinleşmiş veya icra edilebilir bir karar (ilam) mevcut ise, bu durumda doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulması usul ekonomisi açısından elzemdir. İlamlı icra süreci, ilamsız icra prosedürüne göre borçlunun yasal itiraz imkanlarının son derece kısıtlı olduğu, doğrudan mahkeme ilamının yerine getirilmesini amaçlayan en güçlü ve kesin takip yöntemidir. Türk hukuk sisteminde yalnızca mahkemeler tarafından verilen kararlar değil, kanunların özel olarak ilam hükmünde saydığı birtakım düzenleyici belgeler de bu yolla doğrudan takibe konu edilebilir. Özellikle taraflar arasında uzun süren bir dava açılmadan önce veya dava sırasında alternatif uyuşmazlık çözümü olan arabuluculuk kurumu işletilerek varılan anlaşma belgeleri, mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alındığı takdirde tıpkı bir mahkeme kararı gibi ilam niteliğinde belge kabul edilerek ilamlı takibe güçlü bir dayanak teşkil etmektedir.

İcra Mahkemelerine Başvuru Süreçleri

Borçlu konumundaki tarafın, haksız veya hukuka aykırı bulduğu aleyhine başlatılan icra takibine karşı gecikmeksizin başvurabileceği en hızlı ve etkili yollardan biri görevli icra mahkemelerine gitmektir. İcra mahkemeleri, hukuki yapıları gereği dar yetkili mahkemeler olup incelemelerini kural olarak uzun duruşmalar yapmaksızın dosya üzerinden ve taraflarca sunulan somut deliller doğrultusunda seri bir şekilde gerçekleştirirler. Alacaklının kambiyo senetlerine özgü yolla haksız bir takip başlatması durumunda borçlu; senedin aslında kambiyo vasfı taşımadığı, yasal vadenin henüz gelmediği veya alacaklı görünen kişinin yetkili hamil olmadığı gibi çeşitli itirazlarla şikayet yoluna başvurabilir. İcra dairelerinin işlemlerine karşı yapılan bu tür şikayetler, mahkemece titizlikle incelenerek senedin ve takibin şekil şartlarına uygunluğu denetlenir. Eğer sunulan belgenin kanuni vasıfları taşımadığı veya açıkça başka bir temel sözleşmenin teminatı olarak düzenlendiği bizzat senet metninden şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşılabiliyorsa, mahkeme hukuka aykırı takibin derhal iptaline karar verecektir.

İcra mahkemesine yapılacak usuli şikayet yolunun dışında, borçlunun doğrudan senedin altındaki imzaya veya alacağın esasına yönelik temel itirazlarını da icra mahkemesi nezdinde süreleri içinde ileri sürmesi mümkündür. İmzaya itiraz edilmesi durumunda icra mahkemesi, alanında uzman bilirkişiler aracılığıyla detaylı bir imza incelemesi yaptırarak itiraza konu imzanın borçluya ait olup olmadığını kesin olarak tespit eder. Borca itiraz müessesesi ise teminat senedinin tamamen bedelsizliği, borcun daha önceden ödendiği, takas edildiği veya sözleşmedeki teminat koşullarının hiç gerçekleşmediği yönündeki haklı iddiaları kapsar. Ancak, dar yetkili icra mahkemesinde esasa ilişkin borca itirazın yasal olarak kabul edilebilmesi için borçlunun savunmalarını İcra ve İflas Kanunu'nda özel olarak belirtilen nitelikteki, alacaklı tarafından imzası açıkça ikrar edilmiş veya resmi makamlarca düzenlenmiş bir belge ile ispatlaması kesin bir zorunluluktur. Aksi durumda itirazın reddine karar verilir.

İtirazın Kaldırılması Mekanizması

Genel haciz yoluyla yapılan ilamsız takiplere karşı borçlunun icra dairesine süresi içinde verdiği basit bir dilekçe ile takibi durdurması halinde, alacaklı bu itirazı bertaraf etmek için icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını acilen talep edebilir. Alacaklının zaman kaybettiren itirazın iptali davası yerine bu hızlı yola başvurabilmesi için elinde muhakkak surette imzası borçlu tarafından ikrar edilmiş bir adi senet veya resmi makamlarca onaylanmış bir belge bulunmalıdır. İcra mahkemesi, tarafların iddiaları çerçevesinde yapacağı sınırlı ve şekli inceleme sonucunda alacaklının sunduğu bu belgeleri kanuna uygun ve yeterli görürse itirazın kesin veya geçici olarak kaldırılmasına hükmeder. Verilen kesin kaldırma kararı, duran icra takibinin kaldığı yerden devamını ve haciz işlemlerini sağlarken; borçlunun hala borçlu olmadığını iddia etmesi durumunda, hakkını arayabilmesi için genel mahkemelerde menfi tespit davası açma hakkı kanunen her zaman saklı tutulmuştur.

Genel Mahkemelerde Menfi Tespit Davası

İcra mahkemelerinin sınırlı inceleme yetkisi nedeniyle borcunu resmi belgelerle kanıtlayamayan tarafın, genel hükümler çerçevesinde derinlemesine bir yargılama ile hakkını arayabileceği asıl ve en temel hukuki yol menfi tespit davası açmaktır. Menfi tespit davası, borçlunun icra takibi başlamadan önce veya haksız bir takip sırasında, söz konusu iddia edilen senede dayalı herhangi bir borcunun hukuken bulunmadığının mahkeme kararıyla kesin olarak tespit edilmesini talep ettiği çok yönlü bir dava türüdür. Teminat senedinin temelinde yatan ilişkinin bedelsiz kaldığı, sözleşmedeki yaptırım şartlarının oluşmadığı, belgenin bir hatır senedi olduğu gibi geniş kapsamlı iddialar, bu mahkemelerde her türlü takdiri delil ile ispatlanabilir. İhtilafın tarafları işçi ve işveren ise ve uyuşmazlık aralarındaki çalışma ilişkisinden kaynaklanıyorsa, bu durumda görevli merci iş mahkemeleri olacak ve karmaşık uyuşmazlık iş hukuku kuralları ile işçiyi koruyucu ilkeler çerçevesinde esastan titizlikle incelenecektir.

Menfi tespit davasının icra takibinden önce proaktif bir yaklaşımla açılması durumunda, borçlu mahkemeden alacağı uygun bir ihtiyati tedbir kararı ile icra takibinin başlatılmasını veya başlatılmışsa bile ilerlemesini durdurabilir. Ancak kanun gereği, icra takibi kesinleştikten sonra açılan davalarda kural olarak devam eden takibin tamamen durdurulmasına mahkemece karar verilemez. Bu zorlu durumda borçlu, ancak mahkemece belirlenecek alacağın belirli bir oranı miktarında teminat göstererek, icra veznesine mecburen girecek olan paranın dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesini tedbiren talep edebilir. Uzun süren yargılama sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilirse, icra takibi derhal olduğu yerde durur ve kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesiyle birlikte takip tamamen iptal edilir. Üstelik, kötü niyetle haksız icra takibi başlatan alacaklı aleyhine, mağdur borçlunun talebi üzerine yasal oranda icra inkar tazminatına hükmedilmesi kanuni bir zorunluluktur.

Menfi tespit davası açılmadan önce tarafların mahkeme kapısına gitmeden dikkat etmesi gereken en önemli usuli hususlardan biri şüphesiz arabuluculuk dava şartı sürecidir. İşçi ile işveren arasındaki karşılıklı alacak, tazminat ve teminat senedi ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların dostane yollarla çözümünde kanun koyucu, dava açılmadan önce zorunlu olarak uzman bir arabulucuya başvurulmasını emredici bir dava şartı olarak düzenlemiştir. Bu yasal kapsamda, teminat senetlerinin bedelsizliğinden kaynaklanan menfi tespit davalarında da arabuluculuk sürecinin titizlikle işletilmesi ve sürecin ne yazık ki anlaşmazlıkla sonuçlandığına dair tutulan son tutanağın dava dilekçesiyle birlikte mahkemeye sunulması şarttır. Dava şartı yokluğunda yani arabulucuya hiç gidilmeden açılacak bu tür davalar, mahkeme tarafından esasa girilmeksizin doğrudan usulden reddedileceği için, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına bu ön hazırlık aşamasına azami özen ve dikkat gösterilmelidir.

İstirdat Davası ve Ceza Yargılaması

Hukuki uyuşmazlık sarmalında borçlu, hakkındaki icra takibinin yasal yollarla kesinleşmesi üzerine veya kapısına dayanan fiili haciz tehdidi altında, aslında hukuken borçlu olmadığı ağır bir meblağı ödemek zorunda kalabilir. Süresi içinde menfi tespit davası açma fırsatı bulamayan veya açtığı ihtiyati tedbir talepli davası sonuçlanmadan cebren ödeme yapan çaresiz borçlunun, uğradığı bu haksız tahsilatı geri alabilmek için başvuracağı yegane hukuki yol istirdat davası açmaktır. Esasında bir eda davası niteliğinde olan istirdat davası, hukukumuzdaki sebepsiz zenginleşme temeline dayanır ve yapılan haksız ödemenin gerçekleştiği tarihten itibaren tam bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması kanunen zorunludur. Borçlu durumunda olan davacı bu davada, paranın gerçekte var olmayan bir borç için sadece cebri icra baskısı altında istemeyerek ödendiğini ve maddi hukuk kuralları bakımından davalıya böyle bir borcunun hiç doğmadığını her türlü yasal delille kanıtlamakla yükümlüdür.

İstirdat davasının mahkeme nezdinde başarıyla sonuçlanabilmesi ve hakimin mağdur borçlu lehine paranın iadesine karar verebilmesi için, kanunun titizlikle aradığı bazı emredici temel maddi şartların olayda birlikte gerçekleşmiş olması mutlaka gerekmektedir. Şartlardan birinin eksikliği halinde mahkemece davanın reddi cihetine tereddütsüz gidilecektir. İstirdat davasının hukuken dinlenebilmesi ve esastan incelenebilmesi için zorunlu olan temel şartlar sırasıyla şunlardır:

  • Borçlunun aleyhine yürütülen icra takibinin itirazsız veya itirazın kaldırılmasıyla kesinleşmiş olması.
  • Davaya konu edilen paranın, fiili haciz ve cebri icra tehdidi altında cebren ödenmiş olması.
  • Ödenen yüklü meblağın aslında maddi hukuk kuralları çerçevesinde karşı tarafa borçlanılmamış olması.
  • Geri alma (istirdat) talepli eda davasının, paranın icra dosyasına ödendiği tarihten itibaren bir yıllık sürede açılması.
  • İstirdat davası mahkemeye taşınmadan evvel dava şartı olan zorunlu arabuluculuk sürecinin usulüne uygun tamamlanması.

Yalnızca özel hukuki uyuşmazlıkların çözümünün yanı sıra, teminat senetlerinin kötü niyetli ve suç teşkil edecek şekilde kullanımı ceza adalet sistemini de son derece yakından ilgilendiren boyutsal bir sorundur. Taraflar arasındaki güven ilişkisine dayanılarak boş veya eksik olarak teslim edilen kambiyo senedinin, daha sonradan aralarındaki anlaşmaya aykırı biçimde tek taraflı olarak fahiş rakamlarla doldurulması, Türk Ceza Kanunu kapsamında açığa imzanın kötüye kullanılması gibi ağır bir suçu doğrudan oluşturabilir. Aynı şekilde, hukuki temeli kalmadığı veya bedelsiz kaldığı bilinen bir senedin haksız kazanç sağlamak amacıyla icra takibine konu edilmesi, bedelsiz senedi kullanma veya belgede sahtecilik eylemleri olarak ciddi hapis cezası müeyyidelerine bağlanmıştır. Hukuk mahkemeleri kural olarak ceza yargılamasındaki beraat kararlarıyla bağlı olmasa da, ceza hakimi tarafından verilen ve kesinleşen bir mahkumiyet kararı hukuk hakimi açısından da mutlak surette bağlayıcı bir kesin hüküm niteliği taşır. Bu nedenle senedi haksızca işleme konulan mağdur tarafın eş zamanlı olarak Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunması, uyuşmazlıkta adaletin hızlı tesisi adına hayati bir stratejik önem arz etmektedir.

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki, çalışma ve ticaret hayatının ayrılmaz bir parçası olan teminat senetlerinin haksız yere icra takibine konu edilmesiyle başlayan hukuki ihtilaflar, çok katmanlı, riskli ve karmaşık usul kurallarını içinde barındıran zorlu bir süreçtir. İyiniyetli alacaklının gerçek hakkına kavuşması veya mağdur edilen borçlunun asılsız ve haksız taleplerden korunması, ancak kanunun sistemli olarak öngördüğü icra dairesine itiraz, mahkemeye şikayet, menfi tespit ve istirdat davası gibi çeşitli hukuki mekanizmaların tam zamanında ve stratejik olarak doğru işletilmesiyle mümkün olabilmektedir. İcra mahkemelerinin sınırlı ve şekli inceleme yetkisi karşısında, uyuşmazlığın arka planındaki maddi gerçeğin tüm hatlarıyla ortaya çıkarılması için genel mahkemelerin yürüttüğü kapsamlı yargılamanın rolü hayati derecede önemlidir. Davaların her aşamasında, geri dönüşü olmayan hak düşürücü sürelere titizlikle riayet edilmesi, arabuluculuk gibi öncül dava şartlarının eksiksiz yerine getirilmesi ve hukuki mücadele ile cezai başvuru süreçlerinin son derece koordineli bir şekilde yürütülmesi şarttır. Bilinçli adımlarla izlenecek tüm bu yollar, hukukun üstünlüğünün toplumda sağlanması ve yargıya, adalete olan sarsılmaz güvenin pekişmesi adına taraflara vazgeçilmez yasal teminatlar sunmaktadır.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: