Anasayfa/ Makale/ Türk ve Filistin Hukukunda İş Kazası Kavramı...

Makale

Türk ve Filistin iş hukuku sistemlerinde iş kazası kavramı, işçinin çalışma hayatında karşılaştığı ani ve dışsal olaylar neticesinde bedensel veya ruhsal zarara uğramasını ifade eder. Bu makalede, her iki hukuk sisteminde iş kazasının tanımı, unsurları ve kapsamı karşılaştırmalı bir perspektifle, yasal sınırlar ve kavramsal çerçeveler ışığında detaylı bir biçimde incelenmektedir.

Türk ve Filistin Hukukunda İş Kazası Kavramı ve Unsurları

İş kazası kavramı, modern çalışma hayatının en kritik hukuki olgularından birini oluşturmaktadır. Bir işçinin çalışma ortamında veya işin gereği olarak bulunduğu bir başka mekanda karşılaştığı, can veya mal kaybına yol açan olumsuz olayların tamamı günlük dilde kaza olarak nitelendirilse de, hukuki anlamda bir olayın "iş kazası" statüsü kazanabilmesi için belirli yasal sınırların ve kurucu unsurların bir araya gelmesi gerekmektedir. İş kanunları, işçi haklarını korumak ve çalışma hayatının sınırlarını çizmek amacıyla iş kazalarının oldukça net ve detaylı tanımlarını sunmaktadır. Hem Türk hukukunda hem de Filistin hukukunda iş kazası kavramı, işçinin gördüğü iş ile maruz kaldığı kaza arasındaki nedensellik bağını temel alarak şekillendirilmiştir. Bu bağlamda, bir yaralanmanın alelade bir kaza mı yoksa iş kanunları çerçevesinde koruma altına alınan bir iş kazası mı olduğunun tespiti, hukuki nitelemenin en önemli adımıdır. Her iki hukuk sistemi de iş dünyasının sürekli gelişen doğasına uyum sağlayabilmek adına iş kazası tanımlarını belirli unsurlara bağlamış, ancak yeni olay ve durumlara uyum sağlayabilecek esneklikte bırakmıştır.

Filistin Hukukunda İş Kazasının Tanımı ve Temel Unsurları

Filistin hukukunda iş kazası, işçinin işini yaparken veya işin bir sonucu olarak maruz kaldığı, dış bir nedenden kaynaklanan bedensel veya ruhsal zarar olarak tanımlanmaktadır. 2000 tarihli 7 sayılı Filistin İş Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca iş kazası, bir işçinin iş sırasında, iş nedeniyle veya işe gidip gelirken karşılaştığı kaza şeklinde ifade edilmiştir. Yasa koyucu, iş kazası kavramını tanımlarken sadece işin fiilen yerine getirildiği anı değil, aynı zamanda işin doğasından kaynaklanan ve işle bağlantılı olan diğer zaman dilimlerini de bu kapsama dahil etmiştir. Bir yaralanmanın Filistin hukukunda iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle dış kuvvet unsurunun bulunması şarttır. Dış kuvvet, yaralanan kişinin biyolojik yapısıyla doğrudan ilgisi olmayan, makine, hayvan veya doğa olayları gibi maddi bir etken olabileceği gibi, kişinin sinirsel travma geçirmesine yol açan korku gibi manevi bir etken de olabilmektedir. Bu unsur, iş kazasını, tamamen içsel nedenlerden kaynaklanan meslek hastalıklarından ayıran en temel çizgidir. Hukukçular dış kuvvetin tespiti konusunda sadece yaralanmanın dış görünüşüne odaklanmanın yetersiz olacağını, içsel ve dışsal nedenlerin birlikte değerlendirildiği karma bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Bir diğer temel unsur ise sürpriz unsuru olarak adlandırılan, olayın aniden ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşmesi durumudur. Bir zararlı fiilin iş kazası sayılabilmesi için, zararın etkileri daha sonra ortaya çıksa bile, kazaya neden olan olayın ani ve kısa bir süre içinde meydana gelmiş olması gerekir. Yavaş yavaş ve kademeli olarak gelişen, başlangıç ve bitiş zamanı net olarak tespit edilemeyen olaylar sürpriz unsurunu barındırmadıkları için iş kazası kapsamında değerlendirilmez. Bu unsurun varlığı, işçinin zarardan kaçınma ve önlem alma iradesinin ortadan kalktığı anı temsil eder. Sürpriz unsuru, her iş kazasında bulunması gereken ancak kazanın niteliğine göre derecesi değişebilen göreceli bir kavramdır.

Filistin hukukunda iş kazasının tamamlayıcı unsurlarından bir diğeri ise zararın varlığıdır. İşçinin, kaza neticesinde maddi veya manevi bir zarara uğramış olması aranır. Maddi zarar, işçinin vücut bütünlüğüne yönelik kesin ve ölümcül olabilen veya fiziksel fonksiyonlarını bozan zararları ifade ederken; manevi zarar, işçinin namus, şeref, saygınlık gibi değerlerine yönelik veya bedensel bütünlüğünün bozulmasından kaynaklanan ruhsal ıstırapları kapsar. Filistin İş Kanunu, zararın sadece maddi olması gerektiğine dair bir kısıtlama getirmemiş, kanun metninde soyut ve genel bir ifade kullanarak manevi zararların da iş kazası kavramı içinde değerlendirilmesine olanak tanımıştır.

Filistin Hukukunda İş Kazasının Kapsamı ve Yol Kazaları

Filistin İş Kanunu, işçinin sadece işyerinde bulunduğu anları değil, işine gitmek veya işinden dönmek amacıyla yolda geçirdiği süreleri de iş kazası şemsiyesi altına almıştır. Kanunun 1. maddesi, işçinin ikametgahından işyerine veya bir işyerinden diğerine ulaşım sağlarken maruz kaldığı zararları "yol kazası" olarak kabul eder. Yol kazalarının iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için, işçinin kullandığı güzergahın mekan ve zaman açısından makul sınırlar içinde kalması gerekmektedir. Mekan unsuru, işçinin işyerine ulaşmak için evinden veya ikamet ettiği yerden çıktığı nokta ile işverenin talimatları doğrultusunda görevini ifa edeceği yer arasındaki olağan ve doğal güzergahı ifade eder. Zaman unsuru ise, işçinin işyerine ulaşmak için ikametgahından ayrılması gereken makul zaman dilimi ile iş saatleri arasındaki dengeyi ifade etmektedir. Sabah mesaisi için çok erken yola çıkan veya iş çıkışında makul olmayan bir süre sonra yolda kazaya uğrayan işçinin durumu, zaman unsurunun dışına çıkıldığı için iş kazası kavramından uzaklaşabilmektedir.

Yol kazalarının değerlendirilmesinde en hassas noktalardan biri "yolun engelleri" olarak adlandırılan; yoldan sapma, yolda durma ve gecikme halleridir. Hukuki anlamda sapma, işçinin işyerine gitmek için kullandığı olağan ve doğrudan yoldan ayrılarak, haksız ve makul olmayan nedenlerle farklı bir güzergaha girmesidir. Yargı kararlarına göre, meşru bir mazeret olmaksızın yoldan sapan işçinin karşılaştığı kaza iş kazası sayılmaz. Benzer şekilde, işçinin kendi iradesiyle yolda yürümeyi bırakması veya makul olmayan kişisel ihtiyaçları için uzun süre beklemesi durumunda (gecikme), bu süreçte meydana gelen kazalar da iş kazası tanımının dışında kalır. Ancak sapma veya durmanın meşru bir sebebe (örneğin yolun güvenlik güçlerince kapatılması) dayanması durumunda, kaza yine de iş kazası kapsamında mütalaa edilmektedir.

Çalışma saatleri dışında meydana gelen bazı özel durumlar da Filistin hukukunda iş kazası kavramı içinde değerlendirilmektedir. İşçinin, işin doğası gereği resmi mesai saatlerinden önce işyerini açmak veya mesai bitiminden sonra kapatmak amacıyla işyerinde bulunduğu sırada yaşadığı kazalar iş kazasıdır. Ancak, işçinin tamamen kendi inisiyatifiyle kullandığı yıllık izin veya dinlenme sürelerinde, işverenin gözetim ve denetiminden tamamen çıktığı anlarda yaşadığı kazalar kural olarak iş kazası sayılmaz. Bunun istisnası, işin niteliği gereği sürekli işverenin emrinde olması gereken esnek çalışma saatlerine tabi olan bekçi veya şoför gibi çalışanların durumudur. Bu kişiler her an göreve çağrılabilecekleri için, görev bekleme esnasında maruz kaldıkları kazalar hukuken iş kazası kavramına dahil edilmektedir.

Türk Hukukunda İş Kazası Kavramının İkili Yapısı

Türk hukuk sisteminde iş kazası kavramı, Bireysel İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku olmak üzere iki farklı hukuki disiplin çerçevesinde, birbirini tamamlayan ancak sınırları farklılaşan bir ikili yapıya sahiptir. Ne 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda ne de 4857 sayılı İş Kanunu'nda iş kazasının doğrudan ve eksiksiz bir tanımı bulunmaktadır. Kavramsal çerçeve, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili maddeleri ve yargı içtihatları aracılığıyla çizilmiştir. 6331 sayılı Kanun, iş kazasını "işyerinde veya işin yürütülmesi nedeniyle meydana gelen, ölüme sebep olan veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay" olarak oldukça genel ve geniş bir biçimde tanımlamıştır. Ancak Bireysel İş Hukuku anlamında bir olayın iş kazası sayılabilmesi için dıştan gelen ani ve istenilmeyen bir olayın varlığı, bu olay neticesinde bir maddi veya manevi zararın doğması ve olay ile işverenin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı bulunması gereklidir.

Sosyal Güvenlik Hukuku açısından bakıldığında ise, iş kazası kavramının sınırları 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile kesin hatlarla belirlenmiştir. Bireysel İş Hukuku kapsamında iş kazası sayılan her olay Sosyal Güvenlik Hukuku anlamında iş kazası sayılamayacağı gibi, bunun tam tersi de geçerlidir. Örneğin, kadın işçinin çocuğunu emzirmesi için verilen süt izninde, işyeri eklentileri dışında meydana gelen bir kaza 5510 sayılı Kanun'a göre açıkça iş kazası sayılırken, 6331 sayılı Kanun'un dar lafzına göre işyerinde gerçekleşmediği için Bireysel İş Hukuku anlamında iş kazası tanımına girmeyebilmektedir. Sosyal Güvenlik Hukuku açısından iş kazası tanımının kurucu unsurları; kazaya uğrayan kişinin kanun kapsamında sigortalı vasfı taşıması, olayın işyerinde veya kanunda sayılan diğer özel durumlarda gerçekleşmesi, sigortalının bedenen veya ruhen zarara uğraması ve uygun nedensellik bağının mevcut olmasıdır.

Sosyal Güvenlik Hukuku Bağlamında İş Kazası Şartları

5510 sayılı Kanun anlamında bir olayın iş kazası sayılabilmesi için mağdurun sigortalı olması en temel şarttır. Ancak bu şartın gerçekleşmesi için uzun süreli bir sigortalılık geçmişine veya prim ödenmiş olmasına gerek yoktur; işçinin işe başladığı ilk gün, hatta ilk saatler içinde kaza geçirmesi dahi olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi için yeterlidir. İşverenin işçiyi ilgili kurumlara bildirmemiş olması da olayın kavramsal olarak iş kazası olmasını engellemez. Kanun, "işyeri" kavramını son derece geniş yorumlamış; asıl işin yapıldığı alanların yanı sıra dinlenme odaları, yemekhaneler, avlular, emzirme odaları ve işverene ait araçları da işyeri eklentisi olarak bu kavrama dahil etmiştir. İşyerinde meydana gelen kazanın işle ilgili olup olmaması veya sigortalının kusurlu bulunması, olayın "iş kazası" olarak vasıflandırılmasını değiştirmez.

5510 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, iş kazası sayılan spesifik haller sınırlandırılarak ve örneklenerek şu şekilde listelenmiştir:

  • Sigortalının fiilen işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen her türlü olay.
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle veya bağımsız çalışan sigortalının yürütmekte olduğu iş nedeniyle gerçekleşen kazalar.
  • Sigortalının bir işverene bağlı olarak çalışırken, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda yaşanan olaylar.
  • Emziren kadın sigortalının, mevzuat gereği çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda maruz kaldığı kazalar.
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi esnasında meydana gelen olaylar.

Türk ve Filistin Hukuk Sistemlerinde İlliyet Bağı

İş kazası kavramının her iki hukuk sistemindeki en kritik yapı taşı illiyet (nedensellik) bağıdır. Bir olayın iş kazası olarak hukuki dünyada varlık kazanabilmesi için, meydana gelen kaza ile ortaya çıkan zarar arasında ve kaza ile işverenin yürüttüğü iş arasında mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun bir bağın bulunması şarttır. Türk hukukunda bu bağ "uygun illiyet bağı" olarak adlandırılır. Yargı içtihatları, bazı durumlarda bu bağın varlığını karineler (ipucu/belirti) yoluyla kabul etmektedir. Örneğin, işverenin yürüttüğü işin ifası sırasında meydana gelen kazaların işle ilgili olduğu doğrudan karine olarak kabul edilir. Aynı şekilde, iş kazasının çalışma saatleri içinde meydana gelmesi veya yapılan işin doğasından kaynaklanan bir tehlike neticesinde gerçekleşmesi, olayın uygun illiyet bağına sahip bir iş kazası olduğuna dair güçlü karinelerdir. İlliyet bağının kesildiği nadir durumlar (beklenmeyen çok olağanüstü dış olaylar veya mağdurun kazayı tamamen kendi kastıyla yaratması) dışında, işle kaza arasındaki organik bağ korunduğu sürece olayın hukuki vasfı iş kazasıdır.

Filistin hukukunda ise illiyet bağı, "iş sırasında" ve "iş nedeniyle" kavramları üzerinden ikili bir analize tabi tutulur. Kanun koyucu, yaralanmanın fiilen "iş sırasında" meydana gelmesi halinde, kaza ile iş arasında doğal bir illiyet bağı bulunduğunu varsayarak işçinin lehine bir karine yaratmıştır. Bu durumda işçinin sadece kaza ile fiziksel zararı arasındaki tıbbi ve mantıki bağı kanıtlaması, olayın iş kazası sayılması için yeterlidir. Ancak, kazanın doğrudan iş sırasında değil de "iş nedeniyle" meydana geldiği durumlarda, işçinin kaza ile işin koşulları veya işin doğası arasındaki nedensellik ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. İş ile kaza arasında yasal ve fiili bir bağlantı kurulamaması halinde, ortaya çıkan zarar iş kazası olarak değerlendirilmeyecek ve alelade bir olay olarak sınıflandırılacaktır.

Türk ve Filistin iş hukuku sistemleri, zayıf taraf olan işçiyi koruma gayesiyle iş kazası kavramını olabildiğince geniş yorumlama eğilimindedir. Her iki sistem de olayın işyerinde gerçekleşmesi, işle ilgili bir görev ifa edilirken yaşanması veya işverenin sağladığı olanakların (ulaşım aracı gibi) kullanılması sırasında meydana gelmesini iş kazasının varlığı için yeterli görmektedir. İşin niteliğinin ve çalışma koşullarının sürekli değiştiği modern dünyada, iş kazası kavramının sınırları da içtihatlar ve yasal düzenlemelerle sürekli olarak genişlemekte; dış kuvvet, sürpriz unsuru ve uygun illiyet bağı gibi evrensel hukuk kavramlarıyla sağlam bir zemine oturtulmaktadır.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: