Makale
Yapay Zeka Çağında Otomatik Fesih ve İşçi Verilerinin Gizliliği
Dördüncü sanayi devrimi ile birlikte çalışma yaşamının merkezine yerleşen yapay zeka ve algoritmik sistemler, işverenlerin yönetim yetkisini geleneksel sınırların çok ötesine taşımıştır. Bu teknolojik dönüşümün hukuki açıdan en tartışmalı sonuçlarından biri, iş ilişkisinin sona erdirilmesi sürecinde makine öğrenimine dayalı otonom sistemlerin kullanılmasıdır. Modern işyerlerinde işverenler, işçilerin performansını, günlük davranışlarını ve hatta psikolojik durumlarını dijital izleme araçları ve giyilebilir teknolojiler vasıtasıyla kesintisiz olarak denetleme imkanına kavuşmuştur. Sürekli veri akışı sağlayan bu otonom sistemler, elde edilen büyük veriyi detaylı analiz ederek iş sözleşmesinin devamı veya doğrudan feshi yönünde bağlayıcı çıktılar üretebilmektedir. İş hukukunun temelini oluşturan işçinin korunması ilkesi bağlamında, tamamen makine kararına dayalı otomatik fesih mekanizmaları, işçinin ekonomik geleceğini şeffaflıktan uzak, anlaşılamaz bir "kara kutu" içerisine hapsetmektedir. Eş zamanlı olarak, karar verici algoritmaların beslendiği veri havuzlarının büyük ölçüde işçinin kişisel verileri, biyometrik ölçümleri ve özel yaşamına ait detaylardan oluşması, anayasal güvence altında bulunan mahremiyet hakkına yönelik olağanüstü müdahale risklerini beraberinde getirmektedir. Günümüz iş hukuku uygulamasında, algoritmik fesih süreçlerinin hukuki geçerliliği ve işçi verilerinin işlenmesi hususundaki katı yasal sınırların hassasiyetle aydınlatılması, iş barışının sürdürülebilmesi için mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir.
Otomatik Fesih Kavramı ve İş Sözleşmesinin Sona Ermesindeki Rolü
İş hukukunun temel prensiplerine göre fesih iradesi, kural olarak iş ilişkisinin taraflarından birinin sözleşmeyi sona erdirme yönündeki bozucu yenilik doğuran tek taraflı hukuki işlemidir. Geleneksel iş sözleşmelerinde işveren, yönetim yetkisi sınırları içerisinde işçinin performansını, sadakatini, davranışlarını ve işyeri kurallarına genel uyumunu bizzat veya yetkilendirdiği yöneticileri aracılığıyla değerlendirerek fesih kararı almaktadır. Ancak yapay zeka teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte modern işyerlerinde ortaya çıkan "otomatik fesih" kavramı, bu geleneksel değerlendirme sürecini köklü ve sarsıcı bir biçimde değiştirmektedir. Dijitalleşen iş organizasyonlarında işçinin performansı, çalışma temposu, iş başındaki molaları ve iletişim alışkanlıkları, algoritmik yönetim sistemleri tarafından anlık olarak toplanıp matematiksel bir üretkenlik puanına dönüştürülmektedir. İşverenler, belirli bir süre boyunca kesintisiz izlenen işçinin algoritmik değerlendirme sonucunda önceden tanımlanmış başarı sınırlarının altında kalması durumunda, herhangi bir insan dokunuşu veya vicdani takdir yetkisi olmaksızın, doğrudan makine tarafından verilen kararlarla iş sözleşmesini tek taraflı sona erdirebilmektedir. Bu durum, işçi ile işveren arasındaki karşılıklı güven bağını onarılamaz biçimde zedelemektedir.
İş sözleşmesinin sona erdirilmesinde hayati karar alma yetkisinin tamamen şeffaf olmayan algoritmalara bırakılması, zayıf konumdaki işçinin yasal korunma yollarına etkin bir biçimde başvurmasını da olağanüstü ölçüde zorlaştırmaktadır. Yapay zeka sistemlerinin yapısal olarak taşıdığı karmaşık ve anlaşılamaz doğa, yani kara kutu etkisi nedeniyle, fesih gerekçesi işçiye açık, mantıksal ve denetlenebilir bir biçimde sunulamamaktadır. Feshe maruz kalan işçinin, kendisi hakkındaki olumsuz performans değerlendirmesinin hangi veri noktalarına, ne tür bir hesaplama yöntemine veya olası bir yazılımsal önyargıya dayandığını bilmemesi, iş güvencesi normlarının adil bir biçimde işletilmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Türk iş hukuku disiplininde fesih sebebinin açık ve kesin bir şekilde ispatlanması zorunluluğu karşısında, mahkemelere sunulacak salt "algoritma kararı" veya "dijital sistem tarafından oluşturulan düşük puan" gibi soyut gerekçelerin yasal olarak geçerli bir haklı fesih nedeni oluşturması hukuken kabul edilemez. Bu otonom karar süreçlerinde empati ve insan faktörünün bütünüyle dışlanması, ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleriyle taban tabana zıttır.
İşçi Verilerinin Gizliliği ve Dijital Gözetim Sınırları
Yukarıda değinilen otomatik fesih kararlarının teknolojik altyapısını, işçilere ait devasa boyutlardaki kişisel verilerin anlık olarak toplanması, bulut sistemlerde saklanması ve işlenmesi eylemleri oluşturmaktadır. İşverenler, modern gözetim kapitalizminin sunduğu GPS takip cihazları, gelişmiş klavye yakalayıcı programlar, ekran izleme yazılımları ve vücut fonksiyonlarını ölçen giyilebilir teknolojiler vasıtasıyla işçilerin her fiziki ve dijital hareketini derinlemesine kayıt altına almaktadır. Hatta günümüzde bazı yüksek donanımlı yapay zeka sistemleri, işyeri mikrofonları ve yüksek çözünürlüklü kameralar aracılığıyla işçilerin ses tonlarındaki frekanslardan, anlık yüz ifadelerinden ve göz hareketlerinden karmaşık duygu durum analizleri dahi yapabilecek seviyeye ulaşmıştır. İşçinin fiziksel, biyolojik, psikolojik ve sosyal tüm davranışlarını adeta birer dijital veri nesnesine dönüştüren bu aralıksız gözetim süreci, özel hayatın gizliliği ve mahremiyet hakkının çekirdek alanına yöneltilmiş ağır bir müdahale niteliği taşımaktadır. İş hukukunun emredici temel normları uyarınca, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcu mutlak surette işçinin kişilik haklarına saygıyı gerektirir.
Dijital gözetim faaliyetlerinin iş hukukunda hukuka uygun ve meşru kabul edilebilmesi için, işverenin organizasyonel yönetim hakkı ile işçinin anayasal kişilik hakkı arasında hassas ve adil bir dengenin kurulması şarttır. Bu zorunlu denge bağlamında, Türk Borçlar Kanunu'nun 419. maddesi son derece açık bir sınır çizer: İşveren, işçiye ait kişisel verileri ancak ve ancak işçinin işe yatkınlığıyla doğrudan ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için mutlak surette zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir. Buna tamamlayıcı olarak, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümleri uyarınca veri işleme faaliyetlerinin belirli, açık, hukuka uygun meşru amaçlarla ve katı bir ölçülülük ilkesi çerçevesinde gerçekleştirilmesi mecburidir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış emsal içtihatlarında da net bir şekilde vurgulandığı üzere, işçinin kullanımına tahsis edilen bilgisayara kurulan ve her tuş vuruşunu gizlice kaydeden programlar aracılığıyla elde edilen kişisel veriler hukuka aykırı delil hükmündedir. Bu tür usulsüz elde edilmiş verilere dayanılarak gerçekleştirilen otomatik fesih işlemleri kesinlikle haklı veya geçerli bir hukuki nedene dayandırılamaz.
Açık Rıza İllüzyonu ve İşçinin Özgür İradesi
İş sözleşmesi ilişkilerinde, işçiye ait kişisel verilerin yasal sınırlar dahilinde işlenmesine hukuki meşruiyet kazandıran en önemli unsurlardan biri, veri sahibinin yani işçinin usulüne uygun şekilde alınmış rızasıdır. Ne var ki, işçi ve işveren arasında doğası gereği var olan ve iş hukukunun temelini oluşturan ekonomik ile kişisel bağımlılık ilişkisi, alınan bu rızanın hukuki anlamda gerçekten "özgür bir irade" ile verilip verilmediği tartışmasını haklı olarak gündeme getirmektedir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun aydınlatıcı kararlarında da altı çizildiği üzere, taraflar arasında hiyerarşik bir güç eşitsizliğinin bulunduğu işçi-işveren sözleşmelerinde, kapsamlı veri işleme faaliyetine rıza göstermemenin doğrudan iş sözleşmesinin feshi veya ağır disiplin yaptırımlarıyla sonuçlanma riski taşıdığı ortamlarda hukuken geçerli bir açık rıza unsurundan söz edilebilmesi imkansızdır. İşverenin zorunlu tuttuğu algoritmik gözetim sistemlerine tabi olmayı reddeden işçinin işini kaybetme korkusu baskısı altında verdiği rıza, hukuken sakat ve geçersiz bir irade beyanıdır. Rıza şartının şeklen sağlanması, bu bağlamda sadece bir rıza illüzyonu yaratmaktadır.
Öngörücü Algoritmalar ve Sağlık Verilerinin İhlali
Modern teknoloji çağında insan analitiği ve tahmine dayalı karmaşık yapay zeka yazılımları, yalnızca işyerindeki geçmiş olayları ve performans verilerini değil, doğrudan işçinin gelecekteki sağlık ve davranış olasılıklarını da öngörmek üzere tasarlanmaktadır. Akıllı giyilebilir cihazlar, biyometrik saatler ve çeşitli sensör donanımları vasıtasıyla elde edilen vücut ısısı, nabız değişiklikleri, anlık kalp atış hızı, yorgunluk seviyesi ve hareketsizlik süreleri gibi biyolojik veriler, işçinin genel durumuna dair derinlemesine profiller oluşturulmasını sağlamaktadır. Gelişmiş öngörücü algoritmalar, toplanan bu hassas verileri eşzamanlı işleyerek işçinin çok yakın bir gelecekte yaşayabileceği muhtemel fizyolojik hastalıkları, performans düşüklüklerini veya psikolojik tükenmişlik sendromu risklerini işverene otomatik olarak raporlayabilmektedir. Bu derecede ileriye dönük çıkarımların ve sağlık analizlerinin, işverenin fesih iradesinin şekillenmesinde gizli veya açık bir temel olarak kullanılması, işçinin anayasal bedensel ve ruhsal bütünlüğüne karşı yapılmış son derece ağır bir müdahaledir. İşverenin henüz gerçekleşmemiş ihtimaller üzerinden algoritmik fesih uygulaması açıkça hukuka aykırıdır.
İşçilerin sağlık durumlarına ve tıbbi geçmişlerine dair her türlü dijital iz, meri mevzuatımız çerçevesinde mutlak surette özel nitelikli kişisel veriler statüsünde kabul edilmektedir ve sıkı yasal istisnalar haricinde ilgilinin hür iradeye dayalı açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. İşverenlerin, işletme karlılığını artırmak amacıyla kurdukları bu distopik sürekli gözetim mekanizmaları, doğrudan işçinin ekonomik varlığını tehdit eden sert disiplin ve fesih araçlarına dönüşmektedir. Yapay zeka destekli gözetim sistemlerinin işçi verileri üzerindeki başlıca ihlal türleri şunlardır:
- Biyometrik verilerin rıza dışı ve orantısız işlenmesi
- Giyilebilir teknolojilerle bedensel sağlık durumunun anlık izlenmesi
- İnternet gezinti geçmişinden derin psikolojik profil çıkarılması
- Tahmine dayalı yazılımlarla olası hastalık risklerinin tespiti
- Hukuka aykırı sağlık verilerinin doğrudan otomatik fesih kararında kullanılması
Yukarıda sıralanan ihlaller, gelişen teknolojik imkanların işverenin hukuki yönetim hakkı kisvesi altında nasıl fütursuzca kötüye kullanılabileceğinin en somut ve endişe verici örneklerini oluşturmaktadır.
Hukuki Değerlendirme ve Sorumluluk
Çalışma hayatını derinden sarsan otomatik fesih ve ölçüsüz algoritmik gözetim uygulamaları karşısında, işverenin yasal sorumluluğunun hukuki sınırlarının son derece net ve tavizsiz bir biçimde çizilmesi gereklidir. İş ilişkisinin tarafları arasındaki asimetrik bağımlılık unsuru dikkate alındığında, işverenin asli yönetim hakkını ve sözleşmeyi fesih yetkisini bütünüyle makine öğrenimi sistemlerine devretmesi, kendisini doğacak ağır hukuki ve cezai yükümlülüklerden kesinlikle kurtarmaz. Somut bir örnekle, herhangi bir işçinin tamamen makine tarafından verilen otonom bir karar neticesinde işten çıkarılması durumunda işveren, "kararın tarafsız bir algoritma tarafından verildiği" yönündeki suni savunmalara sığınarak hesap verebilirlik ve eşit işlem yükümlülüğünden kaçınamaz. Aksine, yargılama sürecinde işveren, bu dijital sistemlerin işleyişindeki şeffaflığı yasal olarak sağlamak, karar mekanizmalarında kullanılan devasa veri setlerinin hukuka tam uygun ve tarafsız olduğunu somut delillerle kanıtlamak zorundadır. Algoritmaların işçinin onurunu veya veri gizliliğini ihlal etmesini önlemek adına, fesih gibi kritik aşamalarda sisteme mutlak surette "anlamlı ve rasyonel bir insan müdahalesi" entegre edilmelidir.
Sonuç itibarıyla, ileri yapay zeka teknolojilerinin ve otonom yazılımların günümüz çalışma yaşamında hızla yaygınlaşması, her ne kadar iş organizasyonu boyutunda maliyet avantajı ve verimlilik sağlasa da, işçinin temel hak ve özgürlükleri üzerinde telafisi son derece güç hukuki ihlallere zemin hazırlama tehlikesi taşımaktadır. Otonom algoritmalara dayalı otomatik fesih uygulamaları, insan onurunu yok sayarak işçiyi adeta sadece dijital bir veri nesnesi haline dönüştürürken, sınırları aşan teknolojik gözetim mekanizmaları Anayasa ile korunan özel yaşamın gizliliğini fiilen ortadan kaldırmaktadır. İş hukukumuzun temel felsefesi, iş sözleşmesinin yapısı gereği ekonomik olarak daha zayıf konumda olan işçiyi mutlak surette korumaktır ve hiçbir teknolojik yenilik bu evrensel ilkeyi bertaraf edemez. İşverenlerin, yenilikçi algoritmik sistemleri işyerinde devreye sokarken evrensel veri koruma normlarına tam bir uyum sağlaması hukuki ve cezai bir zorunluluktur. İlerleyen dijital çağda, iş mevzuatımızın ve veri koruma kanunlarımızın algoritmik yönetimin getirdiği bu emsalsiz zorluklara karşı işçi lehine yorumlanması elzemdir.