Karar Bülteni
AYM Ergün Çiftçioğlu ve Diğ. BN. 2022/100618
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/100618 |
| Karar Tarihi | 11.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanuni düzenleme tahsil imkânını ortadan kaldıramaz.
- Mülkiyet hakkının korunması için etkili yollar sunulmalıdır.
- Yargılama sırasında kural değişimi hak ihlali yaratabilir.
Bu karar, bireylerin mülkiyet haklarına kavuşmak ve alacaklarını tahsil etmek amacıyla meşru hukuki yollara başvurdukları bir yargılama sürecinde, kanun koyucu tarafından yapılan ve devam eden davaları doğrudan etkileyen mevzuat değişikliklerinin mülkiyet ve etkili başvuru hakları üzerindeki yıkıcı etkisini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, davanın derdest olduğu ve uyuşmazlığın mahkeme önünde esastan incelendiği bir aşamada yürürlüğe giren ve davacının alacağına kavuşmasını, kanuni mekanizmaları işletmesini bütünüyle imkânsız kılan yasal düzenlemelerin anayasal güvenceleri ağır bir şekilde ihlal edeceğine kesin olarak hükmetmiştir. Böylece hukuk devletinin temel unsurlarından olan belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleri çerçevesinde devletin, bireyin mülkiyet hakkını yalnızca soyut olarak korumakla kalmayıp, bu hakka yönelik her türlü meşru iddiasını sunabileceği etkili hukuki yolları her aşamada açık ve işlevsel tutma yönündeki pozitif yükümlülüğü bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir.
Verilen karar, özellikle şirketlere yatırılan paraların iadesi talebiyle vatandaşlar tarafından açılan davalarda yakın geçmişte çıkarılan kanunların yarattığı mağduriyetler açısından son derece güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Mahkeme, daha önce aynı hukuki sorunu çözüme kavuşturduğu emsal nitelikteki kararına açıkça atıf yaparak bu konudaki içtihadının oldukça istikrarlı ve yerleşik olduğunu, benzer uyuşmazlıklarda derece mahkemelerinin yargılama yolunu kapatan kanuni düzenlemeler karşısında anayasal hak ihlallerine geçit vermemesi gerektiğini açıkça göstermiştir. Bu yönüyle karar, kanun koyucunun yargı süreçlerine mülkiyet hakkını ihlal edecek ölçüde müdahale etmesinin Anayasal sınırlarını kesin hatlarla çizen, adalete erişimi güvence altına alan ve alt derece mahkemelerine doğrudan yeniden yargılama yükümlülüğü getiren tarihî ve oldukça önemli bir içtihat metni niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Ergün Çiftçioğlu ve Orhan Genç, geçmiş dönemlerde belirli bir güven ilişkisine dayanarak bir şirkete yatırdıkları paraların kendilerine iadesini sağlamak amacıyla, alacaklı sıfatıyla ilgili şirkete karşı yetkili mahkemeler nezdinde alacak davası açmışlardır. Mahkeme önündeki bu yargılama süreci olağan seyrinde devam ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tam da bu tür alacak davalarını ve şirket ortaklık payı uyuşmazlıklarını yakından ilgilendiren yeni bir kanuni düzenleme kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu yeni yasal düzenleme, başvurucuların açmış olduğu devam eden davada iddialarını ispatlayarak alacaklarını tahsil etme imkânını fiilen ve hukuken tamamen ortadan kaldırmış, başlatılan hukuki süreci sonuçsuz bırakarak davanın ilerlemesini engellemiş ve mahkemeye erişimi işlevsiz hâle getirmiştir. Bunun üzerine başvurucular, paralarını geri almak için yasal yollarla başvurdukları yargı mekanizmasının, sonradan çıkarılan bir kanunla tek taraflı olarak sonuçsuz bırakılmasının mülkiyet haklarını ve aynı zamanda hak arama hürriyetlerini telafisi imkânsız şekilde zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Uyuşmazlığın temel konusu, meşru bir alacağın tahsilat imkânının yasama tasarrufuyla davacıların ellerinden alınması nedeniyle uğranılan zararların tespiti, yaşanan anayasal hak ihlalinin tespiti ve yeniden yargılama kurumu işletilerek adaletin tecelli etmesinin sağlanmasıdır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını temel referans noktası olarak almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin malvarlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma, bunları kullanma, yararlanma ve meşru beklentilerini hukuki koruma altına alma yetkisini en geniş anlamda güvenceye alır. Ancak bu hakkın sadece kâğıt üzerinde kalan teorik bir kavram olmaktan çıkıp mahkemeler önünde pratikte korunabilmesi için, Anayasa m. 40 hükmünde açıkça düzenlenen etkili başvuru hakkının da işlevsel olması son derece zorunludur. Etkili başvuru hakkı, kişinin anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasını yetkili yargısal makamlar önüne taşıyabilmesini, bu iddiaların esastan, adil ve tarafsız bir şekilde incelenmesini ve şayet bir hak ihlali tespit edilirse bunun uygun bir telafi yöntemiyle mutlaka giderilmesini güvence altına almaktadır.
Hukuk sistemimizde, mülkiyet uyuşmazlıklarında alacağın tahsili amacıyla görevli ve yetkili mahkemelerde dava açılması, hak arama hürriyetinin ve etkili başvuru hakkının en tipik ve yaygın kullanım şeklidir. Anayasa Mahkemesinin daha önce çerçevesini çizdiği yerleşik içtihatlarına göre, kişiler alacaklarına kavuşmak için kendilerine yasa ile sunulan uygun hukuki yolları meşru bir şekilde kullanmış olmalarına rağmen, devletin yasama organı eliyle sonradan geriye dönük etkiler yaratacak şekilde çıkardığı bir kanuni düzenleme ile bu hukuki mekanizmaların davacılar aleyhine işletilemez hâle getirilmesi hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle kabul edilemez.
Kanun koyucunun toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda ekonomik alanda düzenleme yapma yetkisi her zaman bulunmakla birlikte, devam eden hukuki uyuşmazlıklara açık bir müdahale niteliği taşıyan, kişilerin mahkemelere ve hukuki yollara erişimini daraltan, dava sonucunda elde edecekleri muhtemel kazanımları bütünüyle ortadan kaldıran yasama tasarrufları, kural olarak mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal eder. Evrensel bir ilke olan hukuk devleti kuralı gereği, kişilere sunulan yargısal yolların sonradan çıkarılan kanunla fiilen etkisiz kılınması, hukuki güvenlik, hukuki öngörülebilirlik ve kazanılmış haklara saygı ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucular Ergün Çiftçioğlu ve Orhan Genç tarafından yapılan ihlal şikâyetlerini usul ve esas yönünden incelerken dosyadaki mevcut durumun ve ileri sürülen temel iddiaların, daha önce tam da aynı hukuki sorunu barındıran ve ilkesel bazda çözüme kavuşturulmuş olan emsal nitelikteki kararı ile birebir örtüştüğünü tespit etmiştir. Mahkeme, başvurucuların şirkete yatırdıkları paranın iadesi için hukuki süreci zamanında, kanuni şartlara uygun olarak başlattıklarını ve hak arama gayretlerini usulüne uygun olarak devam ettirdiklerini saptamıştır.
Somut uyuşmazlıkta, başvurucular hukuki yollara güvenerek alacaklarına kavuşmak umuduyla mahkemeye başvurmuş ve devletin adalet mekanizmasını haklı olarak harekete geçirmişlerdir. Ne var ki, alacak davası derdest iken ve yargılama süreci devam ederken Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan yeni bir kanuni düzenleme ile bu tür uyuşmazlıkların çözüm yolu yasal olarak daraltılmış, başvurucuların alacaklarını tahsil etmelerine imkân veren hukuki zemin bütünüyle ortadan kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, devletin bir yandan kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarını çözecek mahkemeleri kurup işletmekle yükümlü olduğunu, diğer yandan da yargı süreci hukuka uygun bir şekilde işlerken bu adli süreci davacılar aleyhine sonuçsuz bırakacak ve mahkeme kararlarını işlevsiz kılacak nitelikte kanuni müdahalelerden kaçınması gerektiğini kuvvetle vurgulamıştır.
Yargılama esnasında yürürlüğe giren yeni yasa kuralının, davacıların tahsil imkânını pratik olarak imkânsızlaştırması, başvurucuların zedelenen mülkiyet hakkını koruyacak hiçbir somut hukuki yolun bırakılmamasına sebebiyet vermiştir. Anayasa Mahkemesi, emsal karardaki ilkelerden, standartlardan ve ulaşılan ihlal sonucundan ayrılmayı gerektiren olgusal veya hukuki bir farklılığın somut olayda hiçbir şekilde bulunmadığını açıkça ifade etmiştir. Alacaklarını tahsil etmek için hukuki mekanizmaları işletme fırsatından mahrum bırakılan başvurucuların karşı karşıya kaldığı bu vahim durum, anayasal güvencelerin özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiş ve kabul edilmiştir. Yüksek Mahkeme, tespit edilen bu açık hak ihlalinin ve başvurucular üzerinde yarattığı zararlı sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi için tek etkili hukuki yolun yargılamanın ilgili mahkeme nezdinde yeniden yapılması olduğuna hükmetmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.