Karar Bülteni
AYM Dilek Oyarkılıçgil ve Diğerleri BN. 2021/53093
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/53093 |
| Karar Tarihi | 11.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanuni düzenlemeyle alacak tahsilinin engellenmesi ihlaldir.
- Devam eden davada tahsil imkânının kaldırılması ölçüsüzdür.
- Mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı esastır.
Bu karar, vatandaşların şirketlere yatırdıkları paraların iadesi amacıyla açtıkları alacak ve tazminat davalarının derdest olduğu sırada, yasama organı tarafından yürürlüğe konulan geriye dönük kanuni düzenlemelerle alacağın tahsil imkânının ortadan kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecine kanun koyucunun müdahale ederek davacıların alacaklarına kavuşmasını imkânsız hâle getirmesini, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu durum, hukuk devleti ilkesinin temel bir gereği olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin önemini bir kez daha güçlü şekilde vurgulamaktadır.
Benzer mahiyetteki çok ortaklı şirket mağdurları tarafından açılan binlerce davada emsal teşkil edecek olan bu karar, yüksek mahkemenin daha önce bu konudaki ilkelerini istikrarlı bir şekilde uyguladığını göstermektedir. Uygulamadaki önemi ise, derece mahkemelerinin derdest davalarda sonradan çıkarılan ve vatandaşın dava hakkını fiilen ortadan kaldıran yasal düzenlemeleri şeklen uygulamak yerine, temel hak ve özgürlükler perspektifinden anayasal denetim yapmaları gerektiğine işaret etmesidir. Karar neticesinde, sonradan çıkan yasal düzenleme gerekçe gösterilerek reddedilen davaların yeniden görülmesinin yolu açılmış ve vatandaşların mülkiyet haklarına kavuşmaları için hukuki zemin yeniden tesis edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, geçmiş yıllarda bir şirkete yatırdıkları paraların iadesi talebiyle ilgili şirket aleyhine alacak davası açmıştır. Ancak taraflar arasındaki mahkeme süreci devam ederken yasama organı tarafından bu tür alacakları konu alan, geçmişe yürürlüklü yeni bir kanuni düzenleme yapılmıştır. İlgili kanun değişikliğiyle birlikte, başvurucuların yatırdıkları paraların iadesini talep etme hakları ve alacaklarını tahsil etme imkânları kanun yoluyla fiilen ortadan kaldırılmıştır. Derece mahkemelerinin de yargılama sırasında sonradan yürürlüğe giren bu yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek davaları reddetmesi üzerine uyuşmazlık doğmuştur. Başvurucular, devam eden davalarına yasa ile müdahale edilerek hem mülkiyet haklarının hem de mahkemeye erişerek haklarını etkili şekilde arama imkânlarının ellerinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin genel Anayasa kuralları ile yerleşik içtihat prensiplerini dikkate almıştır. Uyuşmazlığın hukuki temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 ile güvence altına alınan etkili başvuru hakkı yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin daha önce benzer uyuşmazlıklarda ortaya koyduğu yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireylerin mülkiyet haklarını korumak ve alacaklarını tahsil etmek amacıyla uygun hukuki yollara başvurması anayasal bir haktır. Kişilerin mülkiyet haklarını korumak üzere yargı mercileri önünde hukuki süreç başlattığı sırada, kanun koyucunun sonradan yürürlüğe koyduğu yasal düzenlemelerle bu davanın başarı şansını veya alacağın tahsil edilebilirliğini tamamen ortadan kaldırması, hak arama hürriyetine ve mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.
Doktrinde ve anayasa yargısında da kabul edildiği üzere, kanunların kural olarak geriye yürümemesi ve devam eden uyuşmazlıklara müdahale etmemesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Yargılama sırasında yapılan kanuni bir düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılmak, mülkiyet hakkının özünü zedelediği gibi, kişilerin devlete ve hukuk sistemine olan güvenini de derinden sarsmaktadır. Adil yargılanma hakkının temel bir parçası olan etkili başvuru mekanizmalarının, sadece kâğıt üzerinde var olması yeterli değildir; aynı zamanda pratikte de sonuç doğurucu ve mağduriyeti giderici mahiyette olması şarttır. Bu nedenle derece mahkemelerinin, uyuşmazlıkları çözerken sadece sonradan çıkarılan kısıtlayıcı kanun hükümlerini dikkate alması değil, anayasal mülkiyet güvencelerini ve etkili başvuru hakkını koruyacak adil bir denge kurması mutlak bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayı incelerken başvurucuların devam eden hukuki süreçlerinde maruz kaldıkları kanuni müdahalenin niteliğini ve etkilerini değerlendirmiştir. Dosya kapsamına göre başvurucular, alacaklarının tahsili amacıyla usulüne uygun şekilde hukuki yollara başvurmuş ve mahkemeler önünde hak arama süreçlerini başlatmışlardır. Ancak, yargılama esnasında yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenleme ile söz konusu paraların iadesi ve tahsili süreci yasal olarak durdurulmuş ve başvurucuların alacaklarını tahsil etme imkânı fiilen imkânsız hâle getirilmiştir.
Yüksek Mahkeme, bu davanın daha önce incelenerek ilkelere bağlanan ve emsal teşkil eden yargı kararlarıyla olay ve olgular bakımından tam bir benzerlik taşıdığını tespit etmiştir. Anılan kararlarda belirlenen anayasal ilkelere göre, bireylerin haklı bir beklentiyle yürüttükleri yargısal süreçlere, alacağın tahsilini imkânsız kılacak şekilde kanunla müdahale edilmesi, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik usul güvencelerini bütünüyle işlevsiz bırakmaktadır. Somut dosyada da, derece mahkemelerinin sonradan yürürlüğe giren ve tahsil imkânını kaldıran kanuni düzenlemeyi uygulayarak davayı sonuçlandırması, başvurucuları hukuki mekanizmaları etkili şekilde işletme imkânından tamamen mahrum etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan bu müdahalenin demokratik toplum düzeninde ölçülü sayılamayacağını ve etkili başvuru hakkının özünü zedelediğini saptamıştır. Açıklanan bu nedenlerle, olayda yerleşik içtihatlardan ve daha önce ulaşılan hukuki sonuçlardan ayrılmayı gerektiren herhangi bir istisnai durum bulunmadığı vurgulanmıştır. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve başvurucuların mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesinin yasal bir zorunluluk olduğu hüküm altına alınmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması talebini kabul etmiştir.