Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Nuh Yıldız ve Diğerleri | BN. 2024/70460

Karar Bülteni

AYM Nuh Yıldız ve Diğerleri BN. 2024/70460

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2024/70460
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sıkı ilişkili hukuk araştırması zorunludur.
  • İşçi lehine olan hukuk gözetilmelidir.
  • Yabancı hukukun süreleri doğrudan uygulanamaz.
  • Süre aşımı kararları mahkemeye erişimi engelleyebilir.

Bu karar, yurt dışında çalışan işçilerin Türkiye'de açtıkları işçilik alacağı davalarında uygulanacak hukukun tespiti açısından son derece kritik bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinde taraflarca açık bir hukuk seçimi yapılmış olması veya mutat işyeri hukukunun peşinen belirlenmiş olması durumlarında dahi, mahkemelerin bu kuralı mutlak bir kesinlikle uygulamaması gerektiğini ortaya koymuştur. Olayın tüm şartları titizlikle değerlendirilerek işçi lehine daha yüksek koruma standardı sağlayacak "daha sıkı ilişkili hukuk" araştırmasının mahkemelerce resen yapılması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Yargı mercilerinin, bu kapsamlı araştırmayı yapmaksızın sadece çalışılan ülkenin iç hukukundaki zamanaşımı veya hak düşürücü süreleri dikkate alarak davayı reddetmesi, anayasal güvence altındaki mahkemeye erişim hakkının açık ve ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Emsal niteliğindeki bu önemli içtihat, özellikle uluslararası bağlantılı iş uyuşmazlıklarında derece mahkemelerinin doğrudan yabancı hukuku uygulayarak davaları usulden ve süre yönünden reddetme şeklindeki yerleşik pratiğini derinden etkileyecek ve değiştirecektir. Artık mahkemeler; işçinin tabiiyeti, sözleşmenin dili, sosyal güvenlik sisteminin fiilen nerede kayıtlı olduğu ve tarafların hukuki ile sosyal ilişkilerinin yoğunlaştığı ülke gibi somut unsurları tek tek irdelemek zorundadır. Bu sayede, yurt dışı projelerinde görev alan Türk işçilerinin hak arama hürriyetleri güçlendirilmiş, sözleşmedeki zayıf taraf olan işçinin yüksek standartta korunması anayasal bir güvenceye kavuşturulmuş ve uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyetli bir dengenin tesisi sağlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, yurt dışında bir projede işçi olarak çalışırken iş sözleşmelerinin feshedilmesi üzerine, hak ettikleri işçilik alacaklarının kendilerine ödenmesi talebiyle eski işverenlerine karşı dava açmışlardır. Yargılamayı yürüten ilk derece mahkemeleri, başvurucuların fiilen çalıştıkları ülkenin hukuk kurallarını esas almış ve o ülkenin mevzuatında yer alan dava açma sürelerinin geçtiğini belirterek davaları zamanaşımı veya hak düşürücü süre nedeniyle reddetmiştir. Başvurucular, uyuşmazlıkta Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, fiilen çalışılan ülkenin hukukunu tam olarak bilmelerinin mümkün olmadığını ve mahkemelerin bu katı tutumu sebebiyle hak arama hürriyetlerinin kısıtlandığını iddia etmişlerdir. İç hukuk yollarının aleyhlerine tükenmesi üzerine, mahkemeye erişim haklarının ve adil yargılanma güvencelerinin ağır şekilde ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde derinlemesine incelemiştir. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıklarını bağımsız ve tarafsız bir yargı mercii önüne taşıyarak uyuşmazlığın adil ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını talep edebilmelerini güvence altına almaktadır. Bireylerin mahkemeye başvuru hakkını tamamen etkisizleştiren veya anlamsız kılan katı usul kuralları ile hak arama özgürlüğünü daraltan aşırı şekilci yargısal yorumlar anayasal ihlal sonucunu doğurmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta derece mahkemeleri tarafından temel alınan kanun hükmü, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 27 düzenlemesidir. İlgili madde uyarınca iş sözleşmelerine kural olarak tarafların serbest iradesiyle seçtiği hukuk uygulanmakta, eğer herhangi bir seçim yapılmamışsa işçinin işini mutat olarak yaptığı işyeri hukuku devreye girmektedir. Ancak maddenin dördüncü fıkrası, hâlin bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle "daha sıkı ilişkili" bir hukukun bulunması durumunda, mutat işyeri hukuku yerine bu hukukun uygulanmasına açıkça cevaz vermektedir.

Anayasa Mahkemesinin yakın tarihli iptal kararı ve konuya ilişkin emsal içtihatları gereğince, işçi lehine daha yüksek standartta koruma sağlayan sıkı ilişkili bir hukukun varlığı hâlinde mahkemelerin bu durumu resen gözetmesi anayasal bir yükümlülük olarak öne çıkmaktadır. Sıkı ilişkili hukukun somut olarak tespitinde; sözleşme taraflarının tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı coğrafi yer, işçinin fiilen tabi olduğu sosyal güvenlik sistemi ve tarafların yerleşim yerleri gibi belirleyici unsurlar mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda, bahsi geçen unsurlar incelenmeden yalnızca yabancı ülke kanunlarındaki hak düşürücü sürelerin veya zamanaşımı kurallarının baz alınarak işçinin dava hakkının tamamen elinden alınması, işçi ve işveren arasındaki makul menfaat dengesini bozmakta ve devletin sosyal hakları korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından verilen ret kararlarını mahkemeye erişim hakkı yönünden detaylı bir şekilde değerlendirmiş ve uyuşmazlığın çözümünde temel alınan yargısal yorumların anayasal ölçülülük ilkesine uygunluğunu irdelemiştir. Yargı mercileri, yabancılık unsuru taşıyan bu iş hukuku uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuku belirlerken doğrudan doğruya işçilerin fiilen çalıştıkları ülkenin mevzuatını mutlak surette esas almış ve o ülkenin kısa zamanaşımı ile hak düşürücü süre kurallarını işleterek davaları usulden reddetme yoluna gitmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, dosyaların incelenmesi neticesinde, taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesi ile "daha sıkı ilişkili" bir hukukun bulunup bulunmadığı yönünde derece mahkemelerince hiçbir hukuki araştırma, inceleme ve tartışma yapılmadığını açık bir biçimde tespit etmiştir.

Dosya kapsamındaki somut veriler ve iddialar ışığında; mahkemeler, hukuk seçimi yapılmış olsa dahi durumun bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili olan Türk hukukunun uygulanmasının, Türk vatandaşı olan işçi lehine sonuç doğurma ihtimalini hiçbir şekilde değerlendirmemiştir. İş hukukunun en temel prensiplerinden olan işçinin yüksek standartta korunması ilkesi gereğince; uyuşmazlığa taraf olanların tabiiyeti, sosyal güvenlik primlerinin yattığı sistemin bağlı olduğu ülke, tarafların sosyal yaşantılarının merkezi ve sözleşmenin akdedildiği yer gibi uyuşmazlığın özünü oluşturan hayati unsurlar incelenmemiş, salt işin fiilen yapıldığı yer olarak mutat işyeri hukuku baz alınarak katı ve şekilci bir uygulama sergilenmiştir. Mahkemelerin bu yöndeki eksik incelemesi ve katı tutumu, işçilerin yasal dava açma hakkını neredeyse tamamen anlamsız hâle getirmiş ve onları adil olmayan, katlanılması son derece güç bir hukuki külfetle karşı karşıya bırakmıştır.

Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetler ise, güncel mevzuat değişiklikleri çerçevesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine getirilmiş olması gerekçesiyle, anayasal yargının ikincilliği ilkesi gereği başvuru yolları tüketilmediğinden kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, daha sıkı ilişkili hukuk araştırması yapılmaksızın davanın süre aşımından reddedilmesinin ölçüsüz bir müdahale olduğuna kanaat getirerek başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararı yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili derece mahkemelerine göndermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: