Karar Bülteni
AYM Mustafa Karlıdağ BN. 2023/37887
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/37887 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Taşınmaza kamulaştırmasız el atılması mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyete müdahale kanunilik ilkesine uygun olmalıdır.
- İhlalin bütünüyle giderilmesi için manevi tazminat ödenmelidir.
- Kamulaştırmasız el atmada yeniden yargılamada hukuki yarar yoktur.
Bu karar, idarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza kamulaştırma usullerine uymaksızın fiilen el atmasının, anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkının açık bir ihlali olduğunu hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılacak herhangi bir müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağı olması gerektiğini vurgulayarak, kamulaştırma mevzuatında belirtilen usullere uyulmadan gerçekleştirilen el atmaların anayasal kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu doğrultuda idarenin eylemi, mülkiyet hakkının özüne dokunan haksız bir fiilî müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Zira yüksek mahkeme, kamulaştırmasız el atma durumlarında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığına, mülk sahibinin mağduriyetini giderecek etkin ve fiilî yolun tazminat olduğuna hükmetmiştir. Bu yaklaşım, benzer mağduriyetleri yaşayan vatandaşların uzun ve sonuçsuz yargılama süreçleri yerine doğrudan maddi ve manevi tazminat ile tatmin edilmelerine olanak tanımaktadır. Uygulamada idarelerin taşınmazlara fiilî el atmalarını caydırıcı nitelikte olan bu hukuki tespit, mülkiyet hakkının korunması ve ihlal durumunda mağduriyetin eski hâle getirme ilkesi uyarınca manevi tazminatla telafi edilmesi gerektiği yönündeki yerleşik içtihadı daha da pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Mustafa Karlıdağ, maliki olduğu taşınmaza idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, idarenin özel mülkiyete konu olan bir araziyi kanuni usullere riayet etmeden kullanmaya başlaması ve mülk sahibinin bu taşınmaz üzerindeki hukuki tasarruf yetkisini tamamen kısıtlaması yatmaktadır. Uzun yıllar süren bu fiilî durum karşısında idari ve yargısal yollardan tatmin edici bir sonuç alamayan başvurucu, nihai çare olarak yüksek mahkemeye gitmiştir. Başvurucu, idarenin bu haksız ve kanunsuz eylemi nedeniyle uğradığı mağduriyetin tespit edilmesini, mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalenin ihlal olarak kabul edilmesini, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasını ve mağduriyetinin telafisi için tarafına manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik idari müdahaleleri incelerken öncelikle müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığını dikkatle değerlendirmektedir. Temel anayasal hukuk kuralı olarak, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılacak her türlü sınırlama ve müdahale, ancak kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla yapılabilir. Ayrıca bu sınırlandırma süreci, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ilkelerine, özellikle de ölçülülük ve kanunilik kriterlerine sıkı sıkıya uygun olmalıdır.
Kamulaştırma işlemleri açısından ise Anayasa'nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyuşmazlıkların çözümünde temel alınmaktadır. İdarenin, özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyması hâlinde, bu kanunda belirtilen idari usul ve esaslara harfiyen uyması, mülkiyet bedelini peşin ve nakit olarak ödemesi anayasal bir zorunluluktur. İdarenin herhangi bir kamulaştırma kararı almadan ve kanunda öngörülen hukuki prosedürleri işletmeden bir taşınmaza fiilen veya hukuken el atması, mülkiyet hakkına yapılan en ağır ve haksız müdahalelerden biri olarak kabul edilmektedir.
Yerleşik yüksek mahkeme içtihat prensipleri doğrultusunda, kamulaştırmasız el atma eylemlerinde kanunilik ilkesinin ihlal edildiği tartışmasız olarak benimsenmektedir. İdarenin bu hukuka aykırı tutumu, mülk sahibinin mülkiyet hakkından doğan kullanma, yararlanma ve dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkilerini yasal bir zemin olmaksızın sınırlandırmaktadır. Bu tür anayasal uyuşmazlıkların çözümünde, eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi ve oluşan elem ve ızdırabın giderilmesi için mağdura manevi tazminat ödenmesi gerektiği, yerleşik bir hukuki koruma tedbiri olarak sıklıkla uygulanmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu Mustafa Karlıdağ'ın mülkiyet hakkına yönelik şikâyetlerini incelerken somut olaydaki idari fiilin niteliğini ve bu fiilin mülkiyet hakkının özüne olan ağır etkisini kapsamlı bir şekilde değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, idarenin başvurucuya ait taşınmaza hiçbir geçerli kamulaştırma işlemi yapmaksızın ve yasal süreçleri işletmeksizin doğrudan fiilen el atmasının, anayasal güvencelere ve yerleşik yasal prosedürlere tamamen aykırı bir tutum olduğunu somut delillerle tespit etmiştir.
Yapılan derinlemesine incelemede, başvurucunun taşınmazına yönelik bu fiilî müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında belirtilen kesin usullere uymadığı net bir biçimde ortaya konulmuştur. Mahkeme, daha önce benzer nitelikteki uyuşmazlıklar için verilen yerleşik emsal kararlara atıf yaparak, kamulaştırmasız el atma eylemlerinin mülkiyet hakkına açıkça kanunsuz bir müdahale teşkil ettiği ilkesini bu somut olayda da güçlü bir şekilde yinelemiştir.
Giderim talepleri yönünden yapılan hukuki değerlendirmede ise, kamulaştırmasız el atma şikâyeti nedeniyle oluşan mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından ilk derece mahkemelerinde yeniden yargılama yapılmasında herhangi bir hukuki yarar bulunmadığına karar verilmiştir. Zira ortada yeniden yargılama ile usulen düzeltilebilecek bir yargısal karardan ziyade, idarenin doğrudan kanunsuz bir fiilî durumu söz konusudur. Bu sebeple, ihlalin yıkıcı sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi ve başvurucunun mülkiyetinin elinden alınması nedeniyle uğradığı manevi zararın telafi edilebilmesi için eski hâle getirme kuralı çerçevesinde en etkin giderim yolunun tazminat ödenmesi olduğu açıkça belirlenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.