Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/590 E. 2025/2896 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/590 |
| Karar No | 2025/2896 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak ve İptal Davası |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tanıkların eksik dinlenmesi hukuki dinlenilme hakkını zedeler.
- İşverenle husumetli olmak tanıklığa doğrudan engel değildir.
- Arabuluculukta uyuşmazlık konusu olmayan talepler usulden reddedilir.
- Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlenmesinden yasal olarak vazgeçilemez.
Bu karar hukuken, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkının ve ispat hakkının sınırlarını usul hukuku çerçevesinde çok net bir biçimde çizmektedir. Yargılama makamlarının, usul ekonomisi ilkesi gereği kanunda yer alan "tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yetinilmesi" istisnai kuralını uygularken, taraf haklarını ihlal etmemek adına oldukça hassas ve dengeli davranmaları gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemelerin bu kuralı yalnızca davanın kötüniyetli olarak uzamasını engellemek amacıyla uygulayabileceği belirtilmiştir. Duruşma salonu kapısında hazır bekleyen ve uyuşmazlığın aydınlatılmasına doğrudan katkı sağlayacak tanıkların dinlenmesinden, sırf işverenle husumetli olmaları veya benzer başka davalarının bulunması gibi kanunda yer almayan gerekçelerle vazgeçilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle çok sayıda işçiyi ilgilendiren seri dosyalarda ve irade fesadı iddialarının ağırlıkta olduğu arabuluculuk tutanağının iptali davalarında kendisini güçlü bir şekilde gösterecektir. İşçinin kendi iradesinin sistematik eylemlerle fesada uğratıldığını ispat etmek için gösterdiği tanıkların Mahkemece noksan dinlenmesi, doğrudan hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılarak mutlak bir bozma sebebi oluşturacaktır. Uygulamada, yerel mahkeme hâkimlerinin tanık beyanlarını serbestçe takdir edeceği, taraf tanıklarının beyanlarının kategorik olarak reddedilemeyeceği ilkesi bu emsal kararla iyice pekiştirilmiştir. Aynı zamanda dava şartı arabuluculuk tutanaklarında açıkça uyuşmazlık konusu yapılmayan yasal taleplerin, esastan değil ancak dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiği hususu da usul hukuku bakımından bağlayıcı bir içtihat hâline getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işverenin kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanan işçilerle çalışmak istemediğini belirterek kendisine zorla emeklilik nedeniyle fesih dilekçesi imzalattığını iddia etmiştir. Davacı, işten çıkarılmasının ardından yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin sistematik olarak fesada uğratıldığını ve kıdem ile ihbar tazminatlarının eksik ödendiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, iş sözleşmesi sonlandırılan bazı işçilere sağlanan "ek menfaat" uygulamasının kendisine sağlanmamasının eşit davranma borcuna aykırılık teşkil ettiğini belirterek arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini ve eksik alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. Davalı işveren ise sürecin usulüne uygun yürütüldüğünü, işçiye hak ettiği ödemelerin yapıldığını ve ek menfaat uygulamasının bağlayıcı bir işyeri uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemenin davayı reddetmesi ve istinafın onaması üzerine karar temyiz edilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde Mahkeme tarafından temel alınan hukuki kuralların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde en temel insan haklarından biri olarak düzenlenen adil yargılanma hakkı gelmektedir. Adil yargılanma hakkının usul hukukundaki en önemli yansıması ve unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile mevzuatımıza detaylıca dâhil edilmiştir. Bu emredici kural uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile doğrudan bağlantılı olarak yargılama makamları önünde hukuki dinlenilme, iddialarına ilişkin açıklama yapma ve bu iddialarını ispat etme hakkına mutlak surette sahiptir. Hukuk sistemimizde geçerli olan silahların eşitliği ilkesi gereği, her iki taraf da ispat ve delil sunma haklarından mahkemeler nezdinde eşit şekilde yararlanmalıdır.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü, davaya bakan hakime, tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle ispat edilmek istenen maddi husus hakkında yeterli kanaat ve bilgi edinilmesi hâlinde, geri kalan diğer tanıkların dinlenmemesine karar verme yönünde istisnai bir takdir yetkisi tanır. Ancak bu kuralın kanuna konuluş amacı ve gerekçesi, davayı sırf uzatma kastıyla hareket eden tarafın kötüniyetli usul çabalarını engellemektir. İş hukukunun işçiyi koruma amacı ve doğası dikkate alındığında, işçilik alacaklarına kavuşmak niyetiyle yargıya başvuran işçinin davayı uzatma kastıyla hareket ettiğinin peşinen kabulü, hayatın olağan akışına ve hak arama hürriyetine aykırıdır. Ayrıca, yargılama hukukumuzda işverenle devam eden davası bulunan bir işçinin tanık olarak dinlenmesini kategorik olarak engelleyen herhangi bir usul hükmü bulunmamaktadır. Hâkim, yeminli tanık ifadeleriyle doğrudan bağlı olmayıp, tanığın doğru söylemediğini diğer maddi delillerle tespit etmesi hâlinde sunulan beyanları serbestçe takdir etme yetkisine sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan incelemede, ilk derece mahkemesinin yargılama sırasındaki usulü işlemleri detaylıca değerlendirilmiştir. Davacı taraf, iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişilik geniş bir tanık listesi sunmuştur. Ancak yerel mahkeme, bu tanıklardan sadece ikisini dinlemiş ve diğer sekiz tanığın dinlenilmesi talebini reddetmiştir. Mahkeme bu ret kararına gerekçe olarak, tanıklardan bazılarının davalı işverenle süregelen husumetli davalarının bulunmasını, bazılarının davacıdan sonra işten ayrılarak tazminat almalarını ve olayla doğrudan illiyet kurulamamasını göstermiş, bu çerçevede 6100 sayılı Kanun m.241 hükmünü işletmiştir.
Yargıtay, duruşma salonunun hemen dışında hazır bekleyen ve dinlenmesi özel olarak talep edilen tanıkların, sırf davayı uzatma amacı taşımadığının çok net olduğunu vurgulamıştır. Mahkemenin, işverenle husumeti olan işçilerin tanıklığının dosyanın esasına hiçbir katkı sağlamayacağına yönelik peşin yargılı kabulü hukuka aykırı bulunmuştur. İş hukukunda tanıkların beyanları serbestçe takdir edilir ve işverene karşı başka bir davası olmak, bir kişinin mahkeme önünde tanık olarak dinlenilmesine mutlak surette engel teşkil etmez. Yeterli maddi bilgi ve kanaat edinilinceye kadar gösterilen tanıkların dinlenmesi yasal bir zorunluluktur ve bunun yerine getirilmemesi davacının hukuki dinlenilme hakkı ile ispat hakkının çok ağır bir ihlalidir.
Bunun yanı sıra, dosyaya sunulan dava şartı arabuluculuk anlaşamama tutanağında "ihbar tazminatı" uyuşmazlık konusu olarak yer almamıştır. Arabuluculuk tutanağında uyuşmazlık konusu yapılmayan bir alacak kalemi hakkında, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi Yargıtay tarafından isabetli bulunmuştur. Ancak yerel mahkemenin, kıdem tazminatı farkına ilişkin talebi de arabuluculuk aşamasında üzerinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı gerekçesiyle esastan değil usulden reddetmesi teknik olarak hatalı bulunmuş, ne var ki temyiz edenin sıfatına göre bu husus tek başına bozma nedeni sayılmamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik tanık dinlenmesi suretiyle davacının ispat ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi yönünde karar vererek İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını bozmuştur.