Karar Bülteni
AYM Mahmut Çeçen BN. 2021/37741
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/37741 |
| Karar Tarihi | 18.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İnfaz kurumunun intihar riskini bilme yükümlülüğü sınırlıdır.
- Risk bilinmiyorsa devletin koruma yükümlülüğü ihlal edilmez.
- Tüm sağlık geçmişinin resen tespiti makul değildir.
- Etkili soruşturma yükümlülüğü ivedilik ve özen gerektirir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında meydana gelen mahpus intiharlarında devletin pozitif koruma yükümlülüğünün sınırlarını net bir biçimde çizmesi açısından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin mahpusların yaşam hakkını koruma ödevi bulunmakla birlikte, bu yükümlülüğün ancak yetkililerin somut ve öngörülebilir bir intihar riskini bilmeleri veya bilmeleri gerektiği durumlarda doğacağını kesin bir dille vurgulamaktadır. Mahpusun kuruma kabulü sırasında psikolojik sorunlarını gizlemesi ve ailesinin de bu yönde herhangi bir bildirimde bulunmaması durumunda, kurumun resen tüm geçmiş sağlık ve adli kayıtlarını online sistemlerden araştırmasının kamu makamlarına aşırı bir külfet yükleyeceği açıkça ifade edilmiştir.
Karar, idare aleyhine açılacak tam yargı davalarında ve yaşam hakkı ihlali iddialarını içeren benzer bireysel başvurularda kritik bir emsal niteliği taşımaktadır. Uygulamada, idarenin hizmet kusuru iddialarına karşı "öngörülebilirlik" ve "makul tedbir" kriterleri başat rol oynamaya devam edecektir. Ceza infaz kurumlarının standart kabul prosedürlerini usulüne uygun işletmesi ve şüpheli ölümlerde Cumhuriyet başsavcılıklarınca derhâl ve özenle etkili bir soruşturma yürütülmesi, devletin usul ve esasa ilişkin yükümlülüklerini yerine getirdiğinin kabulü için yeterli görülmüştür. Bu yaklaşım, idarenin sorumluluğunun her koşulda kusursuz sorumluluk boyutuna genişletilmesinin önüne geçmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan kardeşinin kendini asarak intihar etmesi olayı üzerine devlet makamlarına karşı bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun kardeşi, kuruma alındıktan kısa bir süre sonra, pandemi izolasyon koşulları kapsamında işitme ve konuşma engelli bir başka mahpusla birlikte kaldığı odada hayatına son vermiştir.
Başvurucu; kardeşinin geçmişte askerlikten psikolojik sorunları nedeniyle elverişsiz raporu alarak terhis edildiğini, daha önce adli bir soruşturmada psikiyatrik gözlem altına alınmasına karar verildiğini, idarenin bu adli ve sağlık kayıtlarını bilerek gerekli tedbirleri alması gerektiğini iddia etmiştir. Ayrıca, kardeşinin sağır ve dilsiz biriyle aynı odada tutulmasının olası bir müdahaleyi imkânsız kıldığını ve olay sonrasında savcılık tarafından eksik incelemeyle takipsizlik kararı verilerek sorumluların korunduğunu ileri sürmüştür. Temel talep, gerekli önlemlerin alınmaması ve soruşturmanın etkisiz yürütülmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve devletin pozitif koruma yükümlülükleri üzerinden hukuki inceleme yapmıştır. Yaşam hakkı bağlamında devlet, yetki alanındaki bireylerin hayatını kamu görevlileri veya üçüncü kişilerin eylemlerinden korumakla kalmayıp, kişinin bizzat kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı da koruma ödevi altındadır. Bu anayasal kural, özellikle kırılgan ve korumasız durumda olan ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlüler için daha katı bir şekilde geçerlidir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ceza infaz kurumu yetkililerinin bir mahpusun kendini öldürmesi konusunda "gerçek ve öngörülebilir bir risk" bulunduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği durumlarda, bu riski ortadan kaldırmak için sahip oldukları yetkiler çerçevesinde ve makul ölçülerde gereken tedbirleri almaları zorunludur. Ancak bu yükümlülük, insan davranışlarının öngörülemezliği ve kurum kaynakları gözetildiğinde kamu makamları üzerinde aşırı ve orantısız bir yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz. Devletin intihar olayından sorumlu tutulabilmesi için yetkililere atfedilen kusurun basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını açıkça aşması gerekmektedir.
Bunun yanı sıra, yaşam hakkının usul boyutu uyarınca, şüpheli her ölüm olayının aydınlatılması ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla Cumhuriyet başsavcılıklarınca etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi mecburidir. Etkili soruşturma yükümlülüğü; makul bir özen ve süratle hareket edilmesini, ölüm olayını aydınlatabilecek tüm delillerin resen toplanmasını, iddiaların tartışılmasını ve elde edilen bulguların nesnel bir analize tabi tutulmasını gerektirmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu somut olayda ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusun kendini öldürme riskini bilip bilmediklerini ve gerekli önlemleri alıp almadıklarını detaylıca irdelemiştir. İncelenen idari kayıtlara göre mahpus, kuruma kabulü sırasında psikososyal birim görevlileriyle yapılan görüşmelerde herhangi bir psikolojik rahatsızlığı bulunduğunu reddetmiş ve intihar düşüncesi olmadığını açıkça beyan etmiştir. Ayrıca mahpusun kuruma girmesinin ardından ailesi tarafından idareye, mahpusun ruh sağlığına ilişkin herhangi bir bilgi veya uyarı iletilmediği, babasının dahi soruşturma aşamasında oğlunun intihar düşüncesi olmadığını belirttiği tespit edilmiştir.
Başvurucunun, idarenin mahpusa ait geçmiş askerlik elverişsizlik raporlarına ve başka bir soruşturmadaki hastane sevk kararlarına elektronik sistemlerden resen ulaşması gerektiği yönündeki iddiası Mahkemece makul bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi, tutuklanan veya hüküm giyen her şahsın geçmişteki tüm sağlık ve adli verilerinin idare tarafından otomatik olarak taranıp değerlendirilmesini beklemenin, kamu kurumlarına aşırı bir külfet yükleyeceğini vurgulamıştır. Bu nedenle olayda idarenin intihar riskini öngörebileceği bir durumun bulunmadığı ve devlete atfedilebilecek esasa ilişkin bir koruma yükümlülüğü ihlali olmadığı saptanmıştır.
Öte yandan, ölüm olayının ardından Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmanın ivedilikle yürütüldüğü görülmüştür. Olay yeri incelemesinin yapıldığı, kamera kayıtlarının titizlikle izlendiği, aynı odada kalan sağır ve dilsiz mahpus dâhil tanık ifadelerinin usulüne uygun şekilde alındığı saptanmıştır. Yaklaşık sekiz ayda tamamlanan bu sürecin makul bir özenle yürütüldüğü, ölümün üçüncü kişilerin kusurundan değil ası sonucu gerçekleştiğinin netleştirildiği ve takibi gereken bir suç bulunmadığı sonucuna varılmasında keyfilik olmadığı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, olayda devletin koruma ve etkili soruşturma yükümlülüklerini ihlal etmediği yönünde karar vermiştir.